OSMANLI - İSLAM 34

www.osmanli-islam34.tr.gg

OSMANLIDA ORDU








OSMANLIDA ORDU

https://www.google.com.tr/webhp?sourceid=chrome-instant&ion=1&espv=2&ie=UTF-8#q=osmanlida%20ordu

https://www.google.com.tr/search?q=OSMANLIDA+ORDU&espv=2&biw=1040&bih=770&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ei=JFo_VZX2MtKO7QaiiIGYAw&ved=0CAYQ_AUoAQ


https://www.google.com.tr/search?q=OSMANLIDA+ORDU&espv=2&biw=1040&bih=770&tbm=vid&source=lnms&sa=X&ei=m1o_VaeIFMTJPP-7gNgC&ved=0CAkQ_AUoAw&dpr=1



OSMANLI ORDUSU 

VİKİPEDİA 

 

 

Osmanlı Ordusu 

Osmanlı Silahlı Kuvvetleri Osmanlı İmparatorluğunun Ordusu
Klasik Osmanlı OrdusuNizam-ı Cedid Ordusu, ve Modern Osmanlı Ordusu
Donanması ve Osmanlı Tayyare Bölükleri içermektedir.

 

 


OSMANLI ORDUSU

Ordu-yi Hümâyûn ( Osmanlıca: اردوي همايون )
 
Osmanlı İmparatorluğu'nun ordusudur. Osmanlı Ordusu'nun tarihi iki ana döneme ayrılabilir. Klâsik Dönem, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşu olan 1299 yılı ile 19. yüzyılın başlarındaki askeri reformlar arasındaki dönemi kapsamaktadır.

Klasik Osmanlı Ordusu

Klasik Osmanlı Ordusu II. Mehmed'in devlet ve askeri reformları (1451) ile başlamışdır. Bu reformlar ile devleti’nin beylik-devlet siyasetinden imparatorluk siyasetine geçişi sırasında merkezi otoriteyi devşirme-kapıkulu-yeniçeri-enderun sistemiyle sağlamlaştırılması amaçlanmışdır. Bu dönemde ocaklardan birisi olan ve devşirmelerden kurulan Yeniçeri ocağının ordu ve siyasette büyük etkisi vardır. Klasik dönem Osmanlı ordusu organizasyonu Kapıkulu askerleri ve Eyalet askerleriolarak yapılanmışdır. Bu ordu 1606 yılına kadar (apex yılları) girdiği savaşlardan başarı ile ile çıkar.


Klasik Orduyu Yenileme Çalışmaları (1606–1826)

1606 yılı ile Klasik Ordu savaşlardan yenilgi ile çıkmaya başlamışdır. Bu dönemde Yeniçeriliği faydalanabilecek şekle getirmek amacıyla yapılan çalışmalarla tanımlanır. Fransa'dan yardım istemiş, 1796 yılında konuyla ilgili olarak top, humbara dökümcüsü, top kundağı ve tüfenkçi işçileri gelmişti. Ayrıca, bir süre sonra Fransa'dan General Menand başkanlığında ve amele başı Bamilo ilen gelen heyetle birlikte Prusya'dan da subay ve danışmanlar geldi. Bunlardan Albay Von Goetze, 1798'de III. Selim'in isteği üzerine Osmanlı kara birliklerinde incelemelerde bulundu. Bu dönemin Vaka-i Hayriye ile son ermişdir.

Yeni Ordu Çalışmaları (1826–1858)

 

Asakir-i Mansure-i Muhammediyye
Modern Osmanlı Ordusu

Modern Osmanlı Ordusu Osmanlı Kara Kuvvetlerinin yeniden teşkilatlanması, Balkan Savaşları yenilgisinin hemen sonrasında başlanarak, I. Dünya Savaşı öncesinde tamamlanmıştır.

 


Deniz kuvvetleri

 

 

Osmanlı Donanması Osmanlı İmparatorluğu'nun denizcilikle ilgilenmeye başlaması İzmit ve Gemlik taraflarının, daha sonra da Karesi ilinin alınması ile başlamaktadır. Karesi Beyliği gemilerinden faydalanılarak, Rumeli'ye geçen Osmanlı, 1390 yılında Gelibolu'da önemli bir tersane yapmıştır. Saruhanoğulları, Aydınoğulları ve Menteşeoğulları beylikleri gibi denizde kıyısı olan beylikler, Osmanlı İmparatorluğu'nun idaresine girince, onların tersanelerinden de istifade edilmişti.


Hava gücü

 

Osmanlı tayyare bölükleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun kara ve deniz kuvvetlerine ait askerî hava bölükleridir. Osmanlı askerî havacılığının tarihi Haziran 1909[1] veya Temmuz 1911'e kadar uzanmaktadır.Türk Hava Kuvvetleri, Yüzbaşı Fesa Bey (Evrensev) ve Mülazım-ı Evvel Yusuf Kenan Bey'in 1911'de uçuş eğitimi için Fransa'ya gönderilmesini askerî havacılığının başlangıcı sayarak, 2011 yılında havacılığın 100. yıldönümünü kutladı.


Personel

 

 

 

Eğitim

 

 

Osman Gazî ve Orhan Gazî’nin ilk zamanlarında gönüllülerden oluşan ilk Osmanlı ordusu yerine, Bursa’nın fethi sırasında ortaya çıkan eksiklikleri gidermek için yevmlü (maaşlı) yaya ve atlı birlikler kurulmuştur. Yeniçerilik kurularak eğitimli bir ordunun temelleri atılır.Klasik dönemde askeri eğitimde öne çıkan iki unsurAcemioğlanlar Ocağı ile Yeniçeri Ocağı'dır. Acemioğlanları Ocağı'nda: Pençik ve Devşirme usulleriyle toplanan çocuklar, yetiştirilmek amacıyla önce bir Türk ailesine verilir ve oradan da Acemioğlanlar Ocağı’na gelirlerdi. Bu çocuklar, burada bir taraftan Sıbyan Mektebi seviyesinde eğitim verilirken diğer taraftan da askerî disiplinle Yeniçeri Ortası’na hazırlanırdı. Daha sonra acemioğlanlar arasından seçilen kıdemli oğlanlar, Cemaat Ortaları, Sekbanlar ve Ağa Bölükleri’nde eğitime tabi tutulurlardı. 1826'da kaldırılan yeniçerilikten sonra, farklı müesseseler ile ordunun eğitimi devam ettirilmeye çalışılmıştır.

1773 yılında III. Mustafa zamanında yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından açılan Hendese Odası tersane ve donanmanın geliştirilmesi ve de tersane halkının eğitilmesi amacıyla açılmış teknik okuldur. 1782 yılında I. Abdülhamit döneminde Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn' adını almıştır.

14 Mart 1827’de II. Mahmut'un açtığı Tıphane'ye uzanan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, Osmanlınin ilk Tıp fakültesidir.

1 Temmuz 1835'te Kara Harp Okulu Maçka'da II. Mahmud da katıldığı bir törenle eğitim ve öğretime başlamıştır. 1905 yılında beş ordu merkezinde açılmış olanEdirneManastırErzincanŞam ve Bağdat Harp okulları, kısa bir süre sonra kapatılmışlardır. Bundan sonra sadece İstanbul’daki Harbiye Mektebi, eğitim ve öğretime devam etmiştir.

30 Aralık 1898 tarihinde Gülhane Askerî Tıp Akademisi ilk olarak "Gülhane Seririyat Hastanesi" adı ile törenle açılmış. 1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilmesinden sonra tıp konularında yapılmak istenen reform girişimleri sonucu askeri ve sivil tıp okulları birleştirilmiş ve 1909’da kurulan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne Gülhane öğretim üyelerinin on bir kişilik önemli bir kısmı da transfer olmuştur.

Tayyare Mektebi Balkan Savaşlarının ardından 1912 yılının başında Osmanlı'nın askeri havacılığının gelişimi için Yeşilköy'de kurulmuş olan uçuş okuludur.

Osmanlı Ordusu'nda kullanılan silahlar

 

 

 

Osmanlı ordusunda; alem kılıçoksapanbozdoğantopuz da denilen gürzkamçıdöğenbaltameçşemşirgaddarayatağanhançerkamamızrak
cirit,kantariyekastaniçesüngüzıpkıntırpançatalhalbartmancınıkmüteharrik kuleşaykazarbazenmiyane zarbazenşahî zarbazenşaklozdrankıbedoluşka,martenejderhankolonbornamiyanebalyemez adlarındaki toplar şişhaneli karabina, çakmaklı, fitilli çeşitleriyle tüfektabancazırhkarakalmiğferdizçek,kolçakkalkan da düşman silâhından muhafaza için kullanıldı.

Kaynakça

 

 

 

 

Kaynaklar

 

 

 





OSMANLI ORDUSU VE EJNEBİ UNSURLAR



http://www.ayhanaktar.com.tr/yuzbasi-sarkis-torosyan-canakkaleden-filistin-cephesine.html


YÜZBAŞI  SARKİS TOROSYAN  (  ERMENİ  )

Kayseri’nin Everek (Develi) kazası doğumlu olan Yüzbaşı Sarkis Torosyan 1914 yılında Harbiye – Topçu Okulunu bitirdi. Önce, Osmanlı Ordusu tarafından Almanya’da Krupp fabrikasında staja yollandı. Daha sonra, Çanakkale cephesindeki Ertuğrul Tabyasına komutan olarak atandı. Düşman donanmasının 19 ve 25 Şubat 1915 tarihlerindeki saldırılarına karşı kahramanca direnen Yüzbaşı Torosyan, 18 Mart 1915 günü Rumeli Hamidiye Tabyasının komutanı olarak savaştı ve ağır yaralandı. Daha sonra, Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından kendisine takdirname verildi ve “Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye Harp Madalyası” ile ödüllendirildi. Rütbesi de Üsteğmenlikten Yüzbaşılığa yükseltildi.
Çanakkale’de Alçıtepe savaşlarına 8. Tümen’in Topçu Taburu komutanı olarak katılan Yüzbaşı Torosyan, daha sonra Makedonya, Romanya, Irak ve Filistin cephelerinde savaştı. Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın Osmanlı Ordusunda savaşan Ermeni subay ve askeri doktor ailelerinin tehcir edilmemesi konusundaki kesin emirlerine rağmen, Develi’nin İttihatçı Kaymakamı Salih Zeki Bey, Yüzbaşı Torosyan’ın ailesini Suriye çöllerine sürdü. 1917 yılında kız kardeşi Bayzar’ı Suriye’deki kamplarda bulan Torosyan, ailesini öldürenlerden intikam almak amacıyla 19 Eylül 1918 günü saf değiştirerek Arap isyanına katıldı. Madalya sahibi ‘savaş kahramanı’ iken, bir günde ‘vatan haini’ oldu. 1920 yılında ise ABD’ye göç etti.
I. Dünya Savaşında, Osmanlı Ordusunda savaşan Ermeni subaylarla ilgili olarak resmi tarihimizdeki suskunluğu bozacak bir kitap. İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi, Prof. Ayhan Aktar’ın önsözü ile yayınlandı





HUMBARACI AHMET OSMAN PAŞA  ( FRANSIZ  )


https://tarihiumumi.blogspot.com/2017/09/humbarac-ahmed-pasa-olarak-bildigimiz_92.html

Fransa'da doğup soylu bir aileye mensup olan ve askeriye de üst rütbelere gelen, 

Avusturya’da askeri hizmette bulunup imparatorun müsteşarı olan, 

Osmanlı Devletine intikal edip Humbara Ocağını teşkilatlandıran 

Bu adam aslında Kimdir?

Osmanlı Yenileşme ve Modernleşme bağlamında büyük yararları olan Humbaracı Ahmed Paşa aslında;

Fransa'nın soylularından olup 1675'te Coussae şehrinde doğmuştur.

Asıl adı Claude-Aieksandre Com te de Bonneval'dir.


Humbaracı Ahmet Paşa küçük yaşta askerlik mesleğine girdi ve kısa sürede yükseldi. İtalya ile yapılan muharebelere ve İspanya veraset savaşlarına katıldı ve önemli başarılar kazandı. Ancak 1704 yılında Fransa Kralı ile arası açılınca ordudan atıldı; Paris'ten kaçarak Fransa'nın düşmanı Avusturya'ya sığındı.

Avusturya ordusunda çeşitli görevlerde bulundu ve başarısıyla orantılı olarak rütbesi yükseltildi ve imparatorun müsteşarlığına getirildi. Hatta Osmanlı devleti ile Avusturya arasında 1716'da yapılan Varadin Savaşı ' nda önemli rol oynadı.

 Avusturya imparatoru onu müşirliğe getirdi. Ancak Başvekil Prens Eugen'le anlaşmazlığa düşünce görevden alındı; bir süre hapiste yattıktan sonra yirmi iki yıl hizmet ettiği bu ülkeden de kaçtı. İspanya ve Lehistan'dan sığınma talebinde bulunduysa da kabul görmedi.

1729'da Osmanlı Devleti'ne sığındı. Bir süre Saraybosna'da oturdu. Onun asıl niyeti Osmanlı himayesindeki Macaristan'da prensliği ele geçirmekti. Genel kanaate göre bunu gerçekleştirmek için İslamiyet'i kabul edip Ahmed adını aldı.

I. Mahmud'un tahta çıkması ile ona bir rapor göndermiştir. Bu rapor da artık bu çağda cesaret ve kahramanlığın yetmediğini, askerlikte eğitim, disiplin ve maaşların düzenli ödenmesinin daha önemli olduğunu belirtti. Yapılması gereken yenilikler ise raporunda detaylıca anlatmıştır. Buna mukabil Ahmet Paşa İstanbul’a çağrıldı ve Beylerbeyi payesiyle Humbaracı Ocağı'nın başına getirilen ve bundan böyle Serhumbaracıyan ( humbaracıbaşı ) olmuştur.


Farsça hum-i pareden (içine para konan küp) bozma olan humbara (kumbara) askeri terim olarak demirden yapılmış, içine patlayıcı madde doldurulan yuvarlak bir çeşit merminin adıdır. Farklı ağırlıklarda ve büyüklükte olan humbaraların el ile atılanlarına "humbara-i dest" . havanla atılanlarına "humbara-i kebir" adı verilirdi. Bu mermiyi havan topu vasıtasıyla kullanan topçuya humbaracı, bunu yapan ve kullananların bağlı bulunduğu ocağa da Humbaracı Ocağı denirdi.

I. Mahmut’un tahta çıkması ve Ahmed Paşanın Humbara Ocağının başına geçmesiyle belgelerde Humbaracı Ocağı adıyla anılan yeni bir teşkilat oluşturuldu ve doğrudan sadrazamın nezaretine bırakıldı.

Humbaracı Ocağının;

Teşkilatlanmasını,

Askerlerin giyecekleri kıyafetler

Askerlerin ne tür eğitimden geçirilecekleri

Askerler hangi tür talim alacakları

Ahmed Paşanın telhisleri ve I. Mahmud’un fermanıyla oluşturulmuştur. Yani Humbaracı ocağının kurucu babası dememiz yersiz olmaz.

Humbaracı Ahmed Paşa’nın yaptıkları ve yetenekleri göz önünde bulundurularak sadrazam müşaviri yapıldı. Özellikle onun siyasi yönünden de faydalanmak istenilmekteydi.

Ahmed Paşa ise dış politikaya dair verdiği raporlarda Devlet-i Aliyye'nin Fransa ile ittifakını sağlamaya çalışıyordu. Ona göre Osmanlı Devleti için en büyük tehlike Rusya'nın hızla büyümesiydi.

Humbaracı Ahmed Paşa'nın fikirleri I. Mahmud tarafından da takdir ediliyordu. Artık hükümetin işlerini yönlendirmeye, özellikle dış politikada etkili olmaya başlamıştı.

1736'da başlayan Osmanlı-Rus-Avusturya savaşlarında bulundu. Bu savaşta Serdar-ı Ekrem ile girmiş olduğu münakaşa sonucu gözden düşmüştür.

Onun gözden düşmesi ve nüfuzunu kaybetmesi Avusturya’ya olan kinine ve hırsına yenik düşmesi sonucu olmuştur. Ona göre Macaristan halkını ayaklandırmak suretiyle Avusturya’yı zor durumda bırakacaktı. Planı işlemedi ve böylece nufuzunu kaybetmiş oldu.

Ahmed Paşa hayatının son dönemlerini devletin yapması gerektiği ıslahatlar yönünde layihalar (raporlar)  hazırlamakla geçirdi. Fakat vatanından uzakta yaşaması kendisine gittikçe ağır gelmeye başlamıştı. Bunun için girişimler de bulundu ise de ömrü yetmeyerek ülkesine gidememiş ve Osmanlı devletin de vefat etmiştir.

 Humbaracı Ahmet Paşa karakter yönünden analiz edecek olursak şu yorumları yapabiliriz;

Humbaracı Ahmet Paşa Maceracı, gururlu ve geçimsiz bir kimse olduğu

Humbaracı Ahmed Paşa. Doğu'da Fransa'nın nüfuzunu arttırmak için çalışan önemli  kişilerden biridir.

Fransa’ya düşman ülkelerin saflarında iken bile ülkesi aleyhinde bir söze tahammül edemediği. ( Hatta Hükümete sunduğu raporların birer nüshasının Fransa’ya göndermesi onun casus olabileceği ihtimalini de akla getirmektedir.)

Avusturya üniforması ile de Osmanlı kavuğu altında da milliyetini ve ırkını asla inkâr etmeyen

Yıllardır Türkiye’de bulunmasına rağmen Osmanlı sosyal hayatıyla hiçbir ilgisi bulunmayan

Hırsına yenik düşen ve genel kanaate göre İslamiyeti amaçları ve emelleri uğruna zorla seçen biri olarak yorumlayabiliriz.

