OSMANLI - İSLAM 34

www.osmanli-islam34.tr.gg

OSMANLI DEVLETİ

 


          OSMANLI DEVLETİ 

         


 
Osmanlı İmparatorluğu
Osmanlı Türkçesiدَوْلَتِ عَلِيّهٔ عُثمَانِیّه
Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye
1299-1 Kasım 1922
Osmanlı Arması
Bayrak Arma
Slogan
دولت ابد مدت
Devlet-i Ebed-müddet
[1]
Ulusal marş
Osmanlı Devleti Marşları
1481 ve 1683 tarihleri arasında imparatorluğun genişleme haritası (AsirCezayirFasHicazSudanYemen hariç)
Başkent Söğüt/Domaniç
(1302–1326)
Bursa
(1326–1363)
Edirne
(1363–1453)
Kostantiniyye
(1453–1922)
[2][3][4]
 
Dil(ler)
  Türkçe (resmî),
Farsça (edebî)[5],Arapça (dinî)[6]
Din İslam (Hanefilik)[7]
Yönetim Mutlak Monarşi
(1299–1876)
(1878–1908)
(1918–1922)
Meşruti monarşi
(1876–1878)
(1908–1918)
Padişah1Hünkar[8]Sultan[9]
   
 - 1281–1326 (ilk)
  Osman Gazi
 - 1444-1446,
1451-1481
Fatih Sultan Mehmed
 - 1512-1520 Yavuz Sultan Selim
 - 1520-1566 Kanuni Sultan Süleyman
 - 1918–22 (son) Mehmed Vahdettin
Sadrazam
   
 - 1320–31 (ilk)
  Alaeddin Paşa
 - 1920–22 (son) Ahmed Tevfik Paşa
Yasama organı Dîvân-ı Hümâyun[10]( ?-1876 ) Meclis-i Umumî( 1876-1922 )
 - Üst meclis Ayan Meclisi
 - Alt meclis Meclis-i Mebusan
Tarihi
 - Kuruluş 1299
 - Fetret Devri 1402–1413
 - İstanbul'un Fethi 29 Mayıs 1453
 - Lâle Devri 1718–1730
 - Saltanatın kaldırılması 1 Kasım 1922
Yüzölçümü
 - 1683[11] 19.900.000 km2
 - 1914[12] 1.800.000 km2
Nüfus
 - 1683[11] 16.000.000 
     Yoğunluk 0.8 /km2
 - 1914[12] 23.800.000 
     Yoğunluk 13.2 /km2
Para birimi Akçekuruşlirapara
sultani
 
Öncelleri
Ardılları
Anadolu Selçuklu Devleti
Bizans İmparatorluğu
Trabzon İmparatorluğu
Mora Despotluğu
Epir Despotluğu
Dobruca Prensliği
Adalar Dükalığı
Anadolu beylikleri
Bosna Krallığı
İkinci Bulgar Devleti
Sırp Despotluğu
Memlûk Sultanlığı
Lezha Birliği
Hırvatistan Krallığı
Türkiye Cumhuriyeti
Yunanistan Krallığı
Mısır Sultanlığı
Bosna-Hersek
Sırbistan Krallığı
Arnavutluk Geçici Hükümeti
Romanya Krallığı
Bulgaristan Krallığı
Kıbrıs
Irak Mandası
Filistin Mandası
Fransız Cezayiri
Fransız Tunusu
Fransız Suriyesi
İtalyan Kuzey Afrikası
Günümüzdeki durumu
Osmanlı İmparatorluğu kronolojisi
Osmanlı topraklarında yer alan günümüz devletleri

 

1 Padişah unvanı 1421'den itibaren kullanılmaya başlanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu ya da Osmanlı Devleti (Osmanlı Türkçesiدَوْلَتِ عَلِيّهٔ عُثمَانِیّه, Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye, günümüz Türkçesindeki karşılığı "Büyük Osmanlı Devleti"[13][14]), 1299-1922 yılları arasında varlığını sürdürmüş bir Türk - İslam devletidir. Doğu AvrupaGüneybatı AsyaKuzey Afrika ve Atlas Okyanusu doğal sınırlarına kadar topraklarını genişletmiştir. Ayrıca, daha geniş coğrafyada da çeşitli başarılar göstererek[15], kısa süreli; Lanzarote (1585), Madeira (1617), Lundy (1627-1632)[16]Vestmann Adaları (1627-1628), Baltimore (1631)[15][17] gibi fetihler yapmış ve buralarda üsler kurarak yağma hareketlerinde bulunmuştur.[15]

Osmanlı İmparatorluğu'nu Oğuzlar'ın Kayı boyuna mensup Osman GaziSöğüt ve Domaniç civarında, Anadolu Selçuklu Devleti'nin obası ve kendisine uçbeyliği olarak tahsis ettiği bölgede, Selçuklu sultanı III. Alaeddin Keykubad'ın İlhanlılar tarafından İran'a götürülmesi sonucu oluşan otorite boşluğundan dolayı bağımsızlık ilan ederek 1299 yılında kurmuştur. Devlet; dördüncü padişah olan Yıldırım Bayezid'in Timur'a esir düşmesiyle Fetret Devri'ne girmiş, 8 yıl süren taht kavgalarından sonra Mehmet Çelebi, Fetret Devri'ne son vermiştir.Fatih Sultan Mehmed Konstantiniyye'yi fethederek Doğu Roma İmparatorluğu'nu sonlandırmış, bazı tarihçilere göre bu zaferle Orta Çağ'ın sona erip Yeni Çağ'ın başlamasını sağlamıştır. Ayrıca bu fetihle beraber devlet, imparatorluğa yükselmiştir.

Yavuz Sultan Selim Mısır'ı fethetmiş, halifeliğin Osmanlı Padişahlarına geçmesini sağlamış, Kanunî Orta Avrupa'da büyük ilerleme kaydetmiş ve Macar Krallığı'na son vermiştir.Avrupa'ya karşı sağlanan üstünlük, I. Ahmed ile birlikte son bulmuş, Avrupa ve Osmanlı Zitvatorok Antlaşması ile eşit duruma gelmiştir. Deli Mustafa ve Genç Osman ile birlikte tahttan indirilmeler başlamış, devlet yönetimi Bağdat'ın fethedilmesini sağlayan IV. Murad'a kadar sendelemiştir. II. Mustafa zamanında ise Osmanlı ilk defa büyük ölçüde toprak kaybetmiş, bu zaman diliminden itibaren reformist, yenilikçi akımlar başlamıştır. II. Mahmud isyanların baş gösterdiği Yeniçeri Ocağı'nı kapattırmışAbdülmecid Tanzimat Fermanıve Islahat Fermanı'nı ilan etmiş, II. Abdülhamid Meşrutiyet (1876-78) ilan edip 33 yıl tahtta kalmış olsa da, I. Dünya Savaşı'nın kaybedilmesinden sonraki dönemde imzalanan antlaşmaların ardından, Anadolu'da Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, Sevr Antlaşması ve Anadolu'nun işgaline karşı başlayan, Türk Kurtuluş Mücadelesi'nin zaferle sonuçlanması ve sonrasında saltanatın kaldırılması ile birlikte son padişah Mehmed Vahdettin İstanbul'u terk etmiş ve Osmanlı İmparatorluğu son bulmuştur.

Bu gelişmeleri takiben Atatürk ve Büyük Millet Meclisince29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edilmiştir.

Arnold Joseph Toynbee gibi bazı tarihçilere göre Osmanlı İmparatorluğu'nun tek ardıl devleti Türkiye Cumhuriyeti'dir.[18]

 

Konu başlıkları

 

Etimoloji[değiştir | kaynağı değiştir

]


Osmanlı İmparatorluğu, henüz beylik döneminde iken Âl-i Osman (Arapça: آل عثمان‎; Āl-e Uṯmān) olarak adlandırılmıştır.[19] Âl-i Osman, Osmanlı Devleti'nin kurucusu kabul edilen "Osman'ın soyu" anlamına gelmektedir. Osmanismi; orijinine göre Otman, Otoman veya Utman olarak da söylenir. Türk ve Altay halk kültüründe, "ocağın, ev ateşinin devamlılığını sağlayan küçük oğul" manasını taşımaktadır.[20]

Beylikten devlet olgunluğuna geçildikten sonra, genellikle Osmanlı Türkçesi Devlet-i ʿAliyye-yi ʿOsmâniyye ([دَوْلَتِ عَلِيّهٔ عُثمَانِیّه], veya alternatif olarak Osmanlı Devleti [عثمانلى دولتى]) olarak anılmıştır.[14] Bu ismin yanı sıra "Devlet-i Ebed-Müddet" (Ebedi Devlet), "Memâlik-i Mahrûse" (Korunmuş Memleket) isimleri de kullanılmıştır. Cumhuriyet döneminde yürürlüğe giren Latin asıllı Türk alfabesi ile birlikte Osmanlı Devleti veya Osmanlı İmparatorluğu olarak anılmıştır.

19. yüzyıldan önceki İngilizce kaynaklarda ise Osmanlı çoğunlukla Türkiye (İngilizceTurkey) ya da Türk İmparatorluğu (İngilizceTurkish Empire) adıyla anılır.[21] Günümüzde modern Türkiye için de Türkiye (İngilizceTurkey) kullanımının yaygın olmasının yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti (İngilizceRepublic of Turkey) kullanımıyla, Osmanlı İmparatorluğu dönemi ile Cumhuriyet dönemi birbirinden ayrılır.