 
 
 
 
 

Gerçekten Osmanlı ordusunun ıslahı için projeler, muhtıralar ve haritalar düzenleyen Ahmed Paşa'nın gerek ordunun silahlanmasında gerekse sevkinde önemli hizmetler yaptığı bilinmektedir. Onun tavsiyesi üzerine uygulanan bazı savaş yöntemleri sebebiyle Ruslar ve Avusturyalılar Osmanlı ordusu karşısında pek başarı kazanamamışlardı.

  
 


AR

ABDÜLKERİM PAŞA  ( POLONYA  )
 

http://maviboncuk.blogspot.com/2004/06/xix-yzyl-osmanl-ordusunda-polonyallar.html

Latka, Jerzy, Adampol, Polska Wies Nad Bosforem, Krakow, 1981. This is an interesting study of a Polish settlement in Turkey after the Insurrections and Freedom Movements of 1848 and contains some names as well as sources for further research. See
 

Encyclopedia of Revolutions of 1848

 

Mavi Boncuk | 

XIX. Yüzyıl Osmanlı Ordusunda Polonyalılar | Jerzy Drozdz 

Polonya Cumhuriyeti eski Ankara Konsolos ve Kültür Ataşesi P.C. Brüksel Başkonsolosu 


1. ABDÜL-KERİM PAŞA (1807-1885), Polonya kökenli Türk generali, kesin olmamakla birlikte Godlewski soyundan geldiği düşünülmektedir, 1877'de Şumnu Kolordusu'nun komutanlığını yapmıştır (kolordu bünyesinde bir de Polonya birliği mevcuttu; 40'ı er ve astsubay, yaklaşık 20'si de subay olmak üzere Polonyalı askerlerin toplam sayısı 60'dı). 

2. BARTMANSKI Tomasz (1797-1880), Mısır Paşası Mehmet Ali'nin emrinde görev yapmış bir subay, topçu yarbaydır, 1842 Aleksandra savunmasını planlamıştır. 

3. BEM Jozef (Murad Paşa) (1794-1850), Polonya, Macar ve Türk orduları generali, Macar Ayaklanması kahramanı. Macar Ayaklanması'nın bastırılmasından sonra Türkiye'ye göç eder ve İslam'a geçer. Bunu vatansever amaçlarla, Türk ordusunda Ruslara karşı savaşmayı sürdürmek amacıyla yapmıştır. Ne yazık ki misyonunu yerine getiremez. Rusya'nın müdahalesiyle Haleb'e sürülür, orada bir tutuklu muamelesi görür ve özetle Türk ordusunda hiçbir önemli rol üstlenemez. Osmanlı siyasetçileriyle bağlantılar kurmayı dener, ama başarılı olamaz. Kütahya ve Bursa'da gözaltında tutulan Polonyalı generallerle bir anlaşmaya ulaşma çabası da başarısızlıkla sonuçlanır. Avusturya ve Rus ajanları gölge gibi peşindedir. Halep'te bir Arap hafif süvari alayı kurma ve devasa bir cephanelik inşa etme planlarını gerçekleştiremez. Türk devletinden "ferik paşa" (tümgeneral) maaşı almaktadır ve güherçile üretiminde işe başlar. 10 Aralık 1850 tarihinde beklenmedik şekilde Halep'te ölür. 1929 yılında General Jozef Bem'in bedeninin bakiyesi Polonya'ya getirilip memleketi Tarnow'daki mezarlığa defnedilir. 

4. BERWINSKI Ryszard (1819-1879), Polonyalı göçmen, Sultan Kazakları 2. Alayı subaylarından. Alayın İngiliz komutasına bırakılmasından (Kasım 1855) sonra Sadık Paşa'nın Kazak Birliği'ne katılmıştır. Aynı zamanda şairdir; 1863 Ocak Ayaklanması haberleri kendisine ulaştığında "Türk Ordularının Leh Askerinin Onuru" şiirini yazar. 1869'da Sadık Paşa ile birlikte Türk ordusundan istifa eder. 

5. BIELINSKI Alfred (Rüstem Bey), Seweryn'ın oğlu, Türkiye'nin Vaşington büyükelçisi. 

6. BIELINSKI Seweryn (Nihad Paşa) (1815-1895), tümgeneral, Abdülkerim Paşa ordusunun kurmay başkanı, Haziran 1877'de Şumnu'da yeni kurulmuş Polonya lejyonunun teftişini yapar, Redut Kale tahkimatını yapmıştır. 

7. BISKUPSKI Adolf, yarbay, Macar Ayaklanması'nın ardından General J. Bem ile birlikte Şumnu'da bulunmuştur, Polonezköy'e yerleşir ve böylece Polonezköy tarihinde tanınmış bir soyun başlangıcını yapar. 

8. BOGUSLAWSKI , Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları Alayı'nın bir neferi, askerlik görevini bitirdikten sonra İstanbul'da bir bakkal dükkanı açar. 

9. BOJANOWSKI Roman, Sultan Kazakları 2. Alayı'nda subay. Alayın İngiliz komutasına bırakılmasından (Kasım 1855) sonra Sadık Paşa'nın Kazak Birliği'ne geçmiştir. 

10. BOJANOWSKI Wincenty, Sultan Kazakları 2. Alayı'nda subay. Alayın İngiliz komutasına bırakılmasından (Kasım 1855) sonra Sadık Paşa'nın Kazak Birliği'ne geçmiştir. 

11. BONKOVSKI Piotr (Bonkovski Bey), saray eczacısı, padişahlık kimyacısıdır; İstanbul'un bir tıp okulunda kimya hocalığı yapmıştır. 

12. BONKOVSKI Karol, Piotr'un kardeşi, Türk sıhhiye kuvvetlerinde general. 

13. BONKOVSKI Andrzej, Piotr'un kardeşi, Türk askeri idaresinde katip. 

14. BONKOVSKI Eugeniusz, Piotr'un kardeşi, Türk ordusu doktoru. 

15. BONKOVSKI Ernest, Türk dışişlerinde memur. 

16. BOROWICZ Ludwik, Poznan kökenli, Prusya ordusu eski istihkam subayı, binbaşı, W. Zamoyski komutasındaki tümenin dağıtılmasından sonra Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları Birliği'ne katılır ve kendisine Dragon Alayı kurmay başkanlığı görevi verilir. 1858-59 yıllarını Kazak-Dragon Tugayı ile birlikte Tesalya'da geçirir. 

17. BORZECKI (Aile arması: Polkozic - Yarım Keçi) Konstanty (Mustafa Celaleddin Paşa) (1826-1876), 1848 Wielkopolska Ayaklanması'nda askerdir ve Macaristan'da General Jozef Bem'in silah arkadaşı olur. Türk ordusu generali, Türk Genel Kurmayı Topografya Bölümü başkanıdır; Türk ordusunun 1852-1876 arasındaki savaşlarına katılmıştır; Türk orduları komutanı Ömer Paşa'nın damadıdır, çağdaş Türk milliyetçiliğinin kurucularından biri sayılır; Türk tarihinde, 1869'da yayınlanan ve Türk yönetici sınıfı içinde Batılılaşma eğilimlerine ivme kazandıran, "Les Turcs Anciens et Modernes" kitabıyla ünlenir. Bu kitabıyla K. Borzecki, Türklerin Avrupa halklarıyla ortak kökenleri olduğunu, yani onların da Avrupalı olduklarını kanıtlamıştır. Çalışma, o güne kadar konuya bu açısıyla yaklaşmamış olan Türklerin ulusal bilincini uyandırır. Borzecki'nin diğer önemli bir hizmeti de Türk Dili'ne Latin harflerini sokmuş olmasıdır, ki bu, onun için "Çağdaş Türkiye'nin kuruluş tarihinde öyle büyük hizmetleri vardır ki bu Polonyalı som altından heykele layıktır" diyen, Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimlerin en temel unsurlarından birisidir. General Borzecki, 1876 yılında, Türk-Sırp Savaşı sırasında Karadağlılarla Spuz'da girişilen bir çatışmada şehit edilir. Türk çağdaş edebiyatının en büyük şairi, Nazım Hikmet'in büyük dedesidir. Nazım Hikmet, Türkiye'yi terk etmek zorunda bırakıldığında, Polonyalı dedesinin anavatanının vatandaşlığına geçmiştir. 

18. BREANSKİ Feliks Klemens (Şahin Paşa) (1794-1884), miriliva (tuğgeneral), 1853-54 yıllarında Mustafa Zarif Paşa komutasındaki Anadolu Ordusu'nun kurmay başkan yardımcısı (Kars savunmasına katılmıştır). Doğu Anadolu'dan döndükten sonra Türk ordusu seraskeri (başkomutanı) emrine girmiştir. Aynı zamanda Piemonte Hükümeti'nde de görev yaptığından Türk Dışişleri Nazırı onu Piemonte ile Türkiye arasında bir ittifak kurulması çalışmaları için Torino'ya gönderir. Prens A. Czartoryski'nin, İngiltere komutasında bir Polonya tümeni oluşturulması çalışmalarına katılması ricası üzerine, Boğaz'a bir kez daha geri döner. W. Zamoyski tarafından 25 Ocak 1855 tarihinde 2. Kazak Alayı Piyade Tugayı komutanlığına atanır. Büyükçekmece'de Sultan Kazakları Tümeni'nin de, tasfiye arifesinde, komutanlığını üstlenir (ve 5 Temmuz 1856'da istifasını verir). 

19. BRZOZOWSKI Karol (Kara Avcı, Avrat Memet, Akbaba) (1821-1904), mühendis, ormancı, haritacı, arkeolog ve ziraatçı, şair, dram, anı ve hikaye yazarı; 1848 yılında Wielkopolska savaşlarında asker olarak görev yapmıştır, Türkiye'deki Polonya göçmen grubunun faal bir üyesidir. 1863'de Polonyalı ayaklanmacılara yardım amacıyla Polonyalı gönüllerden (Z. Milkowski komutasında) oluşturulan sefer kuvvetlerine katılmıştır (bu birliğin üçüncü bölük komutanlığını yapmıştır). Türkiye'nin tüm sathına yaygın telgraf hatları inşaatının mühendisliğini üstlenmiştir. 1871'de Lazıkıye'ye (Suriye) yerleşir ve İspanya'nın oradaki ticaret konsolosu yardımcılığını yürütür. Dolu dolu geçen yaşantısının son günlerinde Lwow'a döner ve Kasım 1904'de orada ölür. 

20. BYSTRZONOWSKI Ludwik (Arslan Paşa) (1797-1878), miriliva, Otel Lambert'in faal bir üyesi; 1853-1854 yılları arasında, Mustafa Zarif Paşa komutasındaki Anadolu Ordusu'nda görev yapar (Kars savunmasına katılmıştır). Kırım Savaşı sonrasında 1872 yılına kadar, Paris'te askeri ataşe olarak Türk diplomasisinde çalışmıştır. 

21. CHLEBOWSKI Stanislaw Poray (1835-1884), Sultan Abdülaziz'in ilk resmi saray ressamı (portre çalışmaları ve savaş sahnelerini içeren mükemmel tabloları, halen İstanbul Askeri Müzesi'nde sergilenmektedir). 

22. CHRZANOWSKI Wojciech (1793-1861), general, Napolyon Seferi'ne katılmış, Polonya Krallığı ordu müfettişliği karargahında görev yapmıştır. 1928 Osmanlı-Rus Savaşı'na katılır. Karargahın emriyle Polonya Krallığı'nın ilk haritasını hazırlamıştır. Bunun dışında, dönemin en yetenekli kurmay subaylarından biri olan General Chrzanowski, başarıları Kasım Ayaklanması (1830-31) arasında sınanmış birçok askeri harekat planı hazırlamıştır. Başkomutanlığın General Skrzynecki'ye geçiçinden sonra, askeri planlarını uygulayarak Debe Wielkie Savaşı'nın gidişatına büyük etki yapmış, ayrıca Kock, Lubartow ve Zamosc da askeri operasyonlar yürütmüştür. Bu süreçte tümgeneral rütbesi alır. 1831 yılı sonlarında Galiçya'ya gider, oradan da Fransa'ya geçer. Fransa'da Otel Lambert'in askeri konulardaki en önemli uzmanlarından biri olur. 1836 yılında Prens A. Czartoryski'den aldığı talimat doğrultusunda, geri kalmış Türk ordusunda reformlar yapmak göreviyle, İstanbul'a gelmiştir. 1836 ile 1837'in kesişme noktasında birkaç ay boyunca padişahın ilk ordu danışmanlığını üstlenip orduda çok temel örgütlenme değişiklikleri gerçekleştirmiştir: Orduya alımı Fransız modeline uygun bir sistemde yürütmüş, bölgesel savunma tümeni oluşturmuş, topçu ve süvari sınıfları kurmuş, ayrıca Türk sınır kenti Şumnu'nun tahkim planlarını da hazırlamıştır. Birçok not, rapor ve askerlik konusunda çalışma kaleme almıştır. Türkiye'ye geldiği tarihte, Türk Ordusu'ndaki görevinin yanı sıra, İngiltere'nin İstanbul Sefareti'nde askeri danışmanlık görevini de yürütür. Türkiye'de üç kez bulunmuştur: Yukarıda da anıldığı gibi padişahın (1836/1837) ve Türk komutanı Hafız Paşa'nın (1837'de, Küçük Asya'da) askeri danışmanlıklarını yapmış; 1839 yılında Bağdat Paşalığı ve İran sınırında bulunmuş; 1840 yılında istifasını vermiş ve 1855'e kadar İngiliz Ordusu'nda görev yapmıştır. 

23. CIESZKOWSKI August, Temmuz 1870'de Türkiye'den Polonyalı ayaklanmacılara yardım etmek için yola çıkan Polonyalı gönüllüler birliğinde birinci kıta komutanıdır. 

24. CZAJKOWSKI Adam, Sadık Paşa'nın oğlu, Türk orduları albayı ve Rus generali, 1870'de babasıyla birlikte Türkiye'yi terk ederek Rusya'ya gitmiştir. 

25. CZAJKOWSKI Michal (1804-1886), Mehmet Sadık Paşa, general, Türk askeri tarihine geçen en tanınmış Polonyalılardan biridir; Prens Adam Czartoryski tarafından İstanbul'da kurulan Doğu Ajansı'nın yöneticiliğini yapmıştır. 

26. CZAJKOWSKI Wladyslaw (Muzaffer Paşa), Türk Ordusu generali, Sultan Abdülaziz'in yaveri; Sadık Paşa tarafından 1865 yılında kurulan Harp Okulu'nda hocalık, ardından 1901-1907 yılları arasında Lübnan valiliği yapmıştır. 

27. CZARNIECKI A., binbaşı, İstanbul Harp Okulu'nda hocalık yapmıştır. 

28. CZARTORYSKI Wladyslaw, prens (1828-1894), Adam Jerzy'nın oğlu, Otel Lambert'in önderi. Sultan Kazakları 2. Alayı'nın W. Zamoyski tarafından kuruluşu sırasında, tümen komutan yardımcılığı görevini (büyük bir olasılıkla Ocak 1855'den Şubat 1856'ya kadar) üstlenmiştir. 

29. CZETWERTYNSKI, prens, Türk subayı, Türk Ordusu V. Derece Mecidiye Nişanı ile onurlandırılmıştır. 

30. DOBROWOLSKI Adam, doktor, Mısır Paşası Mehmet Ali'nin hizmetinde bulunmuş, Kahire'de bir hastanenin başhekimliğini yürütmüştür. 

31. DOBROWOLSKI J.E., W. Zamoyski'nin kurduğu Sultan Kazakları Alayı'nda yarbay, Kırım Savaşı'nda ise Ömer Paşa komutasındaki orduda görev almıştır. 

32. DOBRUDZKI, Türk - Rus Savaşı sırasında Asya'daki Polonyalı gönüllülerden kurulan birliğin komutanıdır. Birlikte 45 asker bulunmaktadır. Erzurum'a ulaştıktan sonra (1878) Rus orduları tarafından kuşatılmış ve geri çekilmeye mecbur bırakılmıştır. 

33. DROZDOWSKI Stanislaw (1810-1885), 1852 Martından itibaren Prens Adam Czartoryski'nin Doğu Ajansı temsilcisi, kendi çiftliğinin de bulunduğu Polonezköy'de köy yöneticisi; Polonezköy'ün tarihindeki ilk okulu kuran kişidir; Gümüşhane'deki Topçu Hastanesi'nde askeri doktor olarak görev yapmıştır; Türkiye'deki ilk sahra hastanelerinin kurucularından biridir; kolera ve sıtma salgınlarındaki üstün hizmetlerinden ötürü Abdülmecit'in saray doktoru unvanı alır ve Mecidiye Nişanı ile onurlandırılır. Padişahın annesinin hayatının kurtardıktan sonra Bağdat paşası unvanı da kendisine teklif edilir, ancak Drozdoski yerinin Polonezköy olduğunu söyleyerek bu unvanı geri çevirir. Sonunda Bağdat'a sıradan bir doktor sıfatıyla gider; oradaki tek Avrupalı doktor olarak büyük bir ün kazanır. Ömrünün son yıllarını, rahibeler tarafından yönetilen St. Benoit Hastanesi'nde çalışarak, İstanbul'da geçirmiştir. 

34. ENGLERT Wladyslaw (öl. 1863), Sultan ordusunda asker. 

35. ENVER BEY, Konstanty Borzecki ile Ömer Paşa'nın kızının oğludur; Türk subayı, Yunan sınırındaki Volvo valisi. 

36. FREDRO Jan Aleksander, süvari teğmen, ünlü şair Alaksander'in oğlu, Macar İsyanı'nın bastırılmasından sonra General Bem'le birlikte Şumnu'da bulunmuştur; generalin ölümünden sonra uşak kılığında Türkiye'den Fransa'ya kaçar. 

37. FREUND (Mahmud Hamdi Paşa), Ömer Paşa'nın ordusunda (Kırım Savaşı sırasında) subay; Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları Alayı'nda subay (1863 Ocak Ayaklanması'nın başladığı haberini alınca, bu konuda destek sağlanması ricasıyla Türk hükümetine başvurulması fikrini desteklemiştir); daha sonraki yıllarda Beyrut'ta Türk ordusu generali olarak görev yapar; mürşit (mareşal) rütbesiyle 1876 Osmanlı-Sırp Savaşı'nda ise Arnavutluk'taki kolordunun başkumandanlığını yapmıştır. 

38. GERLICZ, Türk ordusunda yüzbaşı, Osmanlı-Sırp Savaşı'na katılmıştır (1876). 

39. GORDON Kazimierz, Lieg Belçika Askeri Okulu'nda profesörlük yapmıştır; Prens Czartoryski'nin temsilcisi olarak Kafkasya'ya gönderilir. Görevi, (Kafkasya'nın Ruslar tarafından işgal edilmesine karşı beraberce mücadele etmek üzere) Dağıstan aşiretleriyle bağlantılar kurmaktır. 1846'da Rusların gönderdiği bir Çerkez ya da Ermeni tarafından öldürülür. 

40. GOSCIMSKI Jan (Tufan Bey), Sadık Paşa Kazakları Birliği'nde komutan, ardından 1865'de Lübnan'daki Dragon Birliği'ne geçer Dürziler ve Maronitler (Lübnan katolikleri) ile yapılan silahlı çatışmalarda öldürülür. 

41. GRABOWSKI Stanislaw, Sultan Kazakları 2. Alayı'nda subay; Alayın İngiliz komutasına bırakılmasından sonra (Kasım 1855), Sadık Paşa'nın Kazak Birliği'ne geçer. 

42. GREKOWICZ Jozef Adam (1834-1912), albay, Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Asya'daki Polonyalı gönüllülerden oluşturulan birliğin seferini örgütleyen subaylardan biridir. 45 kişiden oluşan bu birlik, 1878'de Erzurum'a ulaşır, ancak Rus kuvvetlerinin çemberi içine düşer ve geri çekilmek zorunda kalır. Grekowicz, Türkiye'den ayrıldıktan sonra, Haiti demiryolu inşaatını gerçekleştiren (1881-1882) kişi olarak ün kazanmıştır. 

43. GUTOWSKI Rudolf (öl.1894), doktor, Sadık Paşa'nın kızı Michalina Czajkowska'nın eşi; W. Zamoyski'nin tümeni tasfiye edildikten sonra Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları birliğine geçer; albay rütbesi alır ve Kazak kolordusunun başhekimliğini yürütür. Ocak Ayaklanması'nın ardından Türkiye'nin yardımına başvurulması fikrini savunanlardan biridir. Polonya'daki ayaklanmanın desteklenmesi yönünde İstanbul'da girişimlerde bulunmak istemeyen Sadık Paşa'ya karşı isyanı örgütleyen de odur. 1863'de görevinden istifa eder ve Z. Milkowski'nin, Polonyalı ayaklanmacılara yardım amacıyla, Tulcza'da oluşturduğu sefer kuvvetlerine katılır. 

44. HOSZOWSKI A., Sultan ordusunda subay (XIX. yüzyılın ellili yılları). 

45. ILINSKI Antoni Aleksander (İskender Paşa, İlay), (1814-1861), Türk Ordusu generali. Türkiye gelmeden önce 1831 Ayaklanması sırasında Lituanya Lejyonu'nda subay olarak çarpışmalara katılmış; ardından J. Bem komutasındaki Portekiz Lejyonu'nda ve İspanya, Hindistan, Çin ve Fransız Yabancılar Lejyonu'nda gönüllü asker olarak görev yapmıştır. 1844'de İstanbul'a Prens Adam Czartoryski tarafından Kazaklar arasında Çar karşıtı propaganda çalışması yapması göreviyle gönderilir. Çar'ın İstanbul sefirinin girişimleriyle 1844'de tutuklanır ve bir İstanbul hapishanesine konur. Hapishanedeyken İslam'a geçme kararı alır ve bu sayede demir parmaklıklar ardından kurtulur. Müslüman olur ve İskender adını alır. Sultan ordusundaki en renkli kişiliklerden biridir. Askeri uzman olarak ünlenir, orduyu yeniden örgütler. Macar İsyanı'nın başlamasından sonra J. Bem komutasındaki birliklere gönüllü asker olarak yazılır. İsyanın yenilgiyle sonuçlanmasından sonra zor günler geçiren generalin yaverliğini üstlenmiştir. General Bem'in Haleb'e gönderilmesinden sonra Ilinski İstanbul'a döner ve yeniden Türk ordusuna girer. Türkiye'deki askeri kariyerinin başlangıcında Ömer Paşa'nın ordusunda 3. Süvari Alayı'nın komutanı olarak Bosna Hersek'te isyancılara karşı çarpışır. Kırım Savaşı'nda general rütbesi alır ve paşa olur. 1861 yılında ölür. İstanbul'da Edirnekapı mezarlığa defnedilir. 

46. ILNICKI, Türk Ordusu'nun Yahudi kökenli Polonyalı doktoru; Mezopotamya'da Musul'da görev yapmıştır. 

47. JABLONOWSKI Wladyslaw (1841-1894), Ocak Ayaklanması'na (1863) katılan Jablonowski, General M. Langiewicz'in yaverliğini üstlenmiş, Türk ordusunda (önce 6. Ordu'nun Bağdat'taki kolordusunda, bunun ardından Karadağ ve Hersek'te, sonunda da Arnavutluk'ta alay doktoru olarak) doktorluk görevi yapmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda geçirdiği 30 yılı (1866-1894), 6 ciltlik bir günlükte toplamıştır. Veba ile mücadele eden Milletlerarası Hıfzısıhha Komisyonu'nun delegesi olarak Doğuda (İran) görev yapar. 9 Ocak 1864 yılında Burgaz'da aniden ölür. 

48. JAGMIN Jozef (yaklaşık 1810-1877), binbaşı, W. Zamoyski komutasında Kazak 2. Alayı kurulması çalışmalarında görev almıştır; Z. Milkowski'nin kurduğu ve Polonya'daki ayaklanmacılara yardım amacıyla İstanbul'dan yola çıkan (1863 baharı) sefere katılmıştır; 1877'de Türkiye'deki Polonya Birliği'nin komutanıdır (Kızılar Samasuflas mevkiinde çıkan bir çatışmaya komuta ederken ağır yaralanmış, Şumnu'da ölmüştür). 

49. JAKUBOWSKI (Yakup Ağa), Ömer Paşa ordusunda subay. 

50. JANKOWSKI J. (İbrahim Bey), Türk generali Salih Paşa'nın yaveri, Macar İsyanı'nın yenilgiyle sonuçlanmasından sonra Türkiye'ye yerleşmiş olan Polonyalı bir subaydır; İslam'a geçen Polonyalı askerlerdendir. Halep bölgesine gönderilmiştir. 

51. JARACZEWSKI W., Sultan Kazakları 2. Alayı'nın bir subayıdır. Alayın İngiliz komutasına bırakılmasından (Kasım 1855) sonra Sadık Paşa'nın Kazak Birliği'ne katılmıştır. 

52. JORDAN Wladyslaw (1819-1891), Otel Lambert'in Türkiye temsilcisi, Sultan ordusunda subay, Batum bölgesindeki Selim Paşa ordusunda kurmay subay; W. Zamoyski'nin Sultan Kazakları Tümeni tasfiye edildiğinde (Temmuz 1856) Türk Ordusu Genel Kurmayı'nda Türkiye'de görev yapan Polonyalı askerlerin sorumlusu olarak görevlendirilmiştir. 1857 yılının Nisan ayında, 150 kişilik bir asker grubuyla birlikte Tesalya'ya, orada bir Polonya kolonisi kurmak maksadıyla gider. 

53. JORDAN Zygmunt (1824-1866), Lambert Otel Bürosu'nun bir üyesi, Sultan ordusunda subay, Batum bölgesindeki Selim Paşa ordusunda kurmay subaydır. 

54. KACZANOWSKI Karol, papaz (1800-1873), mühendis, W. Zamoyski tümeninin din görevlisi, Yeniden Dirilenler Cemiyeti'nin kurucularından biridir. Polonya Kralı III. Wladyslaw'ın Varna kentindeki heykelini kutsama törenine tümeni temsilen katılmıştır ki bu, tümenin katıldığı son resmi törendir. 1854 Nisanında Haydarpaşa kışlasından 150 askerle birlikte Tesalya'ya, orada (Larisa - Yenişehir civarında Derbina'da) bir Polonya köyü kurmak amacıyla gider. 

55. KAMIENSKI Mikolaj Korwin (1799-1873), W. Zamoyski tümeninde atlı tugay komutanı. Tümenin tasfiyesinden birkaç hafta önce (Haziran-Temmuz 1856), isyan çıkartma girişiminde bulunduğu için (ki bu hareketi, tümenin tasfiye edileceği ve Polonyalı askerlerin zorla Türk ordusuna alınacakları söylentilerine bir tepkidir) tümenden uzaklaştırılmıştır. 

56. KANELI, Türk Ordusu'nda yaver binbaşı, Osmanlı-Sırp Savaşı'na (1876) katılmıştır. 

57. KARLINSKI J., 1892'de Padişahın özel doktoru, koleraya karşı verdiği mücadele ve İstanbul kanalizasyon planını hazırlamış olmasından ötürü Osmaniye Nişanı almıştır. 

58. KONIARSKI, Türk ordusunda yüzbaşı, 1876 Osmanlı-Sırp Savaşı'na katılmış, Sırplara esir düşmüştür. 

59. KOSSAK Wladyslaw, yarbay, ressam Juliusz'un kardeşi, Wojciech'in amcası ve Jerzy'ın dedesinin kardeşi, Macar İsyanı sonrasında General J. Bem ile birlikte Şumnu'da bulunur. 

60. KOSSILOWSKI Ildefons (1829-1895), Otel Lambert'e bağlı siyasetçi. İngiliz kuvvetlerinin Bomorsund'da Çarlık ordusundan esir aldığı 350 asker, Plymouth'dan İstanbul'a onun komutasında getirilir. W. Zamoyski tarafından kurulmuş Sultan Kazakları Alayı kurmay başkanının yaveridir. Kırım'da İngiliz ordusu emrine verilen ve istihbarat bölümünü yöneten Kossilowski, İngiliz kuvvetlerinin o bölgedeki birçok başarısında pay sahibidir. İttifak kuvvetlerinin Sivastopol'ü ele geçirmesinden sonra (9 Eylül 1855), birkaç bin Rus esiri İstanbul yakınlarına getirilir. Aralarındaki Polonyalıları tespit etmek ve onları ittifak kuvvetleri saflarına katılmaya ikna etmek görevi Kossilowski'ye verilir. Sonuçta, İngiliz ordusu içindeki Polonya tümeni yaklaşık 450 askerle takviye edilir. 1857 Nisanında Haydarpaşa kışlasını terk ederek bir Polonya köyü kurmak üzere Tesalya'ya giden 150 kişilik asker grubunun liderliğini yapmıştır. 

61. KOSCIELSKI Wladyslaw (Sefer Paşa), Wielkopolska'da devrimci hareketler içinde bulunmuştur (1846-1848). General ve 1850-1852 döneminde Otel Lambert'in Türkiye temsilcisidir (Prusya vatandaşı olduğu için İmparatorluk sınırları içinde serbestçe seyahat edebilmiştir). Türkiye'deki askeri kariyerinin başlangıcında Ömer Paşa ordusunda görev yapar. Balkan Savaşı'nda gösterdiği yararlılıklar, özellikle de Balaklava'daki başarısı nedeniyle tümgeneral rütbesi alır. Bunun dışında mal müfettişliği ve Sultan Abdülaziz'in yaver generalliği görevlerinde de bulunmuştur. Abdülmecit ve Abdülaziz sultanların saraylarında büyük nüfuz sahibidir. Abdülmecit'in yakın çevresinde "gizli iktidar" olarak tanınmıştır. Türk süvari kuvvetlerinin yeniden örgütlenmesinde büyük pay sahibidir. Ayrıca, ilk saray mareşali ve sultan sarayı merasimlerinin üstadı olarak da adını XIX. yüzyıl Türk tarihine yazdırmıştır. 

62. KOZLOWSKI Wlodzimierz, cerrah, İstanbul hastanelerinin birinde doktordur. 

63. KOWALEWSKI-KOWALENKO, Türk ordusu binbaşısı ve General Borzecki'nin (Mustafa Celaleddin Paşa'nın) yaveri. Osmanlı-Sırp Savaşı'nda Derviş Paşa ordusu karargah komutanı olarak çarpışmalara katılır. 14 Temmuz 1876'da Medun'da şehit edilir. 

64. KUCZOWSKI, Polonya kökenli Prusya subayı, Türk ordusunda hoca; M. Czajkowski'ye Türk siyasetçilerle ilk bağlantıları kurmasında yardımcı olmuştur (1841). 

65. KWASNICKI August (1839-1931), 1863-1866 yılları arasında Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları Alayı doktorudur. 

66. LANCKORONSKI-PRACKI Stefan (Murat Bey), Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları Alayı'ndaki birliklerinden birinin komutanıdır (1855'de Tesalya'da konuşlandırılmıştır). Daha sonraki dönemde Türk ordusunun bir subayı olmuş ve Osmanlı-Sırp Savaşı'na (1876) katılmıştır. 

67. LANGE Edward (1812-1879), General Zamoyski'nin tümeni tasfiye edildikten sonra, yaklaşık 200 askerle birlikte Sadık Paşa'nın emrine geçmiştir. Yarbay rütbesiyle Dragonların (Sadık Paşa komutasındaki 1. Alay'a bağlı olarak oluşturulan Sultan Kazakları 2. Alayı'na bu ad verilmekteydi) komutanlığını yapmıştır. 1858'de Tesalya'da albay rütbesiyle Dragon Alayı'nın başındadır. 1860'da Türkiye'den ayrıldıktan sonra İtalyan ordusuna girmiş ve orada general rütbesine kadar yükselmiştir. 

68. LANGIEWICZ Marian (lakabı Langi Bey) (1827-1887), general, Polonya'da 1866 Ocak Ayaklanması önderi. İstanbul'da, Türk ordusunda Polonyalı subaylar komutasında bir Bulgar askeri birimi kurulması projesi ona aittir (bu oluşumun iskeletini Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları Alayı oluşturacaktı). 1877'den başlayarak Türk hükümetinin silah alımından sorumlu temsilcisi olur; Essen'de Krupp şirketinden Sultan ordusu için silah alımı yapar. 10 Mayıs 1887'de vefat eder ve İstanbul'a (Haydarpaşa Kabristanı'na) defnedilir. Torunu Mirza Bey ise iki savaş arası dönemde Türk ordusunda görev yapmıştır. 

69. LISIKIEWICZ (Daniş Bey), önce Polonya kökenli Rus ordusu subayı; daha sonraki yıllarda Abdülaziz'in yaverliğini ve 1877'de Sırbistan'da Türk ordusu kurmay başkanlığını yapar. 

70. LOCHMAN E., 1877 Yeniköy Savaşı'nda (Osmanlı-Rus Savaşı) Polonya lejyonu süvari birliğinin komutanlığını yapar. 

71. LUBORADZKI (Mehmet Hilmi Bey), W. Zamoyski'nin tümeni tasfiye edildikten sonra Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları Birliği'ne geçer ve orada kıdemli yaver rütbesi alır (1857). 

72. LAPINSKI Teofil (Tefik Bey) (1827-1886), W. Zamoyski komutasında Sultan Kazakları Tümeni dağıldıktan sonra binbaşı rütbesiyle Polonyalı askerlerin Haydarpaşa kışlasında kalışlarını denetleme görevi almıştır. 1857'de ise topçu albay rütbesiyle Ruslara karşı savaşan Çeçenlere yardım maksadıyla örgütlenen Polonya askeri seferine katılır. Kafkas aşiretlerinin yenilgiye uğramalarından sonra, 1859'da İstanbul'a geri döner. 

73. LASKI Aleksander (Mehmet Bey) (1805-1867), Ömer Paşa'nın ordusunda subay; yarbay, Polonyalı ayaklanmacılara yardım amacıyla 1863 Temmuzunda İstanbul'dan yola çıkan Polonya gönüllülerinin komutanı. 

74. MILKOWSKI Zygmunt (Teodor Tomasz Jez), (1824-1915), Demokratik Polonya Birliği'nin Baklanlar ve Türkiye temsilcisi; 1863 baharında Osmanlı topraklarında (Boğdan da) Polonya'daki ayaklanmacılara yardıma gidecek gönüllü kuvvetleri örgütlemiştir. 

75. MIZIEWICZ, yüzbaşı; 1877'de (Osmanlı-Rus Savaşı sırasında) Yeniköy çatışmasında Polonya lejyonu süvari komutanı. 

76. MLODECKI Jan Nepomucen (1804-1883), W. Zamoyski'nin Sultan Kazakları Tümeni tasfiye edildikten sonra Türkiye'yi terk ederek (1856 Eylül) Yabancılar Lejyonu saflarına katılan birliğin komutanı. 