Tarih[değiştir | kaynağı değiştir

]

Devletin Kuruluşu[değiştir | kaynağı değiştir

]

Moğol İmparatorluğu döneminde kaçan Süleyman Şah komutasındaki Kayılar ilk olarak 1227 yılında Anadolu'ya geldiler[22]Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı Alaeddin Keykubad, Kayıları Karacadağ ve bölgesine yerleştirdi. Kayılar bu sırada 50.000 kişiydiler[23].Süleyman Şah'ın Fırat Nehri'nden geçerken, boğulması üzerine, Kayı Boyu'na mensup bazı kişiler Erzurum ve Erzincan civarına göç ettiler.[22] Bazıları da Suriye ve yeniden anayurtlarına göç etti. Ertuğrul Gazi ise Söğüt ve civarına yerleşti. Bu sırada buraları fethetti. Ertuğrul Gazi yaklaşık 1000 km2 civarı bir toprak fethetmişti[24]. Ertuğrul Gazi 1281 yılında, doksanlı yaşlarında vefat etmiştir. Ertuğrul Gazi vefat edince boyun başına oğlu Osman Gazi geçmiştir.

Osman Gazi; boyun başına geçince Bizans'a karşı gaza savaşları yürütmeye başladı ve birçok muvaffakiyet gösterdi. Öte yandan 1243 Kösedağ Savaşı sonucunda İlhanlılar'a yenilen Anadolu Selçuklu Devleti'nin merkezi otoritesi yok oldu ve Anadolu'da güvenlik kalmadı. Gene bu yenilginin ardından Anadolu Selçuklu sultanlarını İlhanlılar tayin etmeye başladılar. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti dağılmaya başladı ve beylikler bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar. Osmanoğulları'da 1299 yılında bağımsızlıklarını ilan etmişler ve günümüzdeki Bilecik ilinin Söğüt ilçesini merkez yapmışlardır. Osmanlı Devleti'nin bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması yaygın kabule göre 1299 yılında olmuştur. Ancak Prof. Dr. Halil İnalcık ve bazı diğer akademisyenler, Osmanlı Devleti'nin 1299'da Söğüt'te değil 1302'de Yalova'da Bizans'a karşı yaptığı Koyunhisar Muharebesi sonrasında devlet niteliğini kazandığını iddia ederler.[25][26]

 

 
Osmanlı İmparatorluğu tasfiye dönemi (1908–1922) Osmanlı İmparatorluğu modernleşme ve tedbir dönemi (1827-1908) Osmanlı İmparatorluğu duraklama ve reform dönemi (1683–1827) Osmanlı Devleti yükselme dönemi Osmanlı Devleti kuruluş dönemi Osmanlı Devleti beylik dönemi VI. Mehmet V. Mehmet II. Abdülhamit V. Murat Abdülaziz Abdülmecit II. Mahmut IV. Mustafa III. Selim I. Abdülhamit III. Mustafa III. Osman I. Mahmut III. Ahmet II. Mustafa II. Ahmet II. Süleyman IV. Mehmed I. İbrahim IV. Murat I. Mustafa II. Osman I. Mustafa I. Ahmet III. Murat II. Selim Kanuni Yavuz Sultan Selim II. Beyazid Fatih Sultan Mehmet II. Murat Fatih Sultan Mehmet II. Murat I. Mehmet Yıldırım Beyazid I. Murat Orhan Gazi Osman Gazi İkinci Meşrutiyet Tanzimat Birinci Meşrutiyet Osmanlı Devleti'nde askerî reformlar Lâle Devri Köprülüler Devri Osmanlı padişahları listesi


Kuruluş Dönemi (1299–1453)[değiştir | kaynağı değiştir

]


1299 yılına gelindiğinde Anadolu'da hüküm süren Anadolu Selçuklu Devleti yıkılma süreci içindeydi. Bu yıllarda Osman Bey, yakın arkadaşları ile birlikte BilecikYarhisar ve İnegöl'ü fethetti. 1301'deYenişehir fethedildi. Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen kuruldu.[24] (Bunun yanı sıra tarihçilerin bazıları beyliği kuruluşunu 1301 kabul eder. Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de gerçekleşenKoyunhisar Savaşı ile kurulmuştur.[24][27])

Osman Gazi Dönemi (1299-1326)[değiştir | kaynağı değiştir

]

Koyunhisar Savaşı (1302)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Osman Gazi ve ertafındaki alpler; Bilecik, Yarhisar, İnegöl ve Yenişehir'i fethetmişti. Bu durumda Bizans valileri olan Anadolu'daki tekfurların, merkezin sözünü dinlememeleri etkili olmuştu. Bu yüzden endişelenen Bizans, 2.000 kişilik bir kuvveti İstanbul'dan Kocaeli Yarımadası'na çıkarttı ve Osmanlılar'ın üstüne gönderdi. Ama Osman Gazi ve çevresindeki alpler, Bizans'ı mağlup etmeyi başardı. Böylece ilk Osmanlı - Bizans savaşı zaferle noktalandı.[28]

 
İlk kumandanlardan; Akçakoca Bey
Osmanlı Devleti kurucusu; 
Osman Bey
İlk kumandanlardan; 
Konur Alp
Bursa Kuşatması (1316-1326)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Bursa Kuşatması

Osman Bey; Bilecik ve civarına fethetmişti. Ama asıl amacı Bursa'yı almaktı. Bunun için 1316'da yılında, Bursa'yı kuşattı. Kuşatma 10 yıl sürdü. 10. yılda kendisi rahatsızlandı ve oğluOrhan Bey kuşatmaya devam etti. Orhan Bey, Mudanya limanını ve Orhaneli'yi fethederek şehrin dışarıyla bağlantısını kesti. Çok geçmeden de şehir fethedildi. Fakat Osman Gazi, fetihten çok kısa bir süre önce vefat etti ve naaşı, vasiyeti geriği Bursa'ya defnedildi.[29] Orhan Bey, adına para bastırarak beyliği devlet haline getirdi.[30]

Orhan Gazi Dönemi (1326-1362)[değiştir | kaynağı değiştir

]

Maltepe Savaşı (1329)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Maltepe Savaşı

Osmanlılar, fetihlerini aralıksız sürdürüyorlardı ve bir yandan Kocaeli Yarımadası'ndaki kaleleri alarak boğaza inmişler öte yandan da İznik'i (Grekçe: Nikea) kuşatmışlardı. Bu yüzdenIII. Andronikos'un başında bulunduğu Bizans İmparatorluğu telaşa kapılmıştı. Bizanslılar, Osmanlılar'ı hem Kocaeli Yarımadası'ndan çıkarmak hem de kuşatma altındaki İznik'i kurtarmak için harekete geçtiler ve Kocaeli Yarımadası'na asker çıkardılar. İki ordu Eskihisar'da karşılaştı ve Orhan Gazi, Bizanslılar'ı denize dökerek büyük bir zafer kazandı.[31] Osmanlılar 1331'de İznik'i, 1337'de İzmit'i topraklarına kattı.[32][33] İzmit'in fethedilmesiyle Bizans'ın Anadolu'daki varlığı son buldu.

Karesioğulları'nın İlhakı (1345)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Karesioğulları Beyliği; günümüzdeki Çanakkale ve Balıkesir'de kurulmuştu. Beyliğin lideri Karesi Bey, güçlü bir donanma oluşturmuştu ve deniz aşırı iki sefer düzenlemişti. 1320'li yıllarda Karesi Bey vefat etmişti ve yerine Aslan Bey geçmişti. Aslan Bey'den sonraysa beyliğin başına Demirhan Bey geçmiş ve halka kötü davranmaya başlamıştı. Bu yüzden halkın ve ileri gelenlerin davet ettiği Orhan Bey, Karesioğulları'nın topraklarını ilhak etmiştir. Karesioğulları'nın ilhakıyla bu beyliğin donanması ve Hacı İlbey gibi değerli kumandanları Osmanlılar'ın hizmetine girdi.[34]

Çimpe Kalesi'nin Fethi ve Balkanlara Geçiş (1353)[değiştir | kaynağı değiştir
]

1353 yılında Bizans taht kavgaları ile çalkalanıyordu. Bu mücadelenin taraflarından olan Kantakuzen'in yardım isteği üzerine Orhan Gazi, Süleyman Paşa kumandasındaki 20.000 kişilik bir kuvvet göndererek Kantakuzen'in imparator olmasını sağladı. Bu yardıma karşılık Kantakuzen, Gelibolu Yarımadası'nda bulunan, Bolayır yakınlarındaki Çimpe Kalesi'ni Osmanlılar'a teslim etti.[35] Çimpe Kalesi'nin ele geçirilmesi ile Osmanlı Devleti, ilk Rumeli toprağını kazandı.[36] 1354 yılındaysa Gelibolu'da şiddetli bir deprem oldu. Bu yüzden Gelibolu'daki Bizans halkı ve askerleri, bölgeyi terketti. Bu fırsatı değerlendiren Süleyman Paşa; bütün Gelibolu'yu fethetti. Böylece önemli bir üs elde eden Osmanlılar, Trakya'ya akınlar başlattı ve 1359 yılında Çorlu fethedildi.[kaynak belirtilmeli

]

I. Murad Dönemi (1362-1389)[değiştir | kaynağı değiştir

]

Orhan Gazi'den sonra sultan olmasına kesin bakılan Süleyman Paşa, Çorlu civarında çıktığı bir av sırasında atından düşerek ölmüştür (1357). Bu yüzden Orhan Gazi'nin diğer oğullarından olan Murad Bey, yeni veliaht oldu ve Balkanlar'daki kuvvetleri kumanda etmeye başladı. Orhan Gazi'nin, 1362 Mart'ında vefat etmesiyle Osmanlı kaynaklarında Murad Hüdavendigâr olarak geçen Murad Bey, I. Murad olarak tahta çıktı ve hızla fetihlere başladı.[kaynak belirtilmeli

]

Sazlıdere Savaşı (1363)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Edirne'nin fethi

I. Murad, Balkanlar'daki hakimiyet sahasını genişletmeye başladı. Bu kapsamda Osmanlılar'ı durdurmak isteyen Bizans-Bulgar ordusu 1363 Sazlıdere Savaşı ile mağlup edildi. Bu zaferden sonra Edirne (Grekçe: Hadrianopolis) fethedildi.[kaynak belirtilmeli

]

Sırpsındığı Savaşı (1364)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Edirne'nin düştüğü haberini öğrenen Papa V. Urbanus; endişeye kapıldı ve bir Haçlı ittifakı oluşturulmasını teşvik etti. Bunun üzerine Macar Krallığı, Bulgar Krallığı, Sırp Krallığı, Bosna Krallığı ve Eflak Prensliği gibi Balkan devletlerinin katılımıyla sayısı 30.000 ile 60.000 arasında değişen bir Haçlı ordusu oluşturuldu. Daha sonra Haçlı ordusu, Osmanlılar'ı Balkanlar'dan atmak için harekete geçti. Haçlı ordusu, Meriç Nehri'nin batı kıyısına gelerek bir kamp kurdu. Haçlılar kendilerine o kadar çok güveniyorlardaki Edirne'yi geri alıp Osmanlılar'ı Anadolu'ya süreceklerine dair hiçbir tereddütleri yoktu. Ta ki Hacı İlbey'in gece baskınına kadar. Hacı İlbey, emrindeki 10.000 askeriyle beraber Haçlı kampına büyük bir gece baskını yaptı ve çoğu Haçlı askeri kılıçla ya da Meriç Nehri'nde boğularak öldü. Böylece ilk Osmanlı-Haçlı savaşı zaferle noktalandı ve Bizans'a yardım ulaştırılması engellendi.[kaynak belirtilmeli

]

Anadolu'da Barış Yoluyla Genişleme[değiştir | kaynağı değiştir
]

Osmanlılar'ın kurulduğu dönemde Anadolu'da birçok beylik vardı ve bu beylikler sürekli birbirleriyle boğuşuyorlardı. İlk zamanlarında Osmanlılar, beyliklerle iyi ilişkiler kurarak onlarla mücadeleden kaçınmış ve zayıf Bizans yönüne genişlemiştir. I. Murad dönemine kadar sadece 1345 yılında Karesioğulları Beyliği'nin topraklarını ve 1354 yılında Ahiler'in idaresindeki Ankara'yı ilhak eden Osmanlılar; I. Murad zamanında Anadolu'da siyasi birliğin gerekliliğine karar vermiş ve Balkanlar'dan başka barış yoluyla Anadolu'da da genişlemeye başlamıştır. Bu amaçla Hamitoğulları Beyliği'den 80.000 altın karşılığı IspartaAkşehirBeyşehirYalvaçSeydişehirKaraağaç ve Eğirdirsatın alınmıştır. Germiyanoğulları Beyliği ile akrabalık kurulmuş ve çeyiz yoluyla KütahyaSimavTavşanlı ve Emet ele geçirilmiştir.[37]

I. Kosova Savaşı (1389)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: I. Kosova Savaşı

Osmanlılar, Balkanlar'daki ilerleyişini kesintisiz devam ettirdi. Sırplar'a karşı 1371 Çirmen Savaşı'ndan galip çıkıldı ve aynı yıl Karabiga fethedildi. Fakat Bizans; Gelibolu'yu ele geçirdi ve Anadolu ile Balkanlar'daki Osmanlı topraklarının bağlantısını kesti. Bunun üzerine Osmanlılar, babasına isyan eden Bizans prensi Andronikos'un imparator olmasına yardım etti ve karşılığında Gelibolu'yu tekrar aldı. Daha sonra akınlara devam edildi ve 1383 yılında Serez, 1385 yılında Sofya ve Niş, 1387 yılında Selanik fethedildi. 1388 yılındaysa Osmanlı akıncıları, Sırbistan Prensliği'nin başındaki Lazar Hrebelyanoviç tarafından Ploşnik Bozgunu'yla mağlup edildi. Ploşnik savaşıyla beraber Balkan devletlerinin; Osmanlılar'ı Balkanlar'dan atma ümidi tekrar yeşerdi ve Sırp PrensliğiBosna KrallığıMacar KrallığıHırvat Krallığı ve diğer Balkan devletlerinin katılımıyla 30.000 kişilik bir Haçlı ordusu oluşturuldu ve bu ordu, Lazar Hrebelyanoviç komutasında hareket etti. Bunun üzerine harekete geçen Osmanlılar, ilk önce arkadan saldırmamaları için Bulgar krallığının başkenti Tırnova'yı fethederek Bulgarlar'ı etkisiz hale getirdi. Daha sonra Haçlı ordusu ve Osmanlı ordusu, Kosova'da karşı karşıya geldi. Yapılan savaşı Osmanlılar kazandı ve savaş sırasında Lazar Hrebelyanoviç öldürüldü. Ama savaştan sonra bir Sırp beyi olan Miloş Obiloviç; Müslüman olmak istediğini belirtip I. Murad'ın elini öpmek istemiş, bu suretle sultana yaklaşmış ve ani bir hamleyle I. Murad'ı hançerleyerek şehit etmiştir. I. Murad'ın şehit edilmesinden sonra Yıldırım Bayezit padişah olmuştur.[kaynak belirtilmeli

]

Yıldırım Bayezid Dönemi (1389-1402)[değiştir | kaynağı değiştir

]

I. Murad'ın I. Kosova Savaşı sonrasında öldürülmesi üzerine Osmanlı tahtına daha sonraları Yıldırım Bayezid olarak da tanınacak olan Hamitoğulları, Menteşeoğulları ve Saruhanoğulları beyliklerini topraklarına kattı[38]yapılanNiğbolu Savaşıkazandı.[39] Savaşın ardından İstanbul'u dördüncü kez abluka altına aldı fakat bu ablukayı da doğuda beliren Timur tehlikesi sebebiyle kaldırdı.[40] Çin'e sefer düzenlemek isteyen ve batısında güçlü bir devlet barındırmak istemeyen Timur, daha önceleri savaşarak yenilgiye uğrattığı Karakoyunlu ile Celayirîli hükümdarlarının Osmanlıveistediği şartların kabul edilmemesini ileri sürerek Osmanlı'ya savaş açtı İki ordu, Ankara'nın Çubuk Ovası'nda karşılaştı. 1402'de yapılan Ankara Savaşı'nda Yıldırım Bayezid, kendisine bağlı Türk beylerinin Timur'un tarafına geçmesininde etkisi ile de yenilgiye uğradı; oğullarından Mustafa ve Musa ile birlikte Timur'a esir düştü.[41][42] Yıldırım, 1403'te Akşehir'de vefat etti.[42] Timur, Yıldırım'ın vefatı üzerine Musa'yı serbest bıraktı.[42]

Batı Anadolu'da Fetihler (1390-1402)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Yıldırım Bayezid işe Anadolu'da başladı. AydınoğullarıSaruhanoğullarıMenteşeoğulları ve Hamitoğulları [41] beyliklerini ilhak ettikten sonra 1390 yılında Antalya'nın, 1391 yılında da Alanya'nın fethini gerçekleştirdi. 1392 yılındaysa Amasya ve Kastamonu'yu topraklarına katarak Candaroğulları Beyliği'ne ve takip eden dönemde ise İsfendiyaroğulları Beyliği'ne son verdi [43]. Niğbolu Savaşı'ndan sonra da Karamanoğulları'na son verdi.

Balkanlar'da İlerleme (1392-1396)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Yıldırım Bayezid; Karamanoğulları hariç Batı Anadolu beyliklerine son verdikten sonra Balkanlar'a yöneldi ve Üsküp şehrinin fethine muvaffak oldu. Teselya'yı fethettikten sonra Eflak'ı vergiye bağladı ve Bulgaristan'ı tamamen bir Osmanlı vilayeti yaptı. 1394 yılındaysa bütün Makedonya Osmanlı topraklarına katıldı. Yıldırım Bayezid, bu fetihlerden sonra 1394-1396 yılları arasında İstanbul'u üç kez kuşattı ve İstanbul'u kuşatan ilk Osmanlı padişahı oldu. İstanbul kuşatmalarından endişelenen Papa; bir Haçlı ordusu kurulması için çalışmalara başladı ve büyük bir Haçlı ordusu oluşturuldu. Bu sırada üçüncü İstanbul kuşatmasını yönetmekte olan Yıldırım; Haçlı ordusunun Balkanlar'a doğru ilerlediğini öğrenice kuşatmayı kaldırdı [44] ve Tuna Nehri'ne yöneldi.

Niğbolu Savaşı (1396)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Osmanlı Devleti, İstanbul'u kuşatma altına alınca Bizans İmparatorluğu; başta Papa olmak üzere tüm Katolik Hristiyan Dünyası'ndan yardım istedi. Bunun üzerine Kutsal Roma Cermen İmparatorluğuFransa KrallığıMacaristan KrallığıEflak PrensliğiVenedik CumhuriyetiCeneviz Cumhuriyeti ve Bulgarlar'ın katılımıyla büyük bir Haçlı ordusu oluşturuldu. Orduyu Kral Sigismund kumanda ediyordu. Bundan sonra ordu ilerlemeye başladı. 10 Eylül'de Venedik ve Ceneviz gemileri Tuna Nehri'ni geçti ve Niğbolu Kalesi önüne demir attı. Daha sonra gelen orduda kaleyi kuşatma altına aldı. Bu sırada Üçüncü İstanbul Kuşatması'nda olan Yıldırım Bayezid; Niğbolu'daki durumu öğrenince İstanbul'daki kuşatmayı derhal kaldırdı ve Tuna'ya doğru ilerlemeye başladı. 20 Eylül'de Şıpka Geçidi'ne girdi ve 21-22 Eylül'de Tırnova'ya vardı. 25 Eylül günü iki ordu karşı karşıya geldi ve savaş, kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Haçlı ordusu imha edildi ve birçok kumandanı ya öldürüldü ya da Korkusuz Jean gibi esir alındı. Böylece Yıldırım Bayezid; batıdan gelen Haçlı tehlikesini bertaraf etti ve Dördüncü İstanbul Kuşatması'nu başlattı. Yıldırım Bayezid; bu İstanbul kuşatmaları sırasında Karadeniz üzerinden gelebilecek yardımlara karşı Anadolu ve Avrupa Yakası'nın birbirine en çok yaklaştığı yerde Anadolu Hisarı'nı (diğer adı Güzelce Hisarı) yaptırmıştır.[45]

Ankara Savaşı (1402)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Ankara Muharebesi

Yıldırım Bayezit; batıdan gelen Haçlı tehlikesini bertaraf ettikten sonra tekrar İstanbul'u kuşatmıştır. Fakat bu seferde doğudaki Timur tehlikesi belirmiştir. Bundan başka Timur'un yıktığı Celayirliler ve Karakoyunlular devletlerinin hükümdarları olan Ahmed Celayir ve Kara Yusuf'un Yıldırım'ı; topraklarını kaybeden ve Timur'u sığınan Anadolu beyleri de Timur'u savaşa teşvik ediyorlardı. Gene Timur; çıkacaği Çin seferi öncesinde Anadolu'da güçlü bir devlet bırakmak istememekteydi. Ayrıca Bayezit ile Timur arasında sert mektuplaşmalar oluyordu. Bu ve benzeri birçok sebeple Timur; Anadolu'ya girererek Sivas'ı harap etmiştir. Bu sırada İstanbul kuşatmasında olan Yıldırım, derhal kuşatmayı kaldırmış ve Anadolu'ya geçmiştir.