77. ORDON Julian Konstanty (1810- ), yüzbaşı; Kasım Ayaklaması'nda müstahkem mevkii savunmasının ünlü ismi; ayaklanma girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından İngiltere ve İskoçya'da bulunur, Macaristan ve Avusturya'da General J. Bem'in yakın silah arkadaşlığını yapar; 1855'de Sultan Kazakları Tümeni'nde subay. 

78. ORZECHOWSKI-OKSZA Tadeusz (1837-1902), doktor; göçmen siyasetçi; 1863'de Ulusal Hükümet'in İstanbul temsilcisi, Türk Hükümeti Basın Bürosu (ki Türkiye'deki ilk basın ajanslarından biridir) kurucusu. 

79. OSTOJA-CHODYLSKI Maurycy Michal, Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları Alayı'nda yüzbaşı; daha ilerideki tarihlerde Beyoğlu semti mahalli idaresinde mühendis olarak görev alır. 

80. PIENIAZEK Wladyslaw, Türk 6. ordusunun Bağdat'taki kolordusunda doktor. 

81. PIOTROWSKI Baltazar (Murat Bey - öl. Gelibolu 1889), yarbay; Türk ordusu subayı. 

82. PONINSKI Wladyslaw (1823-1901), general; Sultan Kazakları 2. Alayı'nda subay; Alayın İngiliz komutasına devredilmesinden sonra (Kasım 1855), Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları Birliği'ne geçmiştir. 

83. PROROK (Ahmet Hadi), Türk ordusunda yüzbaşı; Lwowlu; Osmanlı-Sırp Savaşı'na (1876) katılmıştır; Türk ordusu ihtiyaçları için ilk dubalı köprüleri (Macar binbaşı Scheidenberg'le birlikte) geliştirmiştir. 

84. PRUSKI (Laharin Bey), Macar İsyanı yenilgisinden sonra Türkiye'ye yerleşen Polonyalı subay; İslam'a geçen Polonyalı askerlerden biridir. Haleb'e gönderilmiştir. 

85. PRZEWLOCKI Walerian (1828-1895), Türkiye'de bulunuşu sırasında Ömer Paşa'nın ordusunda görev yapmış; ardından İstanbul'da 1862'de kurulan Polonya Doğu Göçmenleri Vergi Vakfı'nın sekreterliğini üstlenmiştir; Yeniden Dirilenler Cemiyeti generalidir. 

86. PULAWSKI (Ahmet Bey), Leh Tatarı; Polonya'nın Türkiye'deki ajansında memur olarak çalışmıştır; Kazak birlikleri oluşturma çabasında İskender Paşa'ya (Ilinski) yardım etmiştir. Çarlık Rusyası'nın İstanbul'daki büyükelçisinin girişimleri sonucu İskender Paşa ile birlikte tutuklanarak İstanbul'da bir hapishaneye konulmuştur. 

87. PURZYCKI Jozef, Mısır paşası Kavalalı'nın ordusunda subay; 1830/31 Rus-Lituanya lejyonunda teğmen; Belçika askeri; İspanya'daki İngiliz lejyonunda askerken Mısır'a geçer. Aleksandra civarlarında toprak işletmiş, keten üretimiyle uğraşmıştır. İngiliz saldırısında Akka savunmasında görev almıştır. 

88. RAHOZA Benedykt (öl.1877), 1877'de Türkiye'deki Polonya lejyonunda subay; Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Kızılar'da şehit edilir (23.08.1877); Beyaz Rusyalıdır; Polonya göçmen hareketinin tanınmış isimlerindendir. Zürich - Bedlikon'da yayınlanan "Wici" dergisinin redaktörlüğünü de yapmıştır. 

89. RAJSKI, yüzbaşı; 1877'de Yeniköy'de (Osmanlı-Rus Savaşı) Polonya lejyonu piyade birliği komutanı. 

90. RAWSKI Wincenty (Sidor Sydorowicz Dydolenko), Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları'nda bir süvari bölüğü komutanıdır; Sadık Paşa birliklerinin tasfiyesi sırasında bu bölük yine onun komutasında Padişahın hassa alayına dahil edilmiştir. 

91. ROMER MERCZYNSKI Jaroslaw, W. Zamoyski'nin tümeni tasfiye edildikten sonra Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları Birliği'ne geçmiş ve orada büro yöneticiliği yapmıştır; Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Asya'daki Polonya gönüllüleri birliği komutanıdır. Söz konusu birlikte 45 asker vardır. Birlik, Erzurum'a ulaşır (1878), ancak Rus kuvvetlerinin çemberi içine düşer ve geri çekilmek zorunda kalır. 

92. SAS-MONASTYRSKI (ya da Monastyrski-Sas) Ludwik (1822-1895), albay; Lübnan'da Sadık Paşa Dragonlarının komutanı; Dragonların V. Türk Süvari Kolordusu 25. Alayı'na devredilmesi ve Türk komutasına bırakılmasından sonra istifasını verir (1889). Ordudan istifa ettikten sonra atıl durumda Şam ve Beyrut demiryolları inşaatlarında hükümet komiseri olarak çalışır. 

93. SLUBICKI Wincenty, albay; Sultan Kazakları 2. Alayı'nın geçici komutanı (1854-1855 arasında, yani birlik İngiliz komutasına geçene kadar bu görevi sürdürür). Polonya Kralı III. Wladyslaw'ın Varna kentindeki heykelini kutsama törenine tümeni temsilen katılmıştır. Bu tören, tümenin katıldığı son resmi törendir. 

94. SOKULSKI Franciszek (1811-1896), 1851 yılından itibaren Polonya Demokratik Birliği Merkezileştirme hareketinin İstanbul sorumlusu; 1862-63 arasında Merkezi Ulusal Komite temsilcisi; Türk ordularında binbaşı; Türkiye'de telgraf hatları inşaatı işlerinde (Karol Brzozowski ile birlikte) çalışmıştır. 

95. SUCHODOLSKI Piotr (öl.1878), ressam; Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları I. Alayı'nda yüzbaşı; Sadık Paşa'nın kızı Karolina'nın eşi. Ocak Ayaklanması başladıktan sonra, bu konuda Türkiye'nin yardımına başvurulması gerektiğini savunmuştur. Babıali'yi bu konuda ikna yönünde adımlar atmadığı için Sadık Paşa'ya karşı bir isyan örgütler. 1863'de istifasını verir ve Z. Milkowski'nin Polonyalı ayaklanmacılara destek olmak amacıyla örgütlediği kuvvetlere katılır. Rus ordularının Balkanlar'a girmesinden sonra bir Ruslar tarafından kurşuna dizilir (Osmanlı-Rus Savaşı'nın sonlarına doğru, 1878'de). 

96. SZOLDRSKI W., Sultan Kazakları 2. Alayı'nda subay. Alayın İngiliz komutasına verilmesinden sonra (Kasım 1855), Sadık Paşa'nın Kazak birliklerine geçer. 

97. SZPACZEK Ludwik, General J. Wysocki'nin doktoru; 1851 yılı ortalarında General Kossuth'u almak üzere gelmiş bir Amerikan askeri firkateyniyle Türkiye'yi terk eder. 

98. SZULC (Szultz) August, (Yusuf Ağa) (1798-1853), Mısır paşası Mehmet Ali'nin ordusunda subay; Akka Kalesi komutanı. Daha önceki dönemlerde Taurus dağlık bölgesindeki kalelerin tahkimini yapmıştır. 

99. TABACZYNSKI, Halep'te General J. Bem'in yaveri (1850). 

100. TOWARNICKI Wladyslaw, Polonya gönüllüleri birliğinde ikinci bölük komutanı. Söz konusu birlik Temmuz 1863'de Polonyalı ayaklanmacılara yardım amacıyla İstanbul'dan ayrılır. 

101. UNRUG W., Sultan Kazakları 2. Alayı'nda subay. Alayın İngiliz komutasına verilmesinden sonra (Kasım 1855), Sadık Paşa'nın Kazak birliklerine geçer. 

102. WERNICKI J., kolağası; Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Asya'daki Polonya gönüllüleri birliğinde subay. Birlik Erzurum'a ulaştıktan sonra (1878) Ruslar tarafından kuşatılmış ve geri çekilmek zorunda kalmıştır. J. Wernicki esir alınır ve öldürülür. 

103. WIERUSKI Antoni (1804-1863), yarbay; W. Zamoyski komutasında Sultan Kazakları 2. Alayı'nın kurulması çalışmalarına katılır (Kasım 1855'de 500 askerin piyade taburlarına katılmasını sağlar). Bir Polonya köyü kurmak amacıyla, Nisan 1857'de Haydarpaşa kışlasından 150 kişilik bir asker grubunu Tesalya'ya götürür. Dönüşünde Polonezköy'e yerleşir ve orada ölüp oraya defnedilir (Polonezköy Mezarlığı'ndaki mezarı günümüze kalabilmiş mezarlardan biridir). 

104. WIERZYBICKI Tomasz (Murat Bey), binbaşı; Türkiye'deki ilk görevini Ömer Paşa'nın ordusunda alır; Moldavya tahtının varislerinden biri olan Prens Grzegorz Strudza'nın yaveri (1858 yılında prensi tahta geçirebilmek amacıyla bir Polonya lejyonu kurar). Daha ilerideki yıllarda Sadık Paşa'nın Sultan Kazakları Birliği'nde kıta komutanlığı yapar (Kalafat'ta savaşmıştır, 1854 Mayıs/Haziran). 

105. WOLSKI (Rüstem Bey), Ömer Paşa'nın askeri bürosu yöneticisi (Kırım Savaş sırasında 1853-56 döneminde Türk ordusu Rumeli ve Kırım komutanı); 1869'da Türkiye'nin Vatikan elçisi olarak atanır. 

106. WORONICZ Janusz, Otel Lambert'in bir üyesi; Eflak temsilcisi; Sultan Kazakları'na gönüllü toplanırken Sadık Paşa ile ortak çalışma yürütmüştür (Dobruca bölgesi, 1853). 

107. WOJCIK (Mustafa Bey), Türk ordusu subayı; Osmanlı-Rus Savaşı (1877-78) sırasında Plevne Müdafası'nda (1877) komutanlık yapmıştır. 

108. WYSOCKI Jozef (1809-1873), general; Demokratik Polonya Birliği üyesi. Prens Napolyon Bonapart'ın (Plon-Plon) yardımları sayesinde 1854'ün Ocak ayı başlarında Türkiye'ye gelir. Türkiye'de Polonyalı demokratların Paris Grubu temsilcisi olarak faaliyet yürütür. Bağımsız bir Polonya lejyonu kurulması yönünde çaba gösterir, ayrıca Polonyalıların Türk ordusu bünyesine dahil edilmelerine ve Sadık Paşa'nın Sultan Kozakları birliklerinin genişletilmesi fikrine karşı çıkar.

109. ZABORSKI (öl. 1876), Türk ordusunda yüzbaşı; Osmanlı-Sırp Savaşı'na katılmıştır (1876). 

110. ZAMOYSKI Wladyslaw (1803-1868), Büyük Prens Konstanty'nın yaveri. Sürgünde ise Prens A. Czartoryski'nin yakın çalışma arkadaşı. Bir Türk generali ve diplomatı. Sadık Paşa komutasındaki alayın yanında ikinci bir Sultan Kazakları alayı kurulması yönünde çaba göstermiştir. Bir yılı aşkın bir süre komutanlığını üstlendiği tümen, sürekli kurulma aşamasında kalmıştır. 31 Temmuz 1856'da alay tasfiye edilir ve Zamoyski 4 Mayıs 1857'de İstanbul'dan ayrılır. 

111. ZARZYCKI Dionizy (Osman Bey), Macar İsyanı'nın bastırılmasından sonra Türkiye'yi yurt edinen Polonyalı subay. İslam'a geçen Polonyalı asker grubundandır. Haleb'e gönderilir (daha sonra dönüp kalıcı olarak İstanbul'a yerleşir). 

112. ZEBROWSKI, İstanbul'da İngiliz hastanesinde doktor. 

113. ZIMA Franciszek, 1863 baharında Polonyalı ayaklanmacılara yardım amacıyla sefere çıkan Polonya birliğinin kurmay başkanı (söz konusu seferin örgütleyicisi W. Zamoyski'dir). 

114. ZIMMERMAN Artur (Artur Bey), 1877'de Türkiye'deki Polonya lejyonunun kurucusu. 

115. ZWIERZCHOWSKI Aleksander (İskender Bey), Zimmerman'ın yardımcısı; 1877'de Türkiye'deki Polonya lejyonunun kurucusu. 

KAYNAKÇA: 

Chudzikowska J., Dziwne zycie Sadyka Paszy. O Michale Czajkowskim /Sadık Paşa'nın Garip Hayatı. Michal Czajkowski Üzerine/, Varşova 1971. 

Dopierala K., Emigracja polska w Turcji w XIX i XX wieku /XIX. ve XX. Yüzyıllarda Türkiye'deki Polonya Göçmenleri/, Lublin 1988. 

Galczynska-Kilanska K., Polacy w Kraju Pólksiezyca /Hilal Diyarındaki Polonyalılar/, Krakow 1974. 

Lewak A., Dzieje emigracji polskiej w Turcji /Türkiye'deki Polonya Göçmen Tarihi/ (1831-1878), Varşova 1935. 

Lewis B., Narodziny nowoczesnej Turcji / Çağdaş Türkiye'nin Doğuşu/, Varşova 1972. 

Latka J.S., Adampol - polska wies nad Bosforem /Adampol - Boğaz Kıyısındaki Polonezköy/ II. Baskı, Krakow 1992. 

Piotrowski S., Tureckie blaskie i cienie /Türkün Parıltıları ve Gölgeleri/, /Yayınevi:/Ludowa Spóldzielnia Wydawnicza 1975. 

Reychman J., Historia Turcji /Türk Tarihi/, Wroclaw 1973. 

Sokolnicki M., Dziennik ankarski /Ankara Günlüğü/, Cilt 1: 1939-1943, Londra 1965; Cilt 2: 1943-1946, Londra 1974. 

Wituch T., Tureckie przemiany - Dzieje Turcji 1878-1923 /Türkiye'deki Değişimler - 1878-1923 Dönemi Türkiye Tarihi/, Varşova 1980. 

Ziolkowski P., Adampol (Polonezkioj), osada polska w Azji Mniejszej. Zapiski historyczne /Adampol (Polonezköy), Küçük Asya'daki Polonya Köyü. Tarihi Kayıtlar/, Poznan 1929, aynı çalışmanın Fransızca baskısı: Constantinople 1922 ve İstanbul 1929. 

TÜRKÇE KAYNAKLAR: 

Antonowicz - Bauer L., Polonezköyü, İstanbul 1990. 

Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan (Polonya) Arasındaki Münasebetlerle İlgili Tarihi Belgeler (Yayına hazırlayan: Nigar Anafarta, Yayınlayan: Mehmet Kavala), İstanbul. 

Eski Fotoğraflarda Polonezköy (Adampol), Krakow/İstanbul 1990-1992. 

Toros Taha, Geçmişte Türkiye-Polonya İlişkileri - Turco-polish relations in history, İstanbul 1983. 


 

 

 
 
 

 


OSMANLI ORDUSUNDA ALMANLAR

 
TOPÇU YÜZBAŞI WERLE ( ALMAN ) 

 

 

 

Çanakkale Muharebelerine 16 Kolordu ve Kolordu seviyesinde grup, birlik katılmış, bunların 23 Komutanı olmuştur. Ancak bazı komutanlar birden fazla birliğe komutanlık yaptığı için kişi olarak komutan sayısı 16’dır. Kolordu komutanlarından 4’ü Alman dır.

 

 

1. Alb. Von Zodenstern (Güney Bölge Kolordusu)
2. Tümg. Weber Paúa (15. Kor. K., Güney Gr. K.)
3. Tuğg. Trommer Paúa (14. Kor. K.)
4. Alb. Kannengiesser (16. Kor. K.)

 

 

15 Temmuz 1915’te Mustafa Kemal’e başarılarından dolayı, “Takfon” Harp Madalyası verilmiştir.

 

 

 

Çanakkale Muharebelerine 57’si piyade, 3’ü süvari,19’u topçu olmak üzere toplam 79 alay ile 135 alay komutanı katılır. 135 alay komutanından 3’ü Alman’dır.

 

 

 

1-Bnb. Hunker (Alman) 28. A.K. (8. Tüm.)
2-Yb. Werle (Alman) Erenköy Topçu K. (Müst. Mvk.)
3-Yb. Binhold (Alman) 3. Topçu A.K. (3. Tüm.)

İsmet Görgülü, 10 Yıllık Harbin Kadrosu, TTK. 1993




OSMANLI KURMAY BİNBAŞISI NOGALES  (  VENEZUELLA  )  


https://www.dusuncemektebi.com/d/173666/osmanli-ordusunda-venezuellali-bir-subay-nogales-mendez

Kurmay Binbaşı Nogales, ilk gençlik çağlarından itibaren savaş sanatı üzerine özel dersler almış ve ailesi tarafından klasik batı Avrupa tarzı bir eğitim görmesi için Almanya'ya gönderilmiştir. Bir süre sonra Barcelona (İspanya) ve Louvain (Belçika) üniversitelerinde, felsefe, edebiyat ve fen bilimleri okumuş, askeri eğitimini ise Belçika Kraliyet Harp Okulu'nda tamamlamıştır. On yedi yaşında, asteğmen rütbesiyle İspanyol ordusuna katılmış, İspanya'nın son denizaşırı sömürgelerini yitirdiği 1898 savaşında, Küba'da Amerika Birleşik Devletleri kuvvetlerine karşı savaşmıştır. Bu savaşta yaralanan Rafael de Nogales gösterdiği yararlıklardan ötürü kendisine "Askeri Liyakat" madalyasının yanısıra İspanya'nın en önemli nişanlarından olan "Isabel La Catolica" (Katolik İsabel) nişanı teklif edilmiştir.