İki ordu Ankara Çubuk Ovası'nda karşı karşıya gelmiştir ve ilk taarruzu Yıldırm gerçekleştirmiştir. Bu taarruz Timur'un ordusunu sarstıysa da fillerle takviye edilmiş ağır zırhlı Timur kuvvetleri, taarruzu püskürtmüşlerdir. Daha sonra Anadolu kuvvetlerinin; beylerinin olduğu Timur tarafına geçmesiyle ve Kara Tatarlar'ın da Timur tarafına geçmesiyle savaş Timur'un zaferiyle sonuçlanmıştır. Bu savaşla beraber Anadolu Türk siyasi birliği bozulmuştur ve Osmanlı Devleti dağılma tehlikesi geçirmiştir. Ayrıca Osmanlı tarihindeki Fetret Devri başlamıştır. [46] [41][42] [42] Timur, Yıldırım'ın vefatı üzerine Musa'yı serbest bıraktı.[42]

Fetret Devri (1402-1413)[değiştir | kaynağı değiştir

]


Ana madde: Fetret Devri
 
I. Mehmed, Fetret Devri'ne son ver miştir

Ankara Savaşı'nda mağlup olan Yıldırım Bayezid; oğulları Musa Çelebi ve Mustafa Çelebi'yle beraber esir düşmüştür. Timur, Yıldırım'ı öldürmemiştir ve Anadolu'daki şehirleri, köyleri, kasabaları yağmalarken Yıldırım'ı hep yanında götürmüştür. Yıldırım; gördüklerinin kahrına dayanamarak 1403 yılında Akşehir'de vefat etmiştir. Timur; Yıldırım'ın ölmesi üzerine Musa Çelebi'yi serbest bırakmıştır ve Osmanlı topraklarını, Yıldırım'ın dört oğlu arasında paylaştırmıştır. Bu paylaşıma göre İsa Çelebi Balıkesir'de, Musa Çelebi Bursa'da, Süleyman Çelebi Edirne'de ve Mehmet Çelebi Amasya'da sultanlıklarını ilan etmişlerdir. Yıldırım ve önceki padişahların son verdiği Anadolu beylikleri'yse (Karesioğulları hariç) tekrar kurulmuştur. Daha sonra da Yıldırım'ın şehzadeleri arasında hükümdarlık için savaşlar başlamıştır. İşte bu taht mücadeleleriyle geçen döneme Fetret Devri denir. Yıldırım'ın şehzadeleri, hükümdarlık uğruna Anadolu beylikleri, Bizans, Venedik, Ceneviz gibi devletlere tavizler vermek zorunda kalmışlardır. Örneğin Süleyman Çelebi; Selanik'i Bizans'a teslim ederek Hristiyan devletlerle anlaşma yapmıştır.

Tahtın sahibi olmak için şehzadeler arasında yapılan mücadelelerde ilk olarak Musa, İsa tarafından mücadelenin dışına atılmıştır ve önce Germiyanoğulları'na, ardından da Karamanoğulları'na sığınmıştır.[42] 1406 yılında İsa, Mehmed'in tarafını tutan askerler tarafından öldürülmüştür.[42] Böylece mücadele Süleyman ve Mehmed arasında devam etmeye başlamıştır ki; Süleyman devletin Rumeli yakasının, Mehmed Anadolu yakasının hakimi olmuştur.[42] İki kardeş arasında süren çatışmalar sırasında Musa, yeniden harekete geçmiştir ve 1411'de Süleyman Çelebi'nin bulunduğu Edirne'ye baskın yapmıştır [42] ve Süleyman'ı öldürmüştür. 1411'den sonra çarpışmalar, Mehmed ve Musa arasında sürmeye başlamıştır.[42] İki kardeş arasındaki mücadele, 1413 yılında Mehmed'in Musa'yı öldürtmesi ile sonlanmıştır ve Fetret Devri noktalanmış olmuştur. Aynı yıl Mehmed, I. Mehmed unvanı ile Osmanlı tahtına oturmuştur. Böylece Osmanlı Devleti; tek çatı altında toplanmıştır ve fetih hareketlerine tekrar başlamıştır.

I. Mehmed Dönemi (1413-1421)[değiştir | kaynağı değiştir

]

Anadolu'yu Yeniden Birleştirme Çabaları[değiştir | kaynağı değiştir
]

Fetret Devri'ni noktalayarak sultan olan Mehmet Çelebi; Ankara Savaşı'yla bozulan Anadolu siyasi birliğini yeniden kurmak için harekete geçmiştir. Bunun için Aydınoğlu Mehmet Bey'den İzmir'i; Karamanoğulları'ndan Seydişehir, Beyşehir ve Akşehir'i; Candaroğulları'ndan Samsun'u geri almıştır. [42] Yine İzmir ve Manisa çevresinde çıkan Şeyh Bedreddin isyanını da bastırmıştır.

Balkanlar'da ve Denizlerde Mücadele[değiştir | kaynağı değiştir
]

Şeyh Bedreddin isyanı gibi Osmanlı Devleti'nin uğraştığı iç karışıklıkları fırsat bilen Eflak Voyvodası Mircea; Silistre ve Deliorman'ı işgal etmiştir. İçteki karışıklıkları hallettikten sonra Eflak Prensliği üzerine sefer açan I. Mehmed; kaybedilen yerleri geri almıştır ve Eflak'la barış yapmıştır. Bundan sonra da Yıldırım'ın kayıp oğlu Mustafa Çelebi, Bizans'ın yardımıyla Rumeli'ye geçmiş ve isyan çıkarmıştır. Düzmece Mustafa İsyanı olarak da bilinen bu isyan; Çelebi Mehmet tarafından bastırılmıştır ve Mustafa Çelebi Bizans'a sığınmıştır. [47] Çelebi Mehmet; kardeşi Mustafa Çelebi'nin tutuklu kalması için Bizans'a her yıl 300.000 akçe vergi vermiştir.

Osmanlılar; Aydınoğulları'ndan İzmir'i almıştı ve denizci beylikler; Osmanlı'ya bağlılıklarını ilan ederek yarı bağımsız konuma gelmişlerdi. Bu yüzden endişelenen Venedik Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmiştir ve 1416 yılında, Osmanlılar ilk ciddi deniz mücadelesini Venedik ile yapmışlardır. Fakat Osmanlılar bu savaşı kaybetmişlerdir. [48]

1421 yılında Çelebi Mehmet; Edirne'de iken attan düşmüştür ve inme sebebiyle vefat etmiştir. Bunun üzerine Şehzade Murat; Manisa'dan gelerek tahta çıkmıştır.[kaynak belirtilmeli

]

II. Murad Dönemi (1421-1451)[değiştir | kaynağı değiştir

]

II. Murad'ın Balkanlar'da Faaliyetleri ve Karşılaştığı İsyanlar[değiştir | kaynağı değiştir
]

Şehzade Murad; babası Çelebi Mehmed'in attan düşerek vefat etmesinden sonra Manisa'dan gelerek Edirne'de tahta çıkmıştır. II. Murad; ilk olarak babasının vefatı üzerine Bizans tarafından serbest bırakılan, Osmanlı kaynaklarında Düzmece Mustafa olarak geçen amcasının isyanıyla karşılaşmıştır. [49] Çok sürmeden bu isyanı bastıran II. Murad; amcasını yakalatıp öldürtmüştür. Böylece rahat bir nefes alan II. Murad, bu isyanın öcünü almak için İstanbul'u kuşatmıştır [50]. Fakat sonuç alamamıştır çünkü Bizanslılar, bu sefer de kardeşi Şehzade Mustafa'yı ayaklandırmıştır [51]. Nitekim II. Murad, kardeşinin isyanını bastırıp onu öldürttükten sonra, Fetret Devri'nde amcası Süleyman Çelebi tarafından Bizans'a teslim edilen Selanik şehrini; 1430 yılında fethetmiştir ve Selanik 1. Balkan Savaşı'na kadar Osmanlı toprağı olarak kalmıştır. 1431 II. Murad, Balkanlar'ın kilit şehirlerinden Yanya'yı veSerez'i fethetmiştir. II. Murad, 1439 yılında da Semendire şehrine fethetmiştir.

II. Murad'ın Anadolu'da Fetihleri[değiştir | kaynağı değiştir
]

Yıldırım Bayezid tarafından Anadolu'da sağlanan siyasi birlik, 1402 Ankara Savaşı'nda mağlup olunulmasıyla bozulmuştur. Sultan II. Murad, bu siyasi birliği sağlamak için önemli faaliyetler de bulunmuştur. İlk olarakCandaroğulları Beyliği'nin üstüne yürümüştür ve İsfendiyar Bey'i mağlup etmiştir. Böylece Candaroğulları Osmanlı Devleti'ne bağlanmıştır ve İsfendiyar Bey, Osmanlı'nın yapacağı seferlere asker göndermeyi kabul etmiştir. Daha sonra II. Murad; 1423 yılında Hamidoğulları Beyliği'ne, 1424 yılında Menteşeoğulları Beyliği'ne, 1426 yılında da Aydınoğulları Beyliği'ne son vermiştir. 1429 yılında da vefat eden II. Yakup Bey'in vasiyeti gereği Germiyanoğulları Beyliği Osmanlı Devleti'ne katılmıştır. [52]

Varna Savaşı (1444)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Varna Savaşı

Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da ilerlemesi üzerine Macar KrallığıBosna KrallığıSırp Despotluğu ve Eflak Prensliği bir ittifak oluşturmuşlardır. Ancak Macar kralı Sigismund'un ölümü üzerine Macaristan'da iç karışıklıklar çıkmıştır. Bunun üzerine Balkanlar'da bozulan dengeyi düzeltmek için harekete geçen Osmanlı Devleti; Bosna Krallığı'na vergiye bağlamış ve 1439 yılında Sırplar'ın başkenti Semendire'yi alarak Sırp Despotluğu'na son vermiştir. Ancak yeni Macar kralı Ladislas tarafından Erdel voyvodalığına getirilen Hünyadi Yanoş; 1441 yılında Semendire'yi almış ve uçbeyi Mezid Paşa'yı pusuya düşürerek şehit etmiştir. Ertesi yıl gerçekleşen savaşlarda da Osmanlılar mağlup olunca Avrupa'da Türkler aleyhine yeni bir Haçlı seferi fikri doğmuştur ve içinde Karamanoğulları Beyliği'nin de yer aldığı büyük bir ittifak oluşturulmuştur.

1443 yılında Tuna Nehri'ni geçen Haçlı ordusu Niş çevresinde Osmanlı ordusunu mağlup etmiştir. Haçlılar'ı izleyen II. Murad; onları İzladi Geçidi'nde karşılamış fakat durduramamıştır. Haçlılar Filibe'ye kadar gelmişler ama mevsimin kış olması sebebiyle geri dönmüşlerdir. Bu arada Arnavut beyi İskender Bey ayaklanmıştır ve Karamanoğulları; Osmanlı topraklarına girmiştir. Bunun üzerine II. Murad Macarlar'a başvurarak barış istemiş ve iki taraf arasında Edirne-Segedin Antlaşması imzalanmıştır. Buna göre Sırp Despotluğu (yeniden kurularak) ve Eflak Prensliği, vergi ödemeleri kaydıyla Macar egemenliğine bırakılmıştır. Gene Macarlar, Bulgaristan'daki Osmanlı egemenliğini tanımıştır ve iki taraf arasında 10 yıl savaş yapılmaması kararlaştırılmıştır. [53] Bu antlaşmadan sonra II. Murad tahtı, 12 yaşındaki oğlu Şehzade Mehmed'e (ileride Fatih Sultan Mehmet) bırakarak Manisa'ya çekilmiştir. [54]

Küçük yaştaki II. Mehmed'in tahta çıkması üzerine devlet adamları arasında rekabet ve anlaşmazlıklar çıkmıştır. Öte yanda ulufelerin azlığını bahane eden Yeniçeriler ilk defa Buçuktepe İsyanı'yla ayaklanmıştır. Gene çocuk yaştaki bir şehzadenin sultan olduğunu öğrenen Haçlılar, Edirne-Segedin Antlaşması'nın Papa tarafından onaylanmadığını ileri sürerek antlaşmayı bozarak taarruza geçmişlerdi. Bu taarruz karşısında Çandarlı Halil Paşa ve ileri gelen devlet adamları, II. Murad'ı Edirne'ye çağırarak ordunun başına geçmesi çağrısında bulunmuşlardır. Gene sultan olan oğlu II. Mehmed, kendisine bizzat mektup yazarak Edirne'ye gelmesini emretmiştir. Bunun üzerine II. Murad Edirne'ye gelerek ordunun başına geçmiştir. Bu sırada Haçlı ordusu, Varna şehrini kuşatmaktaydı ve Venedikliler Çanakkale Boğazı'nı kapatmışlardı. II. Murad, Varna'ya hareket ederek Haçlı ordusunu ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Böylece Haçlılar'ın; Türkler'i Avrupa'dan atma ve Bizans yardım götürme girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. [54] II. Murad'ın tekrar tahta çıkması da 1446 yılında gerçekleşmiştir.

II. Kosova Savaşı (1448)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Yeniden Osmanlı tahtına geçen II. Murad; Mora Yarımadası üzerindeki TÜrk hakimiyetini yeniden kurmuştur ve Sırplar'ı kendine bağlamıştır. Daha sonra Morova Savaşı'nda Osmanlılar'ın yenilmesine sebep olan İskender Bey'i cezalandırmak için üzerine sefer açmış fakat sonuç alamamıştır. İskender Bey'in direnişi Haçlılar'ı heyecanlandırmıştır ve Haçlılar; Varna Savaşı'nın intikamını almak, Türkler'i Avrupa'dan çıkarmak ve Bizans'a yardım ulaştırmak maksadıyla yeniden taarruza geçmişlerdir. Özellikle Erdel Voyvodası Hünyadi Yanoş, Varna'nın öcünü almak için elinden geleni yapmaktaydı.

İki ordu Kosova'da karşı karşıya gelmiştir ve harp, kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanmıştır. [55] Böylece Bizans'ın Avrupa'dan yardım alma ümidi tamamen tükenmiş, Balkanlar'daki Türk hakimiyeti kesinleşmiş ve Türkler taarruza, Haçlılar savunmaya geçmişlerdir. Bu savaşla beraber Rumeli ve Bulgaristan'ın Türkleştirilmesi ve Fatih zamanında yapılacak fetihlere zemin hazırlanmıştır. Ayrıca bu savaştan 1683 II. Viyana Kuşatması'na kadar Osmanlılar'a karşı yeni bir Haçlı ittifakı oluşturulamamıştır.

1451 yılında II. Murad; oğlu II. Mehmed'i Dulkadiroğulları'dan Sitti Hatun'la evlendirmiş ve çok geçmeden, 49 yaşında vefat etmiştir. Böylece oğlu II. Mehmed, ikinci kez tahta çıkmıştır. [56]

Yükselme Dönemi (1453–1579)[değiştir | kaynağı değiştir

]


Fatih Sultan Mehmet Dönemi (1451-1481)[değiştir | kaynağı değiştir

]

İstanbul'un Fethi (1453)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: İstanbul'un Fethi
 
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un Fethi sırasında gemileri karadan yürütürken

İstanbul; 1000 yılı aşkın süredir devam eden Bizans İmparatorluğu'nun başkentiydi ve Ortodoks Kilisesi'nin merkeziydi. Bizans İmparatorluğu; çok geniş bir imparatorlukken aldığı yenilgilerle beraber tüm topraklarını kaybetmiştir ve dış dünya ile olan sınırları, başkenti olan İstanbul'un surları olmuştur. II. Mehmed; Bizans'ın İstanbul'a sıkışıp kalmasına ve hiçbir askeri etkinlik gösterememesine rağmen Bizans'a son verilmesine çok önemli görmüştür. Çünkü İstanbul'un bulunduğu mevki; Akdeniz ile Karadeniz arasındaki ticaret yolu ve İpek Yolu'na hakimdi. Ayrıca İstanbul Rumeli'den Anadolu'ya, Anadolu'dan Rumeli'ye geçişte kilit bir öneme sahipti. Bizans, Osmanlı ordusunun bu geçişlerini sürekli engelliyordu. Ayrıca Bizans; şehzadeler arasındaki taht kavgalarını, Haçlılar'ı ve Anadolu beylerini Osmanlı'ya karşı taarruza geçme konusunda sürekli kışkırtmaktaydı. İslam peygamberi Muhammed'in İstanbul'un fethiyle ilgili hadisi de şehrin fethi konusunda önemli bir yer ediniyordu. Bu nedenlerden dolayı II. Mehmed'den önce Yıldırım Bayezid ve II. Murad, İstanbul'u birkaç kez kuşatmışlardı ancak fethine muvaffak olamamışlardı. II. Mehmed; fethi gerçekleştirmek istemiş ve bu maksatla bir takım hazırlıklara girişmiştir. Bu hazırlıklar kapsamında; Yıldırım Bayezid'in, dönemindeki İstanbul kuşatmalarında yaptırmış olduğuAnadolu Hisarı'nın karşısına Rumeli Hisarı yaptırılmıştır. Böylece Karadeniz üzerinden İstanbul'a gelecek yardımların önü kesilmiştir. Avrupa'dan gelebilecek tehlikelere karşı II. Murad döneminde yapılmış olan barış antlaşmaları yenilenmiş[57] ve Mora Yarımadası ile Balkanlar'a kuvvetler gönderilmiştir. İstanbul civarındaki Vize gibi kaleler fethedilerek 400 parçalık bir donanma hazırlanmıştır. Ayrıca surları aşmak ve yıkmak için tekerlekli kuleler yaptırılmış ve Şahi topları döktürülmüştür. Bizans ise; savunma için surları onarmış ve Haliç'e zincir germiştir. Ayrıca Papa'dan ve Avrupa'dan yardım istemiştir.

6 Nisan 1453'de kuşatma başlamış, 18 Nisan'a kadar surlar; Şahi toplarıyla dövülmüştür. 20 Nisan'da deniz mücadeleleri başlamıştır. Bu durum karşısında paniğe kapılan Papalık ve Venedikliler'in göndermiş oldukları gemiler Osmanlı donanmasını aşarak Haliç'e girmiştir. Bu durum karşısında II. Mehmed, 22 Nisan gecesi 70 kadırgayı yağlı kızaklar üzerinde karadan yürütmek üzere Dolmabahçe'den Haliç'e indirmiştir. Böylece hem Haliç'e inen gemiler hem de Haliç kıyısına yerleştirilen toplar vasıtasıyla İstanbul'un Haliç tarafındaki zayıf surları dövülmüştür. Nihayet 29 Mayıs 1453 tarihinde Osmanlı ordusu; surlarda açılan gediklerden İstanbul'a girmiş ve şehir fethedilmiştir.