1914 yılına gelinceye kadar İspanyol ordusunun çeşitli kademelerinde görev alan Nogales, Birinci Dünya Savaşı çıktığında, öncelikle Belçika ve Fransa'ya hizmet etmek istemişse de, bu iki ülke yetkililerinin, Nogales'in milliyetini değiştirmesini ya da yabancı lejyonunda görev yapmasını şart koşmaları üzerine, o ülkeler saflarında savaşmayı reddetmiştir. Nogales, sahip olduğu idealler ve ideoloji bağlamında "sınır tanımayan" askerlerdendir. 

Bu dönemde Bulgaristan'da Alman Ataşemiliteri olarak görev yapan, Mareşal Colmar Freiherr Von der Goltz'un oğlu olan Binbaşı Baron Von Der Goltz ile aynı ülke nezdindeki Türk Ortaelçisi Fethi Bey'le (Okyar) tanışan maceraperest subay, onların tavsiyeleri üzerine Osmanlı Devleti'ne gönderilen Alman askeri uzmanlarıyla birlikte yabancı askeri uzman olarak, İstanbul'a gelmiş ve kendi deyişiyle, "İtilaf Devletlerinin kapılarında boş yere aradığı konukseverliği, bir anda cömertçe, hiç beklemediği taraftan görmüştür."

Balkan Savaşlarının sonunda Sofya sefaretimizde Askeri Ataşe olarak bulunan Mustafa Kemal bey (Atatürk) ile 11 Mayıs 1913 tarihinde, Avusturya-Macaristan ve Bulgar Krallarının Gratsko Gradina'da düzenlediği bir kıyafet balosunda tanışan Nogales Mendez, Mustafa Kemal Paşa İle aynı süreçte İstanbul'a dönmüştür.

29 Ekim 1914'de Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşına girişi üzerine müteaddit defalar Başkomutanlık Vekâletine başvurarak cephede faal görev istemesi neticesinde, 20 Ocak 1915'de 3. Kolorduya bağlı olarak Tekirdağ'da teşkil edilecek 19. Tümen Komutanlığına atanmıştır. 25 Ocak 1915 günü Sofya'dan İstanbul'a dönerek yeni görevi hakkında Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa ile tekrar görüşmüş ve 2 Şubat 1915 tarihinde ise Tekirdağ'a gelerek, 19. Tümeni kurma çalışmalarına başlamıştır. Nogales Bey, bu süreçte orduda gösterdiği başarılarla önemli bir yer edinmiş, Van İsyanı'nın Taşnak Lideri Aram Manukyan'ın 30 bin kişilik ordusunu 12 bin kişilik Türk askeriyle bozguna uğratmıştır. Daha sonra Türkiye-İran sınırında bulunan Kotür Dağı eteklerinde girdiği çatışmada iki büyük Rus Birliği"nin Osmanlı topraklarında ilerlemesini engellemiştir. 

Nogales Mendez, Doğu Cephesinde Ruslara ve bölgedeki, Ermeni çetelerine karşı gösterdiği başarıların ardından 1915'te Suriye'deki cepheye gönderilmesine karar verilmiştir. Yüzbaşılıktan, binbaşılığa terfi eden Nogales Mendez Suriye'ye savaştan hastalığı sebebi ile ayrılmak istediğini söylemek üzere gelmesine rağmen, Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Ahmed Cemal Paşa buna izin vermez. Ertesi gün özel bir trenle Halep'e gelen Enver Paşanın, "Siz ordumuza kabul edilen biricik tarafsız subaysınız. Bunun sonucu olarak, bu milletin bir misafirisiniz. Ne için bizi bırakmak istiyorsunuz? Sizden rica ediyorum, savaşın sonuna kadar bizi bırakmayın" sözleri üzerine orduda kalmıştır. 

Yeni görevi Adana'ya yakın Mamure istasyonunda irtibat subayı olarak bir menzil görevi olmuştur. Nogales, birbirine bağlanmamış iki demiryolu arasında karayolu ile taşımacılık işi olan yeni görevi kabul etmiş, hırsızlık ve dolandırıcılığı engellemek amacıyla katı önlemler almıştır. Sağlığı tekrar bozulunca kısa süreli izin kullanmış bir yük treniyle Suriye'ye geçmiş Şam, Hama ve Humus' u daha sonra da Beyrut' u ziyaret etmiş ve 20 Kasım 1915'de Kudüs' e varmıştır.

Nogales'in savaş müddeti içerisinde görevlendirileceği bir diğer yer de, Filistin ve Ürdün Irmağının doğu kıyısıdır. Cemal Paşa'nın komuta ettiği 4. Orduya Ramle'nin askeri yöneticisi olarak atanan Nogales'in görevi özünde idari bir görevdir. Bu görevden sonra Kudüs'teki Kamu Güvenliği ve Müfettişliği, Beytullahim'deki Onikinci Piyade Alayı Komutanı Binbaşı Kiehl'in kamu sağlığının korunması gibi idari işlerde yardımcılığını yapmış, antik Galaad'taki en büyük Müslüman Hıristiyan kasabası olan Es-Salt Garnizonunun komutasını üstlenmiş, 1917 yılı başlarında Gazze'yi güçlendirmek üzere Güney cephesine gönderilmiş, burada Gazze ve Sina'da görev almıştır. 1. ve 2. Gazze savaşlarında oldukça yararlılık gösterdiğini ifade eden Nogales’e, kendi ifadesine göre 3. Gazze savaşında Mıntıka Komutanı ve Mısır Sina Valisi görevleri verilmiş, bu savaşın İngilizlerin lehinde devam etmesi üzerine Ürdün'de bulunan Bir-Üsseba'ya (Birüssebi) dönmesi emrini almıştır. 

Nogales, 1917 yılı itibarıyle atandığı Güney cephesinde görev yaptığı sırada 3. Süvari Tümeni emrine verilmiştir. Nogales, kendi biyografisinde durumunu şu biçimde özetlemiştir: "İki yıldan beri düzenli Osmanlı Ordusu'nda aktif görev yapıyordum. Sırasıyla süvari, piyade, topçu ve makinalı tüfek birliklerinde görev yapmış ve önemli askeri idare makamlarında bulunmuştum. Örneğin Van 'da sayıları bir tümene yakın karma birliklere kumanda etmiştim. Bu şekilde yine en sevdiğim sınıf olan süvari sınıfına ve insanın kendini sürekli olarak mükemmelleştirdiği, kurmaylık adı verilen, başı ve sonu olmayan bu ihtiraslı ortama dönmüş oluyordum." Osmanlı Ordusu'nda görev yaparken Türkçe de öğrenen kurmay binbaşı, doğal olarak Türk askerini yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine tanık olan Nogales'in anlatılarından, katıldığı çarpışmalarda kendini bir Türk gibi gördüğü ve özveriyle görev yaptığı da anlaşılmaktadır. 

Nogales anılarında, 1918 yılı bahar aylarında İstanbul'a döndüğünü, iznini uzatıp Anadolu'yu gezdiğini, Ankara, Afyon ve Eskişehir üzerinden İzmir'i ziyaret ettiğini aktarır. İstanbul'a dönüşünde, üst düzey Kurmaylık kursuna, Havacılık Akademisinde resmi gözlemci kursuna ve topçu kursuna katılmaya fırsat bulmuş, 1 Temmuz 1918'de Dolmabahçe Sarayı Muhafız Alayının 1. Mızraklı Süvari Alayına eğitmen ve komutan vekili olarak atanmıştır. Harbiye Nezaretinin Nogales'in Almanya'da birkaç ay geçirmesine izin vermesi üzerine, 15 Eylül'de Berlin'e yerleşmiş, ancak Osmanlı Hükümetinin son günlerini yaşadığını bildiğinden 31 Ekim'de İstanbul'a dönmüş, gelişmeleri burada izlemiştir. Osmanlı Ordusundan terhis belgesinin tarihi 20/11/34'tür (20 Kasım 1918). Kendi ifadesine göre onursal kurmay yarbay rütbesine terfi ettirilen Nogales'e sekiz değişik madalya verilmiştir. Bunlardan altısı Osmanlı, biri Alman ve biri de İran'lı bir prensin hayatını kurtardığı için İran madalyasıdır.

1919 yılı Nisan ayında vatanına gitmek üzere İspanya'ya giden bir gemi ile yola çıkan maceraperestin ilk amacı Osmanlı Ordusunda geçirdiği dört yılın hikâyesini yazmaktır. Ancak Nogales tüm bunları yaşarken General Gomez Venezuela'da yönetimi ele geçirmiş ve hala sıkı yönetim rejimine devam etmektedir. Nogales'in bu durumda vatanına dönebilmesi mümkün görülmemektedir.

Bu gelişme üzerine Nogales, Osmanlı hikâyesini yazmak için çocukluğunun doğal çevresini andıran Kolombiya-Venezuela sınırının Kolombiya tarafında dağlık ve uzak bir kasaba olan Gramalote'ye yerleşmiştir. Granmatole'de el yazısı ile yazdığı eserini yayınlatmak için gayret sarf ederken, General Gomez'in ajanları tarafından izlendiğini düşünerek, yeniden heyecan dolu bir serüvenin içerisinde kendini bulmuş ve Kuzey Amerika ile Avrupa'ya doğru yola çıkarak, La Editora Internacional adlı yayınevinin Madrid ve Buenos Aires'in yanı sıra bir bürosunun bulunduğu Berlin'e ulaştırmayı başarmıştır. Bu yolculuğu sırasında New York'a gidebilmiş, 25 Şubat 1923'de "Venezuela'nın Nogales Bey'i" başlığı altında Osmanlı ordusu üniforması giyerken çekilmiş bir fotoğrafı ve T. R. Ybarra ile mülakatı New York Times'da yayınlanmıştır. 

Nogales, 1924'te Arjantin başkenti Buenos Aires'te yayınladığı "Hilal Altında Dört Yıl" adlı hatıralarında Ermeni çetelerinin, "sivil savunmasız Türkleri gördükleri yerde hunharca katlettiğini" yazdı. Nogales Mendez kitabında Osmanlı Ordusu'nun sivil Ermenilere saldırmadığı gibi Ermeni askerleriyle de savaşmadığını belirtmiştir.

Nogales 1928 yılından sonra bir yazar ve konuşmacı olarak zamanının çoğunu Londra, Paris ve New York'ta geçirmiş, Ren bölgesinden San Francisco' ya uzanan bir çizgide seyahat etmiş, 1934 yılının sonlarına doğru Kaliforniya'ya taşınmıştır. Basında çıkan bazı yazılarında bir Latin Amerika Milletleri Cemiyeti oluşturma fikri üzerinde durmuş, hayatını bunu gerçekleştirmeye vakfetmişse de, anavatanı ve coğrafyasının insanları tarafından gezgin bir sürgün olarak tanınmıştır. Düşmanı olan Venezuela Başkanı Gomez'in 1935 yılının sonlarında ölmesi üzerine 1936 yılı başlarında ülkesine dönen ve burada vefat eden Osmanlı subayı Nogales, bir aydın, yazar ve iyi bir hatip olarak yaşamıştır. 

Umut Cafer Karadoğan - Beyaz Tarih



SOKULLU MEHMET PAŞA  ( SIRP )

http://ahmetsimsirgil.com/bir-devrin-adi-sokollu/


Osmanlı Devleti’nin padişahtan sonra en kudretli adamı olan Sokollu ( Sokoloviç ) Mehmed Paşa 
Sokoloviç köyünün çoban Bayo’suydu

On beş yıl Osmanlı devletinin padişahdan sonra en kudretli adamıydı. Kanuni’nin son iki yılında geldiği sadaret makamında II. Selim döneminde fevkalade yetkilerle kuvvetlendirilmiş nüfuzu günbegün artmıştı. III. Murad Han döneminde aleyhinde büyük bir lobi oluşmuş bulunuyordu. Son iki yılı son derece üzüntülü ve korkulu geçirmişti. Buna rağmen devlet işlerine en küçük bir fasıla vermeden ciddiyet ve dirayetle takip ediyordu.

Her gece âdeti olduğu üzere abdestini yeniler, teheccüd namazını kıldıktan sonra hazinedar Hadım Hasan Ağaya bir miktar kitap okuturdu. O gece Hasan Ağa’ya, “Sultan Murad’ın Kosova’da şehid edilişini anlatan yeri oku” buyurdular.

Hasan Ağa takip ettikleri Osmanlı tarihi eserinden Murad Han’ın zaferini ve sonunda şükür için meydan yerini gezerken bir Sırplının din yolunda savaşanlar sultanını habersizce hançerleyerek şehid ettiğini tasvir eden satırları okurken, Sokollu’nun gözleri yaş içinde kalmıştı.

Ellerini kaldırdı. “Yarabbi bana da böyle bir devlet nasip eyle” diyerek dua etti. Murad-ı Hüdavendigar’ın ruhuna fatiha okuduktan sonra Hasan Ağayı yanından yolladı.

Sadrazam ertesi gün yine sabahın erken saatlerinden itibaren çalışmaya başlamıştı.

Divan-ı Hümayun’da yapılan toplantıya başkanlık ettikten sonra ikindi vaktinde Kabasakal tarafındaki kendi sarayında bir toplantı daha tertip etti. Hükümet erkanıyla beraber yarım kalan işleri görüşüyor, isteklere cevaplar veriyordu.

Her zaman sadrazamdan para istemeye alışmış olan Bosnalı meczup kişi muhafızlardan çok rahat sıyrıldı. Divandan çıkmak üzere olan sadrazamın yanına kadar yaklaştı. Günün yorgunluğu içindeki ihtiyar sadrazam, pek çok defa olduğu gibi ihtiyaçlarını bildiren meczuba para vermek için kesesini çıkarttı. Ancak dikkati bir kez daha sadaka vermeye yönelmişken meczubun entarisinin altından çıkardığı hançer kalbini doğradı. Sadrazam, katiline doğru ancak bir adım atabildi. Fışkıran kanlar onu boğdu ve yere kapaklandı. Derhal dairesine kaldırdılar ve yarasının sarılması için cerrah getirdiler. Ayasofya’da akşam ezanı okunurken yaşlı sadrazam ruhunu teslim etti. (12 Ekim 1579)

Aynı Murad-ı Hüdavendigar gibi o da bir gece önce duasını yapmış, ertesi akşama şehadet şerbetini içmişti(1).

Hücum okları

Sokollu Mehmed Paşanın muarızları birkaç yıl içinde devleti böyle dirayetli bir elden yoksun bıraktıklarını anladılar. Fakat ne hikmetse ona karşı saldırılar bitmedi. Özellikle son yüzyılda ortaya çıkan aşırı fikirler sebebiyle bir kez daha hedef adam haline geldi.

Bu sefer hançerle değil, kalemle şişlenme yoluna gidildi. Yeni nesiller şimdi onun adını işittiklerinde sanki Türklüğün ve İslamlığın düşmanı gibi telâkki eder oldular. Gerçekte, bunları hak etmiş miydi? Öncelikle hakkında yazılanları gözden geçirelim.

Sokollu Mehmet Paşa tarihimizdeki devleştirilmiş cücelerden biridir. Bu cüceye verilen Sokollu unvanı Sokoloviç’in tahrif edilmiş şekli olup Sokol, Bosna vilayetine bağlı bir kasabanın adı ve Mehmet Paşa’nın memleketidir(2).

Zeki, kurnaz ve pek haris olan Sokollu, silahtar iken başta ana babası olmak üzere kardeşlerini ve bütün akrabalarını İstanbul’a getirerek bunları muhtelif yerlere yerleştirmesini bilmiş ve İstanbul’a gelip ihtida ederek adlarını değiştiren bu hısım akraba grubundan bir Sokollu-zadeler(!) türeyivermişti(3).

Bu devşirme sürüsünün kısmı azamı Türklüğe ve Müslümanlığa pamuk ipliğiyle dahi bağlı değildir. Bütün emelleri ikbal ve paradır(4).

Sokollu başta olmak üzere bütün devşirmeler hayatlarının sonuna kadar çoğunluğu Hristiyan kalan aileleriyle gerek dini gerekse ırki bağlılıklarını muntazam olarak devam ettirmişlerdir.

Günümüzde hâlâ yüzleri kızarmadan Büyük Sokollu’yu, dahi devlet adamı, şöyle dindar böyle bilmem ne gibi cilt cilt kitap yazarlar(5).

Modern tarihçiler de umumi olarak Sokollu’yu göklere çıkarmayı adet haline getirmişler, bu konudaki klişe fikirleri birbirinden almışlar, fakat olayların akışı içinde Sokollu’nun durumunu incelemeye ve çözümlemeye lüzum görmemişlerdir. Çok garip bir davranışla devrin Türk Cihan devletinin eşsiz kudretinden doğan bütün başarılar Sokollu’ya mal edilmiş, başarısızlıklarsa devrin hükümdarlarına, bilhassa, II. Selim’e yüklenmiştir… Sokollu Kıbrıs’ın fethine şiddetle muhalifti… İnebahtı bozgununun birinci derecede sorum-lusu Sokollu’dur. Don-Volga kanalı gibi devletin geleceğiyle ilgili son derece önemli bir teşebbüsü Sokollu, maliyecilikten yetişmiş üçüncü sınıf bir devlet adamına vermiştir. Bütün bunlar S¬kollu’nun iddia edildiği gibi büyük bir diplomat ve deha sahibi devlet adamı olduğunu gösterecek deliller değildir(6).