Bu fetihle beraber 1000 yılı aşkın süredir devam eden Bizans İmparatorluğu son bulmuş, Orta Çağ kapanıp Yeni Çağ açılmış, Ortodoks Kilisesi Osmanlılar'ın himayesine girmiş, II. Mehmed Fatih ünvanını almış ve Osmanlı Devleti, İmparatorluk olmuştur. Ayrıca bu fetih İtalya'da Rönesans hareketlerinin başlamasına, Coğrafi Keşifler'in gerçekleşmesine ve feodalitenin ortadan kalkmasına zemin hazırladığı gibi Osmanlı İmparatorluğu'nun İslam dünyasındaki saygınlığını yükseltmiş ve yeni başkentinin İstanbul olmasını sağlamıştır.

Fatih Sultan Mehmet'in Fetihleri[değiştir | kaynağı değiştir
]

Fatih Sultan Mehmet; İstanbul'un Fethi'ni gerçekleştirdikten sonra Avrupa'da doğan tepkileri önlemek, Avrupa'nın birleşmesini önlemek, Batı'daki hakimiyeti pekiştirmek, Balkan uluslarını tek bir çatı altında toplamak, sınırları genişletmek, İslam'ı yaymak ve doğudan gelen Türkmenler'e yeni yurtlar bulmak maksatlarıyla batıda; Karadeniz ticaretini kontrol altına almak, Rumeli'de daha rahat fetihler yapmak ve Anadolu'daki otoriteyi sağlamlaştırmak maksatlarıyla da doğuda fetih hareketlerine başlamıştır.

Fatih; ilk olarak Sırp Despotluğu üzerine üç büyük sefer düzenlemiş ve 1459 yılı itibariyle Belgrat hariç tüm Sırbistan'ı fethetmiştir. Macarlar'ın elindeki Belgrat'ın kuşatmasına da 1456 yılında giriştiyse de fethine muvaffak olamamıştır. Aynı yıl bir Ceneviz kolonisi olan Amasra'yı fethetmiştir. Daha sonra Mora Yarımadası'na sığınan Bizanslı valilerin Bizans'ı yeniden kurma ihtimaline karşı buraya sefer düzenlemiş ve 1460 yılında ModonKoron,Navarin ve İnebahtı limanları hariç tüm Mora, Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1461 yılında, Bizans'ın son kalıntısı olan Trabzon Rum İmparatorluğu; Trabzon fethedilmek suretiyle ortadan kaldırılmış ve Candaroğulları Beyliği'ne de son verilmiştir. Ertesi yıl Osmanlı topraklarına hücum eden ve gönderilen elçiyi öldüren Eflak voyvodası Drakula'nın üstüne sefer yapılarak Eflak Prensliği tekrar Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanmıştır. 1463 yılındaysa Osmanlı'ya karşı oluşturulan Haçlı ittifaklarından sürekli yer alan Bosna Krallığı'na son verilmiştir. 1466 yılında; Anadolu siyasi birliğinin sağlanması konusunda en çok uğraştıran beylik olan Karamanoğulları Beyliği'ne Konya,Karaman ve Kırşehir fethedilerek büyük ölçüde son verilmiştir. 1473 yılında, Osmanlı İmparatorluğu aleyhine ittifaklar oluşturan Akkoyunlular Devleti'ne sefer açan Fatih Sultan Mehmet, Otlukbeli Savaşı'nda bu devleti mağlup etmiştir. Böylece Doğu Anadolu'da Osmanlı hakimiyeti güçlenmiş ve Ali Kuşçu, Osmanlı hizmetine girmiştir. 1475 yılında Fatih; Altınordu Devleti'nin Timur İmparatorluğu tarafından mağlup edilip dağılmasıyla Kırım ve çevresinde kurulan Kırım Hanlığı üzerine, Gedik Ahmed Paşa komutasında bir donanma göndermiştir. Çünkü Kırm Hanlığı; Hacı Giray'ın ölümüyle büyük karışıklıklar içindeydi ve İpek Yolu'nun bir kolu da Kırım limanlarında sona eriyordu. Böylece Gedik Ahmed Paşa; başta Azak ve Kefe olmak üzere bölgedeki Ceneviz kolonilerini fethetmiş ve Kırım Hanlığı, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanmıştır. 1476 yılında, Venedik'le Osmanlı arasında süren deniz savaşlarını fırsat bilen Boğdan Prensliği vergisini ödememiştir. Bunun üzerine üzerine kuvvet gönderilerek Boğdan tekrar Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanmıştır. 1479 yılındaysa 16 yıl süren deniz savaşları sonucunda Venedik mağlup edilerek bir antlaşma imzalanarak; Venedik Cumhuriyeti vergiye bağlanmış, Arnavutluk'la İşkodra ve Akçahisar kalelerine sahip olunmuştur.

Fatih Sultan Mehmet; İstanbul'un Fethi ile Ortodoks Kilisesi'ni kontrolü altına almıştı. Aynı şekilde Katolik Kilisesi'ni de kontrol altına almak isteyen Fatih, İtalya'nın güneyinde yer alan ve Napoli Krallığı'na ait olan Otranto'yu, Gedik Ahmed Paşa'yı göndererek fethetmiştir. Ancak Fatih 1481 yılında; yeni bir sefere çıkarken Gebze yakınlarında vefat etmiştir. Böylece Gedik Ahmed Paşa'nın ayrılmasından sonra Napoli Krallığı; Otranto'yu geri almıştır ve İtalya Seferi sonuçsuz kalmıştır.

II. Bayezid Dönemi (1481-1512)[değiştir | kaynağı değiştir

]

 
Osmanlı İmparatorluğu'nun 1683 yılına kadar ulaştığı en geniş sınırlar.
Cem Sultan İsyanı[değiştir | kaynağı değiştir
]

Yeni bir sefere çıkan Fatih'in; Gebze yakınlarında vefat etmesiyle tahta, Yeniçerilerin desteğini alan Şehzade Bayezid oturmuştur. Fakat Bayezid'in kardeşi Cem; onun padişahlığını tanımayarak isyan başlatmıştır ve taht kavgasına girişmiştir. [58] II. Bayezid tarafından mağlup edilen Cem Sultan sırasıyla Memlûkler'e, ardından da Rodos Şövalyeleri'ne sığınmıştır. Fakat Rodos Şövalyeleri tarafından Papalık'a teslim edilen Cem Sultan, Papa tarafından da Fransa Krallığı'na gönderilmiştir. [58] Böylece Cem Sultan 1495'e kadar, ölünceye ya da öldürülünceye kadar Fransa'da kalmıştır ve bu süre zarfında Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa üzerine yaptığı seferler durmuştur.

II. Bayezid'in Balkanlar'da ve Denizlerde Fetihleri[değiştir | kaynağı değiştir
]

II. Bayezid Dönemi'nde; Cem Sultan'ın esaretinden dolayı Fatih dönemindeki gibi büyük fetihler gerçekleştirilememiştir. Buna rağmen 1483 yılında Hersek, 1484 yılında da Boğdan Prensliği'ne ait olan Kili ve Akkerman kaleleri fethedilmiştir. Özellikle Kili ve Akkerman'ın fethiyle Kırım ve Osmanlı toprakları; kara bağlantısı vasıtasıyla birleşmiştir. Cem Sultan'ın ölümüyle beraber Venedikliler'le, 1499 ve 1502 yılları arasında süren bir deniz savaşı yapılmıştır. [58] Çünkü Venedikliler, Mora halkını Osmanlı'ya karşı isyana teşvik ediyordu. Nitekim üç yıl süren savaşlar sonunda Mora kıyılarındaki Venedik'e ait ModonKoronNavarin ve İnebahtı kaleleri fethedilerek Venedik'in, Mora üzerindeki hakimiyetine son verilmiştir. 1502 yılında da Venedikliler'le barış yapılmıştır.

1492 yılında İspanya'daki Katolik Kastilya Krallığı ve Aragon Krallığı birleşerek Beni Ahmer Devleti'nin başkenti Gırnata'yı almış ve güney İspanya'daki Müslüman hakimiyeti sona ermiştir. Kastilya ve Leon krallıkları; bölgedeki Müslüman ve Yahudiler'e yönelik büyük bir soykırım hareketine girişmişlerdir. Bu yüzden gelen yardım çağrıları üzerine II. Bayezid; Oruç Reis'i ve Kemal Reis'i İspanya'ya göndermiştir. Bu denizciler bölgedeki Müslüman ve Yahudi halkı gemilere bindirerek soykırımdan kurtarmıştır. Müslümanlar Kuzey Afrika'ya, Yahudiler'se Selanik, İzmir ve İstanbul'a yerleştirilmiştir.

Memlûkler ile Harpler (1485-1491)[değiştir | kaynağı değiştir
]

II. Bayezid Dönemi'nde; Fatih döneminde ortaya çıkan Hicaz Su Yolları sorunundan başka Cem Sultan'ı korumaları, Karamanoğlu Kasım Bey'le Osmanlı aleyhine işbirliği yapmaları, Dulkadiroğulları ve Ramazanoğulları üzerinde hakimiyet kurmak istemeleri ve Hicaz'a giden Türk hacılarına engel olmaları sebebiyle Memlûkler'le savaşlar başlamıştır. Altı yıl süren savaşlar esnasında iki taraf birbirine üstünlük sağlayamasa da Osmanlı İmparatorluğu; ilk olarak Fatih döneminde büyük ölçüde son verilen Karamanoğulları Beyliği'ne kesin olarak 1487 yılında son vermiştir. Ayrıca Adana ve Tarsus'da fethedilmiştir. Daha sonra Tunus hükümdarının araya girmesiyle iki devlet arasında barış yapılmış ve Osmanlı, savaş sırasında aldığı Adana ve Tarsus'u, Hicaz bölgesine ait vakıf toprağı olmalarından dolayı geri vermiştir. [59]

Safevîler ile İlişkiler[değiştir | kaynağı değiştir
]

İran'da Şah İsmail tarafından kurulan Safeviler; başta Şeybaniler ve Akkoyunlular olmak üzere birçok devlete son vererek ya da kendisine bağlayarak Horasan, İran ve Azerbaycan'a hakim olmuştur. Şah İsmail; Şiilik'i devletin resmi mezhebi haline getirmiş ve öteden beri göz diktiği Anadolu üzerinde de Şii propagandası yapmaya başlamıştır. Bu maksatla birçok adamını Anadolu'ya göndermiştir. Nitekim Anadolu'da geniş bir taraftar kitlesi edine Şah İsmail; Osmanlı toprak bütünlüğünü tehdit etmeye başlamıştır. Bu taraftar kitlesi Anadolu'da birçok isyan çıkarmış ve bunlardan 1511 yılında Teke yöresinde çıkan Şah Kulu İsyanı güçlükle bastırılmış ve Şah Kulu öldürülmüştür.[60] [61] Ama bu isyandan dolayı II. Bayezid nüfuzunu kaybetmiş ve oğulları arasında taht kavgaları başlamıştır.

II. Bayezid'in küçük oğlu olan ve Trabzon valiliği yapan Şehzade Selim; ağabeyi Şehzade Ahmet'in tahta çıkacağını öğrenince kuvvetlerini toplamış ve deniz yoluyla önce Kırım'a oradan da Tuna Nehri'ne girerek Silistre'de karaya çıkmıştır. Buradan ilerleyerek İstanbul'a yürüyen Şehzade Selim; babasının kuvvetleri tarafından Çorlu'da mağlup edilmiş ve Kırım'a kaçmıştır. Daha sonra kendisini destekleyen Yeniçeriler'in Nisan 1512'deki isyanıyla babası II. Bayezid'in yerine tahta çıkmıştır. II. Bayezid'se; kalan ömrünü doğduğu Dimetoka'da geçirmek istemiştir. Lakin Dimetoka'ya giderken, Çorlu yakınlarında vefat etmiştir. Böylece II. Bayezid doğudaki Şii tehlikesine karşı izlediği pasif politikadan dolayı tahtına kaybetmiş ve küçük oğlu Selim, yeni padişah olmuştur.

 
Osmanlı Hilafet'in bayrağı
 
Mohaç Muharebesi'ni anlatan bir çizim[62]

Yavuz Sultan Selim Dönemi (1512-1520)[değiştir | kaynağı değiştir

]

Daha sonradan Yavuz Sultan Selim adıyla da anılacak olan I. Selim, babasının döneminde başlayan Şii tehdidine karşı mücadeleye girişti. Safeviler ile yaptığıÇaldıran Muharebesi'ni kazandı ve ülkenin başkenti Tebriz'e kadar ilerledi.[63] Bundan sonra, Memlûklar'a karşı harekete geçti. Yapılan Mercidabık ve Ridaniye Muharebeleri sonrasında Memlüklüleri yıkarak SuriyeFilistin ve Mısır'ı devletin topraklarına kattı.[64][65] Hicaz'ı, egemenlik altına aldı ve devleti Hint Okyanusu'na açılma olanağına kavuşturdu.[66] Peygamber Muhammed'in Kutsal Emanetler olarak kabul edilen eşyaları İstanbul'a getirtti ve hilafetin Osmanlı Hanedanı'na geçmesini sağladı. Böylece halife unvanını kullanan ilk Osmanlı padişahı olmuş oldu.[67] 1520'de, batıya sefer düzenlemek amacıyla yola çıktığı sırada Edirne'de vefat etti.

Çaldıran Savaşı (1514)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Doğudaki Safevî tehlikesini bertaraf etmek maksadıyla harekete geçen Yavuz Sultan Selim; ilk başta ağabeyleri Şehzade Ahmet ve Şehzade Korkut'un isyanlarını bastırmış ve emirlerinde bulunan Kızılbaş ordularını imha etmiştir. Böylece içte birliği sağlayan Yavuz, ordusuyla beraber İran'a doğru harekete geçmiştir. Osmanlı ülkesindeki casusları vasıtasıyla Yavuz'un harekete geçtiğini öğrenen Şah İsmail, sürekli geri çekilmiş ve çekildiği yerli yakıp yıkmıştır. Böylece Şah İsmail; Osmanlı ordusunu sürekli harap yerlerden geçmekten bıktırarak orduda isyan çıkmasını ve Yavuz'u geri döndürmeyi planlamıştır. Bu planında da başarı göstermiş ve Osmanlı ordusunda bir isyan havası oluşmuştur. Fakat Yavuz'un kararlığı karşısında Osmanlı ordusu ilerlemiş ve nihayet Çaldıran Ovası'nda ordugah kuran Şah İsmail'in ordusuyla karşılaşmıştır. Şah İsmail; ilk başta Osmanlı ordusundaki Rumeli kuvvetlerine taarruz ederek onlara ağır kayıplar verdirmiş ve Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa'yı şehit etmiştir. Ama Yavuz'un ve Hadım Sinan Paşa'nın başarılı harp taktikleri karşısında ordusunun tamamına yakının kaybetmiş ve canını zor kurtarmıştır. Bu savaştan sonra Doğu Anadolu ve Safevîler'in başkenti Tebriz, Osmanlılar'ın eline geçmiştir. Yavuz Sultan Selim; Tebriz'de kışlamak istese de ordunun yorgunluğu sebebiyle İstanbul'a dönmüştür. Safevîler; Yavuz döndükten sonra Doğu Anadolu hariç kaybettikleri toprakların hepsini geri almışlardır. Zaten bu savaşta maksat toprak almak değil; bu iki devlet arasındaki güç mücadelesinin neticelendirilmesiydi. Nitekim bu güç mücadelesinden de Osmanlı İmparatorluğu üstün çıkmış ve Şii tehlikesi bertaraf edilmiştir.[68]

Turnadağ Savaşı (1515)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Turnadağ Savaşı

Yavuz Sultan Selim; Safevîler'in üzerine giderken Dulkadiroğulları beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'den, askerleriyle beraber kendisine katılmasını istemişti. Fakat Alaüddevle Bozkurt Bey bu isteği reddederek düşmanca bir tutum izlemişti. Bu nedenle Yavuz; Çaldıran Savaşı dönüşünde 42.000 kişilik bir kuvveti Hadım Sinan Paşa kumandasında Dulkadiroğulları üzerine göndermiştir. İki ordu ElbistanGöksun'da karşılaşmış ve Hadım Sinan Paşa, Alaüddevle Bozkurt Bey'i mağlup etmiştir. Böylece Alaüddevle Bozkurt Bey idam edilmiş ve Dulkadiroğulları tamamen Osmanlı topraklarına katılmıştır. Yavuz Sultan Selim, Safevîler'in üzerine giderken Ramazanoğulları Beyliği'ni de kendisine bağlamıştı. Bu savaşla da son Anadolu beyliği olan Dulkadiroğulları'da ortadan kaldırılmıştır ve böylece, Anadolu Türk siyasi birliği tam olarak sağlanmıştır.

Halifeliğin ve "Kutsal Emanetler"in Osmanlılara Geçmesi[değiştir | kaynağı değiştir
]
Mercidabık Savaşı (1516)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Fatih döneminde Suriye, Mısır, Filistin ve Hicaz'a hakim olan, Abbasi halifesini korumakta olan Memlûkler devleti ile olan ilişkiler bozulmuştur. Çünkü Fatih; çok uzun zamandır kullanılamaz halde olan Hicaz bölgesindeki su yollarını tamir ettirmek istemiş fakat Memlûkler, Fatih'in bu girişimini engellemişlerdir. Böylece iki devletin arası açılmıştır. II. Bayezid dönemindeyse Memlûkler'in; Cem Sultan'ı korumaları, başta Karamanoğlu Kasım Bey olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu'nun batıdaki düşmanlarıyla ve Safevîler'le Osmanlı aleyhine işbirliği yapmaları, Dulkadiroğulları ve Ramazanoğulları üzerinde hakimiyet kurmak istemeleri ve Hicaz'a giden Türk hacılarına engel olmaları sebepleriyle iki devletin arası iyice açılmıştır. Fatih, Memlûkler'in üstüne sefer yapmak istemiş fakat bu seferi gerçekleştiremeden vefat etmiştir. II. Bayezid dönemindeyse iki devlet arasında 6 yıl süren savaşlar yaşanmış fakat bu savaşlardan bir sonuç alınamamıştır.