Bu ifadeleri okuyanlar tam anlamıyla Sokollu düşmanı kesilmektedir. Aslında hedef kitle sadece Sokollu değil, devşirme devlet adamlarının tümüdür. Zira yazılarda her vesile ile Sokollu’nun devşirme oluşuna dikkat çekilmekte ve diğer devşirme olanların da aynı niyette oldukları ısrarla vurgulanmaktadır. Yine yazılarda dikkati çeken en önemli husus, Sokollu ve diğerlerinin hiç bir faydalı hizmetlerinin olmadığıdır. Düşmanlıklarını ise bilerek ve bir tertip içerisinde sundukları görülmektedir. Dolayısıyla bu ifadeleri okuyan insanlarda tam anlamıyla bir devşirme devlet adamlığı düşmanlığı yer ermektedir.

Meşhur Sokollu-zadeler

Oysa gerçek böyle değildir. Şimdi bu iddiaları ele alırken Sokollu’yu tanımaya çalışalım.

İşte ilk iddia! Sokollu daha silahtar iken ailesini İstanbul’a getirtmiş, önemli görevlere tayin etmiş, Sokollu ailesinden nice kişiler devlet hizmetlerine geçmişler, bunlar Türklüğe ve Müslümanlığa pamuk ipliğiyle dahi bağlı değiller imiş…

Şimdi bu satırları okurken sanırsınız ki Sokollular, devletin temeline dinamit koymuşlar, koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nu bir hamlede parçalamışlardır. Kimdir bu adımlar derseniz, ortada Sokollu Mehmed Paşa’dan başka ikinci bir isim yoktur. Şimdi biz bu devlet düşmanlarını (!) tek tek sıralayalım.

Lala Mustafa Paşa: Bosna eyaletinin Sokoloviç köyünde doğdu. Sokollu Mehmed Paşa’nın akrabasıdır. Yavuz Sultan Selim zamanında Enderun’a alındı. Burada yüksek tahsil ve terbiyesini tamamladıktan sonra altı yıl Enderun’un yüksek memurluklarında bulundu. 1555 yılında Safed sancak beyliğine tayin olundu. Büyük bir kumandan ve iyi bir devlet adamıydı. İlk büyük başarısını Kıbrıs serdarlığında gösterdiğinden Kıbrıs Fatihidiye tanındı. İran serdarlığında da büyük muvaffakiyetler sağladı. Peçevi İbrahim Efendi İranlılar ondan yedikleri dayağı hiç bir serdardan yemediler diyererek başarılarını övmektedir(7).

Ferhat Bey: Sokollu’nun dayısının oğludur. Sadrazamın sağlığında ulufecibaşı idi. 1566’da tayin edildiği Klis valiliği sırasında Venediklilere karşı savaştı. Novigrad, Split, Zadar ve Sibenik dolaylarına amansız akınlarda bulundu. Bu başarılı seferlerle sivrilen Ferhat Bey; Venediklilerden Zemunik, Brodin, Bijela, Stijena ve Ozren’i aldı. Bosna’ya girmeye çalışan bir Hırvat birliğini bozguna uğrattı. Bu birliğin komutanı Filipoviç’i esir ederek İstanbul’a gönderdi. Bosna valisi Mehmed Bey’in Lala sıfatıyla merkeze çağırılması üzerine buraya vali oldu. Ferhat Bey Hırvatistan ve Slovenya topraklarına akınlarını hiç durmadan devam ettirdi. Başarıları nedeniyle 1588’de Budin valisi oldu. Ancak aynı yıl bir kölesi tarafından şehit edildi. Ferhat Bey, gaza hareketlerinin yanı sıra idare ettiği mıntıkalarda imar ve inşa faaliyetlerinden de geri kalmamıştı. Banya Luka’da büyük kaleyi yaptırdı. Seferlerde kazandığı ganimetlerle Ferhadiye Camii ile bunun yanında bir mektep ve medrese, bir hamam, yüz dükkan bulunan bir kapalı çarşı, imaret ve Vrbas nehri üzerine sağlam bir köprü inşa ettirmiştir(8).

Kara Ali Bey: Ferhat Bey’in kardeşidir. 1573’de abisinin Banya Luka’ya atanması üzerine Klis beyi oldu. Daha sonra İstoni Belgrad’a atandı ve uzun yıllar burada valilik yaptı. Macaristan ve Estergon’da nice çarpışmalara katıldı. Çok cesur, değerli ve âlim bir kimse idi. 1595’de kuşatıldığı Estergon’da düşmana karşı savaşırken tüfek mermisi ile vurularak şehid düştü(9).

Ferhad’ın Derviş adında bir kardeşi daha vardı. Gürcistan’ın fethi sırasında hayatını kaybetti(10).

Kurt Bey: Sokollu’nun oğludur. İlk defa Sigetvar savaşı öncesinde sivrildi. Sadrazam onu Dubrovnik’le sınırı dolayısıyla çalkantılı olan Hersek’e gönderdi. Kurt Bey Hersek’te düzeni sağlamayı başardı. Yağmaları ve haydutlukları önledi. Halkın bölgeyi terk etmesinin önüne geçti. İktisadi durumu düzeltti. Kurt Bey, 1571 yılında vefat etti. Hastalık sebebiyle öldüğü rivayet edilmektedir(11).

Vezir Mustafa Paşa: Sokollu’nun amcası oğludur. Bosna sancak beyi iken Krupa kalesi ile çevresindeki palankadan fethetti. Kanuni Sultan Süleyman Sigetvar seferine giderken onu Arslan Paşa yerine Budin valiliğine tayin etti. II. Selim Han zamanında vezir oldu. On üç yıl Budin beylerbeyisi olarak kaldı. Çevredeki pek çok kale ve palankayı devletine kattı(12). Gazâlardaki başarıları sebebiyle Kara Şahin lakabıyla ün yaptı(13). Sarp bir kayalık üzerindeki Fülek kalesini destanlara konu olacak şekilde fethetti. Yiğitlik ve cesarette, ikram ve cömertlikte pek ileri idi(14). Budin eyaletinin ondan önce ya da ondan sonra bu kadar sevilen bir valisi olmamıştı. Sokollu’nun muarızlarının faaliyetleri sonucu Budin kalesine yıldırım düşmesi gibi garip bir sebeple idam edildi(15). Başta Budin olmak üzere Belgrad, Sigetvar, Estergon ve Sezekvar’da çok sayıda dini ve kültürel eserler inşa ettirmişti. Bölgenin dul kadın, öksüz ve yetimleri onun ölümüyle bir kez daha hamisiz kaldılar denilmektedir(16).

Hasan Paşa: Sokollu Mehmet Paşa’nın oğludur. Babasının sağlığında ve ondan sonra Rumeli ve Anadolu’nun bir çok eyaletinde valilik yaptı. Son olarak Bağdat’a tayin edildi. Şatafat ve debdebeyi severdi. Özellikle Cuma namazlarına çıkışı, padişahlar gibi gösterişli olurmuş. Sokollu, bu durumun padişahın gazabını çekebileceği endişesiyle hakkında şikayetler var diyerek görevinden alınmasını arzeder. Ancak padişah onu azletmez. Fakat gereksiz gösterişlerden vazgeçmesini ister. Bu durum padişahın onun tavırları hakkında evvelce bilgi sahibi olduğunu gösterir.

Hasan Paşa gayet yakışıklı, gösterişli ve yiğit bir kimse idi. Düşman karşısında gözü pek bir komutan olup en zorlu görevlere severek atılırdı. 1601’de Anadolu’daki Celaliler üzerine serdar tayin olundu. Karayazıcının yirmi bin kişilik bir kuvvetini Elbistan civarında sabahtan ikindi zamanına kadar yaptığı muharebede mağlup etti. Ancak Tokat kalesinde iken Celali Deli Hasan kuvvetleri tarafından abluka altına alındı. Yapılan müsademe sırasında vurularak şehid düştü(17).

Lala Mehmet Paşa: Sokoloviç ailesindendir. Sokollu Mehmet Paşa’nın amca oğlu olduğu rivayet olunmaktadır. Enderunda yetişmiş, şehzade lalalıklarında bulunması sebebiyle “lala” lakabıyla şöhret bulmuştur. 1591’de Yeniçeri Ağası oldu. 1595’de Vezir-i Azam Sinan Paşa ile Macaristan seferine katılarak çok gayret ve kahramanlık gösterdi. Sefer dönüşü önce Karaman, sonra Anadolu beylerbeyliğine getirildi. Eğri seferindeki hizmeti dolayısıyla Rumeli beylerbeyiliğine tayin olundu. Uzun seneler Avusturya serhaddinde kalarak gazalar yaptı. 1604’te Yavuz Ali Paşa’nın ölümü üzerine vezir-i azam oldu. Aynı yıl Avusturya seferine çıkarak Vaç, Peşte ve Hatvan kalelerini zaptetti. Ertesi yıl harekata devamla Vişegrad, Vesprem ve daha pek çok kaleyi aldıktan sonra elden çıkan Estergon’u otuz günlük bir muhasaradan sonra fethetti. Estergon fatihi unvanını kazandı.

Lala Mehmed Paşa 1606 yılının Haziran ayında Celali asileri üzerine İran seferine serdar tayin edildiği sırada Üsküdar’da felç geçirerek vefat etti. XVII. asırda gelen Osmanlı vezir-i azamlarının değerlilerinden mücahid, gayur, tedbirli bir vezirdi. Hudut tecrübesi fazla olduğundan seferlerdeki icraatlarıyla devlete büyük hizmetlerde bulundu. Askerler kendisini pek çok severdi(18).

İşte Sokollu ailesinden devlet adamları, işte hizmetleri ve işte vatan uğruna çarpışmaları ve şehadetleri. Bu mudur ihanet? Bu mudur pamuk ipliği ile vatana bağlılık? Bu vatana büyük bir iman ve aşkla, canı ile kanı ile hizmet edenleri böylesine aşağılamak, karalamak hangi maksada hizmettir?

Ayrıca Sokollu’nun aleyhindeki bu isnatlar dikkatle değerlendirildiğinde şu sorular da hatıra gelmektedir. Osmanlı Devleti devşirilen çocukların kendisine ve ailesine ait bütün bilgileri defter ettirdiğine göre onlarla irtibatını devam ettirmesi bir suç mudur? Onların İslamiyeti kabul etmesini istemesi hata mıdır, ihanet midir? Yoksa Osmanlı devletinin kuruluş gayesine uygun ve dinimizin emrettiği güzel bir davranış mıdır?

Nitekim o kendisinin eriştiği saadete, ailesinin de kavuşmasını arzulamış, onlara dini telkinde bulunmuştur. Bu sayede babası ihtiyar Dimitri, İslamiyeti kabul ederek Cemaleddin Sinan adını almış ve uzun yıllar oğlunun Bosna’daki vakıflarının yöneticiliğini yapmıştır. Yine İstanbul’a gelerek oğlunun saraydaki itibarını, muazzam konumunu ve büyük gücünü gören annesi son derece şaşırmış, gözyaşları içerisinde Müslüman olmuştur.

Neden sefere çıkmadı

Sokollu’nun sefere çıkmaması meselesine gelince:

Bu iddialarda bulunanlara son Sigetvar seferinden sonra geçen on senede, Sokollu’nun sefere çıkmasını gerektirecek hangi kara harekatı gerçekleşti diye sorarlar. Böyle bir harekat olur, Sokollu katılmaz, sonu felaketle neticelerdi ve Sokollu şiddetle tenkit edilebilirdi.

Bu noktada Sokollu’nun siyasi görüşlerini iyi bilmek gerekmektedir. Ona göre Osmanlı Devleti tabii hudutlarına erişmiştir. Boşuna bir maceraya atılmak doğru değildir. Bazı muvaffakiyetler elde edilse bile bu geçici olacaktır. Dolayısıyla Sokollu devamlı olarak savaştan uzak durmaya çalışmış ve işleri hep diplomasi yoluyla çözmüştür(19). Nitekim Sokollu’nun son döneminde muarızlarının etkisiyle girişilen İran seferi Sokollu’nun ne kadar haklı olduğunu gösterecektir.

Buna karşılık Sokollu Mehmed Paşa özellikle Osmanlı sınır boylarını son derece güçlü kılmaya gayret etmiş ve bu bölgelere genç, cesur, dirayetli, yükselmeye elverişli, itimat edilir devlet adamlarını tayin etmeye özen göstermiştir. Bu itibarla hudut olayları devamlı suretle Osmanlılar lehine gelişmiştir(20).

Kendisi ise siyasetteki ince görüşünü her zaman ustalıkla kullanmıştır. Lehistan kralı Sigismund Ogüst vefat edince Lehistan krallığına Rus veya Avusturya prenslerinden birisinin geçmesi beklenirken o bir dizi faaliyetleri ile önce Fransa faalinin kardeşi Hamiyi ve bunun çekilmesinden sonra da Osmanlılara tabi Erdel kralını getirtmeyi başarmıştır. Bu sayede Lehistan’ı Erdel, Moldavya ve Eflak ile aynı statüde vasat bir ülke haline getirmiştir(21).

İşte Sokollu’nun karşı olmakla suçlandığı Kıbrıs seferine bakışında da, aynı siyasi tavrı görüyoruz. Sokollu, Kıbrıs harekatının, Osmanlı devleti aleyhine bir haçlı seferi tertiplenmesine yol açabileceği endişesi ile uygun olmayacağı fikrini savunmuştu. Bu sadece tartışılan bir konuda sadrazamın şahsi yorumuydu. Ki Osmanlı devletinde asırlardır aynı gelenek devam etmiyor muydu. Her türlü devlet meseleleri divanda tartışılır ve karara varılırdı. Burada herkes hür düşüncesini söylerdi. Ancak bir karar alınınca onun gerçekleşmesi için de bütün güçler seferber olunurdu.

İnebahtı bozgunu

Neticede Yahudi Josef Nasi‘nin teşviki, Piyale Paşa ile Lala Mustafa Paşa‘nın lehte beyanı ve müftü Ebussuud Efendinin fetvası üzerine II. Selim Han Kıbrıs’ın fethine karar verdi(22). Kıbrıs uzun süren bir kuşatma ve mücadele sonucu fethedilirken Sokollu’nun korktuğu da başa geliyordu. Venedik, İspanya ve Papalık arasında mukaddes ittifak teşkil edildi. Ardından muazzam bir donanma vücûda getirildi. Toskana, Ceneviz, Savua, Malta, Ferrara ve Parma gibi küçük beylikler de ittifaka katılmıştı. Bu Haçlı donanması İnebahtı muharebesiyle Osmanlı donanmasını büyük ölçüde imha ettiler(23). Geniş sahile sahip Osmanlı ülkesi son derece tehlikeli bir duruma düşmüş oluyordu. Avrupa’da bayram sevinci yaşanıyor, ertesi sene baharla birlikte Osmanlı kıyı ülkelerini ne şekilde tahrip veya fethedecekleri konuşuluyordu. Müttefikler yeni yeni ittifak çalışmaları yapıyorlar, güçlerini arttırmak üzere çalışıyorlardı(24).

Bu arada savaşa rağmen İstanbul’da ikametini sürdüren Venedik elçisi Barbaro, Osmanlı donanmasının mahvedilmesinden sonra Sokollu’nun tavrını merak ediyordu. Acaba Osmanlıları istedikleri şekilde bir sulha zorlayabilecekler miydi?

Çok geçmeden Sokollu’yla bir mülakat fırsatı bulduğunda Osmanlı sadrazamının son derece rahat olduğunu gördü, hatta tepeden bakan alaycı tavrın altında ezildiğini hissetti.

Sadrazamın şu sözleri ise hem tarihe geçiyor, hem de gelecekle ilgili niyetlerini açıkça sergiliyordu.

İnebahtı muharebesinden sonra cesaretimizin sönmediğini görüyorsun. Sizin zayiatınızla bizimki arasında fark vardır. Biz sizden bir krallık yer (Kıbrıs adası) alarak kolunuzu kestik; siz ise donanmamızı mağlup etmekle sakalımızı tıraş etmiş oldunuz. Kesilen kol yerine gelmez. Lakin tıraş edilmiş sakal daha gür olarak çıkar(25).

Paşa, paşa!…

Sokollu’nun zor vaziyette barışa yanaşmaması, baharla birlikte Çanakkale boğazı ile sahillerin düşman taarruzuna açık kalacağını gösteriyordu. Yeni kaptan-ı derya Kılıç Ali Paşa bu sebeple çok telaş gösteriyordu. Sokollu Mehmed Paşa, baharla birlikte büyük bir donanmayı kendisinin emrine vereceğini vaad etmişti. Ancak ne kaptan paşa ve ne de sadrazamın yakınları bu projenin gerçekleşeceğine ihtimal veriyordu.

Hatta bir görüşme sırasında Kılıç Ali Paşa Sokollu’ya “Belki tekne hazırlanması mümkündür. Ancak iki yüz gemiye beş altı yüz lenger (gemi demiri), palamar ve ip ve her gemiye yelken vs. tedarikine imkan olmaz” deyince Sokollu Mehmet Paşa:

“Muhterem Paşa hazretleri! Sen bu devlet-i aliyyeyi henüz tanımamışsın. Allah aşkına şuna inan! Bu devlet öyle bir devlettir ki, isterse bütün donanmanın demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden ve yelkenlerini atlastan yapmakta güçlük çekmez. Hangi geminin gerekli alet ve yelkenini yetiştirmezsem dediğim biçimde benden al.”

Bu sözler üzerine heyecanlanan Ali Paşa ayağa fırlayıp saygı ile sadrazamın elini öpmüş ve “Kesin olarak inandım ki bu donanmayı tamamlarsınız” demiştir(26).

Gerçekten de Osmanlı Devletinin muazzam işleyen teşkilatı(27) sayesinde beş buçuk ay içinde iki yüzden fazla kadırga ve baştarde bütün araç ve gereçleri, top, tüfek ve sair savaş silahları, kürekçisi ve savaşçısı hazırlanarak Kaptan Paşa’nın emrine verildi.

İki yüz elli parçalık muazzam donanma 1572 haziranında Kılıç Ali Paşanın kumandasında denize açıldı. Yeniden yapılanmış güçlü Türk donanmasını karşılarında gören Hıristiyanlar büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. Bunlar o budundur ki (kavim, ulus) bir anda bu kadar gemi kaybı verdiler ve aradan altı ay geçmeden eskisi gibi, belki ondan da öte dört başı mamur bir donanma yerine koydular diyerek hayretlerini dile getirdiler(28).

Venedikliler çok geçmeden Osmanlılara yaklaşmak lüzumunu hissetti ve barış yaptı (Mart 1573). Müttefikler şimdi birbirlerini hainlikle suçlama yarışına girmişlerdi. Hatta yazar Voltaire bile sonradan, bir bilmeyen İnebahtı savaşını Türklerin kazandığını sanır diye yazdı(29).

Burada Sokollu’ya yapılan en önemli tenkit, donanmayı denizden yetişmeyen Müezzinzâde Ali Paşa’ya teslim etmesidir. Oysa bu çığırı açan Sokollu değildir. Barbaros’un ölümü üzerine Kanuni, yine aynı şekilde önce Sokollu’yu, sonra da Sinan Paşayı kaptan-ı derya yapmıştır.

Müezzinzâde’nin savaş sırasında hataları olabilir. Nitekim aleyhte mütalaalara kıymet vermemesi hezimeti hazırlayan en önemli sebeptir. Buna karşılık onun devlet adamlığı dirayeti, cesareti ve güzel vasıfları herkesçe kabul edilmektedir. Ayrıca o, savaş sırasında bu göreve getirilmiş olmayıp üç yıldır kaptan paşalık hizmetini başarıyla yerine getiriyordu.

Bu arada Kıbrıs’ın fethini büyük bir arzuyla savunan Kiklad adaları dukası Yahudi Josef Nasi, adanın kralı olarak tayin edilmeyi bekliyordu. Valide Nurbanu Sultan da bu hususda onu destekliyordu.

Fakat Sokollu Mehmet Paşa ince bir siyasetle Kıbrıs’ı eyalet haline getirdi ve beylerbeyiliğine Muzaffer Paşa’yı tayin etti.
Şimdi insanın aklına şu soru geliyor. Şayet Josef Nasi Kıbrıs krallığına getirilmiş olsaydı Sokollu, bizim anlı şanlı tarihçilerimize(!) ne cevap verecekti? Ancak Sokollu Mehmet Paşa Josef Nasi’yi en büyük arzusundan, bizim devşirme düşmanlarını da bu fırsattan mahrum etti.

Büyük Proje

Sokollu’nun Don-Volga kanal projesini baltalama meselesi:

Beki de Sokollu’ya atfedilebilecek en gülünç isnatlardan biri budur. Zira projenin tasarlayıcısı ve uygulayıcısı bizzat Sokolludur. Rusların Ejderhan’ı alarak Kafkasya ve Orta Asya’ya yayılmaları hac döneminde bölge Müslümanlarını büyük sıkıntıya sokmuştu. Nitekim Harezm Hükümdarı Hacı Mehmet Han’dan gelen namede İranlıların Orta Asya hacılarına yol vermediklerinden şikayet edilerek, Ejderhan’ın zaptı ile hacıların ve tüccarların emniyetinin sağlanması isteniyordu.

Rusya, Hint Okyanusu, Orta Asya ve İran’daki gelişmeleri dikkatle takip eden Sokollu, 1569 yazı ortalarında, Astrahan’ın fethedilerek Don-Volga kanalı projesinin tatbikata geçirilmesi kararını verdi. Bu sayede Türk gemileri Akdeniz’den Hazar denizine kesintisiz ve güvenli bir şekilde ulaşabilecekti. Ayrıca bu proje ile gerçekleşecek kanal, batıda Lehistan, Erdel ve Moldavya ile doğuda Buhara, Semerkand ve Altay dağları arasındaki Türk gücünün bel kemiği haline gelecekti(30).

Sadrazam bu iş için defterdar Çerkez Kasım Bey’i görevlendirdi. Bu kişi arazinin yapısını, uzaklıklarını, iklim koşullarını, nehirlerin karakterini en ince ayrıntısına kadar öğrendi. Ardından Kefe sancakbeyiliğine getirildi. Emrine çalışmaları yürütecek bir uzmanlar heyeti verildi. Tatar Hanı Muhammed Giray, Çerkez Beyleri, Moldavya voyvodası, Niğbolu, Silistre ve Köstendil beyleri kuvvetleriyle projenin muhafazasını sağlayacaklardı. Kaptan-ı Derya Müezzinzâde Ali Paşa top, cephane, yiyecek maddeleri yanında binlerce kazma kürek, külünk, çapa ve sair araç gereç ile yüklü donanmayla bölgeye hareket etti(31).

Sadrazam herşeyi inceden inceye hesaplamıştı. Ruslar’ın yakıp yıktığı Astrahan’da eski cami ve medreselerin kalıntıları duruyordu. Sokollu burayı tekrar ele geçirme aşkının bölge halkında zapdedilemez bir tutku olacağını sanıyor ve çok kolaylıkla gerçekleşeceğini ümit ediyordu(32).

Kırım Hanının ihaneti
Ne yazık ki bu kez yanılmıştı. Kırım Hanı Devlet Giray mevcut statüsünü kaybedeceği ve Osmanlı’nın bir parçası konumuna düşeceği gibi fasit bir düşünceyle projeyi baltaladı. Bir taraftan el altından Rusları Osmanlılar üzerine teşvik ederken diğer taraftan kışın şiddetinden ve çalışmanın dokuz ay sürmesinden bahisle amele ve askerler arasında menfi propagandayla huzursuzluk çıkardı.

Kasım Paşa, Rus saldırılarına karşı gerekli tertibatı almakta gecikmedi. Kanalın üçte ikisi bitmiş bulunuyordu. Kışı Ejderhan’da geçirip baharla birlikte işi bitirmek tasavvurundaydı. Ancak Devlet Giray’ın ajanları askerleri istedikleri kıvama getirmişlerdi. Kışlamak fikri asker arasında isyanlara ve serkeşliğe yol açtı. Neticede Kasım Paşa kazı işini terkederek geri dönmek zorunda kaldı(33).

Böylece Sokollu’nun dünya hakimiyeti noktasında önemli roller üstlenecek bu projesi Kırım Hanı’nın ihaneti ve muarızlarının faaliyetleri ile yüzüstü kalmış bulunuyordu.

Muarızları dedik; zira onlar da merkezde padişahı bu teşebbüsün ve Sadrazamın aleyhine iyice doldurmuşlardı. Nitekim II. Selim Han bütün vezirlerinin önünde Sokollu’yu azarlayarak, “Bütün masraflar ve kaybedilen malzemenin değeri senden tazmin olunmalıdır demişti(34). Bu ifadeler de projenin gerçek sahibinin Sokollu Melımed Paşa olduğunu açıkça göstermektedir. Ne yazık ki ertesi sene ortaya çıkan Kıbrıs meselesi, Sokollu’nun bu teşebbüsü devam ettirmesine fırsat tanımamıştır.

Oysa başta Kırımlılar ve Çerkezler olmak üzere bölge halkı özel statü uğruna neyi kaybettiklerini anlayamamışlardı. Kırım, bugünlere kadar süren tarihteki talihsizliğini kendi eli ile hazırladı ve Türk tarihinin çehresini değiştirecek büyük ve önemli bir teşebbüs başarısızlığa uğradı.

Dünyaya yön veren adam
Osmanlı Devleti Kanuni döneminde Anadolu, Kafkasya, Kırım, Viyana’ya kadar Güneydoğu Avrupa, Kuzey Afrika ve Arap dünyasını kapsayan devasa bir imparatorluk haline geldi. Sokollu bu padişahın son bir buçuk yılı ile II. Selim Han dönemine ve III. Murad Han’ın saltanatının bir bölümüne, padişahlıktan sonra en yetkili sıfatıyla mührünü vurdu. II. Selim Han döneminde, belki pek az sadrazamın erişebileceği rahatlıkla fevkalade yetkilerle görev yaptı. Devlet işlerinde fevkalade dikkatli, tedbirli, ileri görüşlü, araştırıcı ciddi, tutarlı ve takipçi idi. Dünya siyasetine vakıftı. Dünyadaki gelişmeleri dikkatle takip eder, ona göre siyasetini belirlerdi. Hakimane tavırlı olup devlet işlerinde tavizsizdi. Bu sayede Kanuni devrinde erişilen kudreti hiç sarsmadan ve aksatmadan devam ettirdi.

Sokollu, sadaretinin son senelerinde muarızlarının tesiriyle padişahın kendisine cephe alışını, taraftarlarının azledilişini, hatta bir kısım yakınlarının şehid edilişini üzüntüyle gördü. Bütün bu olaylara karşı en küçük bir harekette bulunmamış, saltanat makamının icraatına en küçük bir tepki göstermemiştir. Bu asil davranışı ile Osmanlı sadrazamına uygun bir tarzla hareket ederken yapılan ithamların da ne kadar haksız olduğunu ifade etmektedir.

Osmanlı’nın hizmetkârı

Güzel konuşan, ikna kabiliyeti yüksek, nazik, son derece ahlaklı bir kimse idi. Bilhassa yabancı elçilere karşı maharetle konuşur, her birine layık olduğu muameleyi yapar, fakat her zaman padişahın azamet, kudret ve şevketini karşısındakine yansıtırdı. Bir defasında İran heyeti ile görüşürken elçinin, onun Kanuni’nin vefatı sırasında aldığı tedbirleri övmesi üzerine şöyle cevap vermiştir: “Hanedan-ı Âl-i Osman’ın saltanatı Cenâb-ı Hak tarafından ebedi olarak takdir kılınmıştır. Benim meziyetim ancak bu büyük hanedandan iki zatın hizmetine kader-i ilâhînin sevkiyle mazhar olmaktan ibârettir“.

Halveti tarikatine mensuptu. Mühründe, “yalnız Cenab-ı Allah’a güveniyorum. Yarabbi kulun Mehmed’i peygamberimizin şefaatinden mahrum etme” sözleri kazılı idi.

Sokollu ilim ve edebiyat erbabını korur ve gözetirdi(35). O devrin en mühim eserlerinin kendisinin namına ithaf edilmesi, bunun açık bir göstergesidir.

Sokollu Mehmed Paşa onbeş yıl icranın başında kaldı. Binlerce karar aldı. Bunların içinde eksiği yanlışı olanlar her zaman bulunabilir. Neticede o da insandır. Ancak devletine, vatanına ve Türk milletine ihanetle suçlanabilecek en ufak bir bilgi ve belge gösterilemez.

Evet o Bosna’da doğdu. Ancak tam bir Türk İslam terbiyesiyle yetişti. Osmanlı Devletinin hizmet basamaklarını birer birer tırmandı. Sonra bu muazzam devletin en kudretli adamı oldu. Yıllarca dünyayı avuçları içerisinde tuttu, Türk Osmanlı ve Müslümanlığı ile gurur duydu. Ona hizmet etmenin şerefi ve gururu ile ölümlerin en güzeline ulaşarak bu dünyadan ayrıldı.

Geniş vakıflar ve hayır tesisleri kurdu. Azapkapısı Camii ile Kadırga’da da kendi ismiyle anılan cami, medrese ve hayrat tesislerini yaptırmıştır. Lüleburgaz da cami ve medrese, Edirne’de hamamlar ve dükkanlar, Erdel Beçkerek’te cami, han, çeşme, darülkurra ve köprü, Vişegrad-Saraybosna arasında büyük bir kervansaray yaptırdı.

Hayır eserleri

Sokollu Mehmed Paşa uzun yıllar sahip olduğu muazzam konumun kendisine kazandırdığı eşsiz serveti istif etmedi. Oğullarına ve akrabalarına da bırakmadı. Asya’da Medine’ye, Avrupa’da Beçkerek’e kadar yaptırdığı her türlü hayır müesseselerini insanlığın hizmetine sundu.


Er odur ki dünyada koya bir eser
Esersiz kişinin yerinde yeller eser


Sözüne uygun olarak adını günümüze kadar vakıf hizmetleri ile de yaşattı.

Medine’de bir medrese, hamam ve çeşme yaptırdı. Uzaktaki iki kaynağın suyunu getirterek bunları şenlendirdi. Halep’te büyük bir han, akar sulu pek çok çeşme ve çeşitli semtlerinde olmak dört mescid inşa ettirdi. İstanbul Azapkapı’da deniz kıyısında nefis güzellikte bir cami yaptırdı. Bunun yanında eşi İsmihan Sultan adına bir medrese, mektep ve otuz odalı bir tekke bina ettirdi. Kadırga’da kendi ismiyle anılan cami, medrese ve çeşitli hayrat eserlerinden müteşekkil bir külliye; Kasımpaşa’da tersaneye yakın yerde bir mektep ve kıyıda üç güzel şadırvan; Eyüp bahçelerinde çeşmeler ile Galata’da bir hamam İstanbul’daki diğer eserleridir.

Drina köprüsü
Sokollu’nun her biri hayranlık uyandıran eserleri bunlardan ibaret değildir. O, Lüleburgaz’da saray, cami ve medreseden ibaret muhteşem bir külliye, Edirne’de hamamlar ve dükkanlar; Edirne’ye bağlı Hafsa’da iki büyük han, bir mescid, su kanalı ve imaret; Belgrad’da kervansaray ve kapalı çarşı; Erdel Beçkerek’de cami, han, çeşme ve darülkurra ve Bosna’da bir imaretle asırlarca hizmet sunmaya devam etti. Mimar Sinan’a yaptırdığı 185 metre uzunluğundaki, 11 kemerli bir köprü ile Drina nehrini inci gibi süsledi. Ayrıca Trebinje’de yaptırdığı eserler ile de oğlu Kurt Bey’in adını yaşatmaya devam etti. Bu eserlerinin bakımı ve yaşamasını, Bulgaristan, Sırbistan, Bosna, Banat, Arnavutluk ve Selanik çevresinde çok sayıda vakıf kurarak sağladı.

Sokollu Mehmed Paşa ne yaptırdığı camilerinin çoğunda namaz kılabildi, ne şadırvanlarında abdest alabildi, ne imaretlerinde yemek yiyebildi ve ne de hanlarında, kervan saraylarında dinlenebildi. Ancak binlerce Müslümanın duasının ona geldiğinin ve ulaştığının şevkini, sevincini ve hazzını yaşadı.

Doç. Dr. Ahmet Şimşirgil

 

Dipnotlar:
1. Peçevi İbrahim Efendi, Peçevi Tarihi l (haz. B. Sıtkı Baykal). Ankara 1981, s. 20
2. Mustafa Müftüoğlu. Yalan Söyleyen Tarih Utansın. İstanbul 1977, s. 41
3. Müftüoğlu. s. 42
4. Mehmet Doğan, Kuran Gölgesinde ve Tarih Önünde Türk Ankara 1980. s. 266
5. Doğan. s. 266
6. Yılmaz Öztuna. Türk Tarihinden Yapraklar. İstanbul 1992. s. 93-94; Müftüoğlu. s. 42-43
7. Peçevi Tarihi. I. s. 310. Ayrıca bkz. Şerafettin Turan. Lala Mustafa Paşa hakkında notlar ve vesikalar, XXH 88. (1958) s. 551-593
8. Peçevi Tarihi. I, s. 318-319. Ayrıca bkz. Radovan Samarcıc, Sokollu Mehmed Paşa, (çev. Meral Gaspıralı), İstanbul 1997. s. 261-262
9. Peçevi Tarihi. I. s. 317
10. R. Samarcıc. s. 262
11. R. Samarcıc. s. 264-265
12. Peçevi İbrahim Efendi. Peçevi Tarihi, II (haz. B. Sıtkı Baykal), Mersin 1992. s. 23
13. R. Samarcıc, s. 261
14. Peçevi Tarihi II, s. 24.
15. Peçevi Tarihi II. s, 24; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. III/1, Ankara 1973; s. 53; M. Tayyib Gökbilgin, Mehmed Paşa, Sokollu. İslam Ansiklopedisi, c. 7, s. 604
16. R. Samarcıc, s. 260.
17. Peçevi Tarihi II. s. 25-27
18. Uzunçarşılı Osmanlı Tarihi, c. III/2, s. 361-362; M. C Şehabettin Tekindağ, Mehmed Paşa, Lala, İslam Ansiklopedisi, c.7, s. 591-594
19. Uzunçarşılı Osmanlı Tarihi IIIl\1, s. 52
20. R. Samarcıc. s. 205-216
21. Ahmed Refik, Sokollu Mehmed Paşa ve Lehistan intihabatı TOEM, nr, 35, s. 686-687; Gökbilgin, s. 603¬602.
22. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi III/l, s.11 ; Ebussuud Efendi’nin fetvası için bkz. Peçevi Tarihi I, s. 343-344.
23. Peçevi Tarihi, I, s. 354 ; Uzunçarşılı Osmanlı Tarihi, III/l, s. 15-19
24. Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi (Ata Bey tercümesi) İstanbul 1329, c. 6, 272; R. Samarcıc, s. 257.
25. Uzunçarşılı Osmanlı Tarihi, III/1, s, 23; Hammer Tarihi. c.6. s. 274,
26. Peçevi Tarihi I, s. 352.
27. Merhum İsmail Hakkı Uzunçarşılı lise öğretmenliği sırasında bir hatırasını naklederken bu mükemmel işleyen teşkilatı şu ifadelerle anlatmaktadır: Lisedeki öğretmenliğim zamanında Sokollu’nun bu sözlerini Peçevi Tarihinden naklen mektep kitaplarında ve diğer tarihlerde görerek talebelerime anlatırken vezir-i azamın bu tarzdaki konuşmasını içimden mübalağaya hamlederdim. Daha sonrakin arşiv vesikalarını ve mühimme defterlerini tetkik ederken bir kış esnasında yeniden donanma inşaasına ve bu teknelere lazım olan eşyayı tedarik için ocaklık olan yerlere yazılan ve faaliyetin takibini bir bir gösteren çok vesika hükümleri gördükten sonra Sokollu’nun, kaptan paşaya söylediklerinin mübalağa olmadığına inandım. Osmanlı Tarihi III/l, s. 22.
28. Peçevi Tarihi 1. s. 353-
29. R. Samarcıc. s. 257.
30. Uzunçarşılı III/1 s. 33-35.
31. Uzunçarşılı III/1, s. 36; R. Samarcıc, s. 238.
32. Peçevi Tarihi. I. s. 330.
33. Uzunçarşılı Osmanlı TarihiUl/1, s. 36-37; Gökbilgin. s. 600.
34. Peçevi Tarihi I, s. 331; Uzunçarşılı Osmanlı Tarihi III/1 s. 57.
35. Sokollu Mehmed Paşa’nın şahsiyeti ile ilgili olarak bkz. Peçevi Tarihi I, s. 19-22; Gökbilgin, s. 605; Uzunçarşılı Osmanlı Tarih III/1, s. 46-54; Hammer, c. 7 s. 7.




YAKUP  PAŞA ( YAHUDİ ) 
WİKİPEDİA 

Yakup Paşa, ("Hekim Yakup Paşa"), Yahudi asıllı[1][2] Osmanlı tabip[1]

Yahudi asıllı olan Yakup Paşa’nın doğum adı "Maestro Jacopo" olup, İtalya’nın Gaeta şehrinde 1425-30 yılları arasında doğduğu düşünülmektedir.[3]

Edirne'ye gelen Yahudi hekim Maestro Jacopo, Müslüman olarak Yakup ismini aldı. II. Murad zamanında sarayda hekim olarak çalışmaya başlayan Yakup Paşa, Fatih Sultan Mehmed zamanında da görevine devam etti. Zamanla Fatih'in güvendiği kişilerden biri oldu. 1468'de İtalya'ya bir ziyaret yaparak Arapça'dan Latince'ye çevrilmiş bazı tıp kitaplarını inceledi.[4] 1459-1461 yıllarında defterdarlık görevinde bulundu.

Gebze civarındaki Hünkâr Çayırı'nda konaklanan ordugahta rahatsızlığı artan Fatih Sultan Mehmed’ i tedavi için sonradan çağrılan Yakup Paşa, padişahın ölümünden sonra öfkelenen yeniçeriler tarafından 1481 yılında öldürüldü.

"Âşıkpaşazade Tarihinde" geçen şiiri yorumlayarak Fatih Sultan Mehmed’in zehirlendiğini öne süren tezlerde Venediklilerle anlaşarak suikastı gerçekleştirildiği iddia edilmiştir. Tarihçi Âşık Paşazade'nin yorumuna göre, Fatih'in ayağındaki bir ağrıyı gidermek üzere verdiği bir ilaç neticesi Fatih zehirlenerek ölmüştür. Bu konuda tarihçiler farklı düşüncelere sahiptirler[1]. Bu farklı düşüncelerden bir tanesi Hekim Yakup'un Fatih Sultan Mehmed'i kasten zehirlediğidir ki bunun hiçbir geçerliliği olamaz.[2] Andre Clot'un Mehmed le Conquerant de Byzance adlı eserinde şöyle yazılıdır:

"... Yakın süre içinde ölmesi için zehire gerk kalmamıştı ki, hastasının durumunu çok iyi izlemiş olan Yakup Paşa, zamanın en iyi hekimlerinden olup bunu herkesten daha iyi biliyordu. Bu durumda Padişahı zehirlemekle kendi durumunu niye tehlike altına atsın ki? Kaldı ki, onun ölümü ile durumu daha iyi hale girmiş olmazdı ki; Fatih'in ona tanıdığı sınırsız imkanları, ayrıcalıkları da düşünmek gerekir. Yapacağı tek şey, işi doğal akışına bırakıp beklemekti... [Fatih] kendini aşırı besin ve içkiye vermişti. Ayrıca XV. yüzyılda henüz bilinmeyen bir hastalıktan da ölmüş olabilir."[5] Ayrıca tarihçi Franz Babinger’ in padişahın zehirlendiği iddiaları da bu tezin ortaya atılmasına sebep olmuştur.[3]

Ancak günümüzün çoğu tarihçileri tarafından Yakup Paşa’ nın uzun yıllar Padişahın yanında bulunduğu ve önemli görevlere getirildiği göz önüne alındığında bu iddianın doğru olamayacağı savunulmaktadır.[6][7][8]



VEZİRİAZAM MEHMED PAŞA ( RUM )
WİKİPEDİA

Rum Mehmed Paşa,
II. Mehmed saltanatı sırasında, 1466-1469 yılları arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.

İstanbul yerli rumlardan bir ailenin çocuğu olup, sonrasında devşirme sistemine alınmış ve müslüman olmuştur. Özellikle Rum ailelere madende dahil çeşitli yer üstü kaynaklarının,gümrük vergilerinin iltizama verilmesini ve bu sayede devlet gelirlerinin toplanmasında verimin ve artışın olabileceğini belirtmiş ve bu konuda II.Mehmed'i ikna etmiştir. Tekel ve iltizam usulleri konusundaki yaklaşımları bu dönemde Osmanlı maliyesinde kaynakların artmasını sağlasa da; bunun çok uzun dönemdeki etkisi olumsuz olmuştur. Zira bu sayede Osmanlının özellikle duraklama döneminde, devlet zayıfladığında yolsuzluklar baş göstermiş yine ticari hayat belli azınlıkların eline geçmiştir.

Bununla birlikte sadrazamlığı döneminde bilinen diğer bir olayda Karaman Seferi esnasında sergilediği tarihe geçen kıyım ve talanıdır. Karamanoğulları Osmanlı imparatorluğunun elindeki toprakların bir kısmını almak için ordu seferdeyken saldırıda bulunuş ancak sonrasında bu saldırılar geri püskürtülüp Karamanoğulları Osmanlılara bağlı hale getirilmişti.Ancak aynı durum tekrar ortaya çıkınca Rum Mehmet Paşa , Karamanoğulları seferine çıkmıştır. Seferde komutasındaki Osmanlı askerleri halka son derece acımasızca davranmıştır.

O devirlerin tarihçilerinden Aşıkpaşaoğlu eserinde onun için şöyle demektedir:

Rum Mehmet, yürüdü. Larende'ye vardı. Mescitlerini ve medreselerini yaktı,yıktı ve bozdu. Babasının evi gibi harap eyledi. Şehrin kadınlarını ve oğlanlarını soydurdu. Çıplak ettirdi. Larende'den gitti. Vardı,Ereğli'ye çıktı. Ereğli'nin ilini ve köylerini harap eyledi..."

[1] Bu icraatını devşirme kökeni ile ilişkilendiren hatta Rum olmasından ötürü İstanbul'un acısı için yaptığını söyleyen tarihçiler de bulunmaktadır.

Varsak Türkmenleri üzerine hareket etmiş ancak Varsak beylerinden Uyuz Bey tarafından mağlup edilmiş, Karaman seferinde ele geçirdiği bütün mal ve para Türkmenlerin eline geçmiştir. Karamanlı Mehmet Paşa' nın teşvikiyle azledilmiş ve 1470 yılında boğularak öldürülmüştür.[2]
Mezarı Üsküdar'da yaptırmış olduğu Rum Mehmed Paşa Camii yanında bulunan türbesindedir. Ankara'da günümüzde Anadolu Medeniyetleri Müzesi olan Kurşunlu Han da Rum Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır.




İZZET PAŞA ( İTALYAN )
WİKİPEDİA 

Giuseppe Donizetti (Donizetti Paşa)
(d. 
6 Kasım 1788Bergamo (günümüzde Lombardiyaİtalya), – ö. 12 Şubat 1856İstanbul). İtalyan müzisyen.

Türkiye'yi 19. yüzyılda batı müziği ile tanıştıran ve ilk Türk bandosu olan Mûsikâ-i Hümâyûn'un (günümüzde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası) gelişmesinde en büyük katkıyı sağlamış olan kişidir.

28 yıl boyunca Osmanlı Devleti'nin hizmetinde çalışan ve kendisine "Paşa" unvanı verilen Donizetti, hükümdarın kurduğu modern ordunun bando teşkilatını hayatı boyunca yönetti ve ikinci vatanı olan İstanbul'da hayatını kaybetti.

Giuseppe Donizetti'nin, II. Mahmut için bestelediği "Mahmudiye Marşı" on bir yıl, II. Mahmut'un ölümünden sonra tahta çıkan oğlu Sultan Abdülmecit için bestelediği "Mecidiye Marşı" da (1839) 22 yıl boyunca Osmanlı Devleti'nin marşı olarak çalınmıştır.[1]

Giuseppe Donizeetti 6 Kasım 1788'de Bergamo (günümüzde Lombardiya, İtalya) doğdu.[2] Çoğu müzisyen olan bir aile ortamı içinde yetişti. Sonradan tanınmış bir opera bestecisi olan Gaetano Donizetti (1797-848) onun küçük kardeşi idi.

Bergamo'da amcası Carini Donizetti'den flüt dersleri aldı. İlk müzik derslerini için Bergamnoi'da yeni açılan Lezioni Caritatevoli di Musica adlı okula devam etmek istedi ama 17 yaşında idi ve yaşının büyük olması nedeniyle konservatuvarlara kabul edilmedi. Kardeşi sonradan opera bestecisi olarak ün yapacak Gaetano'nun müzik hocası Bergamo'da yerleşik Alman besteci Johann Simon Mayr'dan bir süre ücretiz müzik dersi aldı.[1]

1808'de 20 yaşında iken Napolyon Bonapart'ın Fransa ordusuna kayıt oldu. Fransa ordusunda 1808-1813 arasında asker olarak Avusturya ve İspanya seferlerine katıldı. 1813'te Cenevre'de "Elba Adsai Taburu Bandosu"'na girdi. 1814 Napolyon Elba adasına sürüldüğünde onunla birlikte Elba'ya gitti. Napolyon Mart 1815'te Fransa'ya dönüp Yüz Gün tekrar imparator olarak hüküm sürmesi döneminde bando şefi olarak Napolyon'nun yanında idi. O yıl Angela Toki ile evlendi. Napolyon'un 19 Haziran,1815'de Waterloo Muharebesi'nde yenilmesinden sonra Fransa ordusundan ayrıldı. Ardından Sardınya-Piyemonte Krallığı ordusunun "Casale Ili Alayi (Reggimento Provinciale Casale" alayına bando üyesi olarak katıldı, 1821'de bu alayın müzik direktörü ve bando şefi oldu.[1][2] Osmanlı İmparatorluğu'nda yeni kurulan Mûsıkâ-i Humâyûn adlı saray bandosunun şefi olmak üzere 

İstanbul'a davet edildi. Osmanlı Sultanı II. MahmutVakay-i Hayriye adiı ile Yeniçeri Ocağı'nı kaldıran reform yapmış ve eski orduyu dağıtmış; yerine kurduğu yeni ordu (Asakir-i Mansure-i Muhammediyye) ile birlikte Avrupa asıllı asker eğitim programı uygulanmaya başlamıştı. Bu dönemde Mehter eğitimi için Mehterhane ve Mahter tipi askeri müzik sistemi yeni ordu için yetersiz ve uygunsuz görülüp kaldırılmış; Mûsikâ-i Hümâyûn adlı yeni bir saray bandosu kurulmuştu. Koca Hüsrev Mehmed Paşa ve Sardınya Krallığı İstanbul elçisi Markı Groppallo vasıtasıyla Fransız müzisyen Manguel yerine Mûsıkâ-i Humâyûn bandosunun başına bir deneyimli bir İtalyan müzisyen bando şefi aranmış ve Markı'nın tavsiyesi ile Fransa ve Sardinya ordusunda bando şefliği deneyimi olan Giuseppe Donizetti bu görev için davet edilmiştir. II. Mahmut'un daveti ile İstanbul'a gelen Giuesppe Donizetti 17 Eylül 1828'de görevine başladı. Donizetti İtalya'dan gemi ile gelirken Batı Avrupa tipi bir askeri bando için gerekli müziksel çalgıları da birlikte getirmişti. Ayrıca yanında askeri bando deneyimi olan ve müzik öğretmenliği yapacak kabiliyetli birkaç İtalyan da gelmişti. İstanbul'a varınca ilk iş olarak askeri bando Mûsikâ-i Hümâyûn'u yapılandırdı ve bir ay içerisinde padişaha ilk konserini verecek hale getirdi.[1][2]
Bundan sonraki 28 yıl boyunca Osmanlı Devleti'nin hizmetinde çalışan Giuseppe Donizetti'ye 1841'de miralay (albay) ve daha sonra mirliva (tuğgeneral) rütbesi ile "Paşa" unvanı verilmiş; hükümdarın kurduğu modern ordunun bando teşkilatını ölümüne kadar yönetmiştir. İstanbul, Donizetti için ikinci bir vatan olmuş ve 12 Şubat 1856'da ölene dek İstanbul'da yaşamıştır.[1][2] 

Giuseppe Donizetti'nin, II. Mahmut için bestelediği "

Mahmudiye Marşı" on bir yıl, II. Mahmut'un ölümünden sonra tahta çıkan oğlu Sultan Abdülmecit için bestelediği "Mecidiye Marşı" da (1839) 22 yıl boyunca Osmanlı Devleti'nin marşı olarak çalınmıştır.[1]

Sultan Abdülmecit tarafından Paşa unvanı ile taltif edilen Donizetti'nın çalışmaları sadece askeri bando kurulması ile sınırlı kalmadı. Bazı Türk musikisi eserlerini Klasik Batı müziği sistemine uydurarak çok sesli hale getirdi. Türk musikisi makamlarını kullanarak bazı eserlerin bestelemesini yaptı. Sarayda Osmanlı hanedan ailesinin fertleri ve harem halkına (örneğin Sultan Abdülmecid, Dürrinigar Kalfa) müzik dersleri verdi. Türkiye'de Batı müziğinin öğretimi ve kurumlaşması için gayet ciddi çabalar sarf etti. Yetiştirdikleri arasında Nacib Paşa, Hacı İbrahim Paşa, Süleyman Paşa, Neşet Paşa, Miralay Halil Bey, Kaymakam Atıf Bey ve Dürrinigar Kalfa gibi Türk müziğinin sonraki gelişmelerini ilerleten öğrencileri vardı.[1][2]
Müzik alanında yaptığı başarılı çalışmalar dolayısıyla Sultan II. Mahmut tarafından " İftihar" Sultan Abdülmecit tarafından "Mecidi" ve Fransa tarafından "Légion d'honneur" nişanları ile ödüllendirilmiştir.[1][2][3]

Donizetti Paşa , Pera'da (Beyoğlu ve çevresinin eski adı) her yıl düzenlenen İtalyan opera gösterilerini desteklemiş, sarayda konserler düzenlemiş ve İstanbul'u ziyaret eden Franz LisztParish Alvars ve Leopold de Meyer gibi zamanın önde gelen virtüözlerine ev sahipliği yapmıştır. 1848'de İstanbul'u ziyaret eden Lizst Sultan Abdülmecit'e sunmak üzere Grande Paraphrase de la marche de Donizetti composée pour Sa Majesté le Soultan Abdül Mejid-Khan adlı bir beste yapmış ve bu bestenin notaları 1848'de Berlin'de basılıp yayımlanmıştır.

Donizetti'nin kendisi gibi müzisyen olan iki kardeşi daha vardır. İçlerinden en yetenekli ve ünlüsu bir opera bestecisi küçük kardeşi Gaetano Donizetti idi. Geatano uzun zamandır ağabeyini hiç görmemekle beraber onu sevgi ile "Benim Türk kardeşim" diye andığı belirtilmektedir.

Donizetti'nin cenazesi, ölümünden sonraki üç hafta boyunca Beyoğlu'ndaki Santa Maria Kilisesi'nde muhafaza edilmiş ve 6 Mart 1856'da Santa Esprit Kilisesi'inin mezarlığına nakledilerek defnedilmiştir.[4]

Ölümünden sonra yerine Callisto Guatelli Paşa atanmış ve 1856-1858 ile 1868-1899 yılları arasında Mûsikâ-i Hümâyûn bandosunu yönetmiştir.