Yavuz Sultan Selim; doğudaki düşman olan Safevîler'i bertaraf ettikten sonra bu seferde güneydeki düşman olan Memlûkler'le hesaplaşmak istemekteydi. Bunun için hazırlıklarını tamamladıktan sonra 1516 yılında ordusuyla beraber İstanbul'dan ayrılmış ve Suriye'ye girmiştir. Memlûk sultanı Kansu Gavri; Osmanlı ülkesindeki hafiyeleri vasıtasıyla nereye yapılacağı bilinmeyen bu seferin kendi ülkesi üzerine yapılacağını öğrenmiş ve hem yeğeni hem de başveziri olan Eşref Tumanbay'la beraber, 80.000 kişilik bir orduyla Halep'e gelmiştir. Daha sonra iki ordu 24 Ağustos 1516'da Halep'in kuzeyinde karşı karşıya gelmiş ve harp, kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanmıştır. 80.000 kişilik Memlûk ordusunun 72.000 kişilik büyük bir kısmı imha edilmiş ve Kansu Gavri, savaş sırasında ölmüştür. Bu zaferden sonra Osmanlı ordusu 28 Ağustos'ta Halep'e, 27 Eylül'de Şam'a girmiştir. Bu savaşla beraber Suriye ile Filistin Osmanlı topraklarına katılmış ve Memlûkler'e ilk darbe vurulmuştur. [64][69]

 

 
Ridaniye Savaşı (1517)[
değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Ridaniye Savaşı

Yavuz Sultan Selim; Mercidabık Savaşı'nda Memlûkler'i mağlup ederek Suriye ve Filistin'i topraklarına katmıştı. Daha sonra kışı Şam'da geçiren Yavuz, harekete geçerek ordusuyla birlikte ilerlemeye başlamıştır. Memlûkler ise Venedikliler'den silah ve top satın alarak bir savunma hattı oluşturmuşlardır. Memlûkler'in elindeki toplar sabitti ve olduğu yere çakılmış durumdaydı. Yani bu toplar tek bir yöne ateş açabilirlerdi ve arkadan gelecek herhangi bir taarruzda devre dışı kalabilirlerdi. Bunun farkında olan Yavuz ve Osmanlı ordusu, Sina Çölü'nü aşarak Memlûk ordusunu, arkadan vurmuşlar ve mühim bir galibiyet kazanmışlardır. Ridaniye Savaşı olarak bilinen bu savaşla beraber; Memlûkler'in elindeki son ülke olan Mısır'da fethedilmiş ve Hilafet; Abbasi hanedanından Osmanlı hanedanına devredilmiş, İslam peygamberi Muhammed'in Kutsal Emanetler olarak kabul edilen eşyaları Topkapı Sarayı'na nakledilmiş, Baharat Yolu Osmanlı denetimine girmiş, İslam birliği büyük ölçüde sağlanmış, Osmanlı İmparatorluğu İslam dünyasının lideri olmuş, Venedik Cumhuriyeti Kıbrıs için Memlûkler'e ödediği vergiyi Osmanlı'ya ödemeye başlamış, Osmanlı hazinesi ağzına kadar dolmuş, Mısır'daki halife ve akrabalarıyla alim ve sanatkarlar İstanbul'a getirilmiş ve Yavuz Sultan Selim Hadimü'l-Haremeyn-i Şerifeyn (Mekke ve Medine'nin hizmetçisi) ünvanını almıştır. Yavuz Mısır'da iken Mekke şerifi; Mekke ve Medine'nin anahtarlarını kendisine teslim etmiştir. Yavuz Sultan Selim; Osmanlı hanedanına mensup ilk halife ve halife ünvanını kullanan ilk padişah olmuştur. [70] [67]

Yavuz Sultan Selim; 1520 yılında o zaman Şirpençe olarak adlandırılan, Şarbon'un insanlarda görülen bir türü olan ve bugün tıptaki adı Karbonkül olan rahatsızlığa yakalanmış ve batıya düzenleyeceği bir sefer için Edirne'de bulunan ordusunun başına geçmek üzere yoldayken babasıyla aynı yerde[kaynak belirtilmeli]Çorlu yakınlarında vefat etmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi (1520-1566)[değiştir | kaynağı değiştir

]

İlk Yılları[değiştir | kaynağı değiştir
]

Babasının ölümü üzerine tahta çıkan I. Süleyman, saltanatının ilk yıllarında Belgrad'ı ve Rodos'u fethetti.[71][72] Macaristan ile yaptığı Mohaç Muhrebesi sonucunda krallığı kendisine bağlı bir hale getirdi. Ardından 1529'daAvusturya'nın başkenti olan Viyana'yı kuşattı; ancak başarısız oldu.[73] 1533'te Cezayir hükümdarı Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul'a geldi ve imparatorluğun hizmetine girdi.[74] Bir sonraki yıl ise Kaptan-ı derya olarak görevlendirildi.[74] Aynı yıl Süleyman, Bağdat ve Tebriz'i imparatorluğun topraklarına kattı.[75] 1536'da, Fransa ile ittifak kurdu;[76] bu ittifakın bir parçası olarak yapılan Nice ve Korsika kuşatmalarını yaptı (İtalya Savaşı).[77][78] I. Süleyman batıda Muhteşem Süleyman, doğuda Kanuni Sultan Süleyman olarak tanındı. 1565 yılında Malta'yı kuşatsa da, kuşatma başarısız oldu. Saltanatının son yıllarında, üç kıtaya yayılan imparatorluğunun topraklarında yaşayan insan sayısı 15 milyona ulaştı.[79][80]

 

 
Dönemindeki İsyanlar[
değiştir | kaynağı değiştir
]

I. Süleyman; Yavuz Sultan Selim'in vefatı üzerine tahta çıkmıştır. İlerleyen zamanlarda kazandığı zaferlerle batıda Muhteşem, yaptığı kanunlarla ve adalete bağlılığından dolayı Osmanlı ülkesinde Kanuni lakabını alan I. Süleyman; ilk yıllarında bazı isyanlarla karşılaşmıştır. Yavuz Sultan Selim; Suriye'yi fethettiği zaman Şam Beylerbeyliği'ne eski bir Memlûk komutanı olan Canberdi Gazali'yi getirmişti. Canberdi Gazali, Osmanlı'daki padişah değişikliğini fırsat bilerek 1521 yılında, Memlûk Devleti'ni yeniden kurmak maksadıyla bir isyan başlatmıştır. Nitekim Şehsüvaroğlu Ali Bey, isyanı bastırmıştır [81][82]. Diğer bir isyanı da Ahmet Paşa çıkarmıştı. Çünkü Ahmet Paşa; sadrazamlık beklerken kendisine Mısır valiliği verilmişti. Bu yüzden Memlûk ileri gelenlerini yanına alarak isyan başlatan Ahmet Paşa, çok geçmeden hezimete uğramıştır. Daha sonra Mısır'a gönderilen Sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa, bölgedeki düzeni ve asayişi sağlamıştır. İki ayrı isyan da Türkmenler tarafından çıkarılmıştır. Safevî propagandasının etkisiyle ve vergi sorununu bahane eden Türkmenler, Baba Zünnun etrafından toplanarak Bozok (Yozgat) civarında isyan başlatmışlardır. Bu isyan kısa sürede bastırılmıştır. Diğer Türkmen isyanı da Kalender Çelebi İsyanı'dır. Tımarlarının haksız yere ellerinden alındığını ileri süren Kalenderoğlu ve çevresindeki insanlar, Karaman'da ayaklanmışlardır. Bu isyan, merkezden gönderilen kuvvetlerle bastırılmıştır.[83][84] Böylece Kanuni Sultan Süleyman; doğuda ve batıda sistemli fetih hareketlerine başlamıştır.

Belgrad ve Rodos'un Fethi (1521-1522)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Belgrad'ın Fethi

Ana madde: Rodos'un Fethi

Kanuni Sultan Süleyman; ilk seferini Macar Krallığı üzerine 1521 yılında yapmıştır. Çünkü Macar Kralı II. Lajos, akrabalık kurduğu Kutsal Roma Cermen imparatoru Şarlken'e güvenerek Osmanlı İmparatorluğu'na ödemesi gereken vergiyi ödememiş ve bunun üzerine gönderilen elçiyi öldürmüştür. Bu seferle hem karadan hem de Tuna Nehri üzerinden kuşatmak suretiyle II. Murad'ın ve büyük dedesi Fatih Sultan Mehmet'in fethedemediği Belgrat'ın fethine muvaffak olan Kanuni, Balkanlar'dan Orta Avrupa'ya geçiş için çok önemli bir üs elde etmiştir.

Rodos Adası; Ege Denizi'nin güneydoğusunda yer alan; Anadolu, Suriye ve Mısır arasındaki deniz yolunun geçtiği önemli bir mevkidir. Bu ada da yerleşmiş bulunan Rodos Şövalyeleri; Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan gemilere sürekli yağma hareketinde bulunmakta ve yol güvenliği bırakmamaktaydılar. Bu nedenle Fatih Sultan Mehmet, bu adayı kuşatmıştır ama fethine muvaffak olamamıştır. Ancak Kanuni devrinde tekrar kuşatılan ada, çok kısa sürede fethedilmiş ve adadan kaçan şövalyeler, Şarlken tarafından Malta Adası'na yerleştirilmişlerdir. Böylece Anadolu, Suriye ve Mısır arasındaki deniz yolunda güvenlik sağlanmış ve ticaret faaliyetleri artmıştır. [85][86]

 

 
Mohaç Meydan Savaşı (1526)[
değiştir | kaynağı değiştir
]

Kanuni Sultan Süleyman'ın fethettiği Belgrad'ı geri almak isteyen Macar kralı II. LajosŞarlken'e güvenerek Osmanlı sınırlarına tecavüzlerde bulunuyordu. Ayrıca Kutsal Roma Cermen imparatoru Şarlken; Fransa kralıFransuva'yı esir almıştı ve bu yüzden Fransuva'nın annesi, bir mektupla Kanuni'den yardım istemiştir. Kanuni; Avrupa'da oluşabilecek bir Haçlı ittifakından Fransa Krallığı'nı koparmak maksadıyla bu talebi kabul etmiştir ve Macaristan üzerine sefer açmıştır. İki ordu 29 Ağustos 1526'da Mohaç Ovası'nda karşılaşmıştır. Macar ordusunun tamamına yakına imha edilmiş ve Lajos öldürülmüştür. Böylece bu savaş kesin Osmanlı zaferiyle sonuçlanmış ve Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanmıştır. Ayrıca Kanuni'nin desteklediği Jan Zapolya, Macar tahtına çıkarılmıştır. Savaşın Macar yenilgisiyle sonuçlanmasıyla Madrid Antlaşması imzalanmış ve Şarlken, Fransa kralı Fransuva'yı serbest bırakmıştır.[87][88]

 

 
Osmanlı-Avusturya Harpleri (1529-1541)[
değiştir | kaynağı değiştir
]

I. Viyana Kuşatması (1529)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Osmanlı İmparatorluğu'nun; Mohaç Meydan Muharebesi ile Macar Krallığı'nı mağlup ederek topraklarına hakim olması üzerine, Macarlar ile akrabalık bağı bulunan Avusturya Arşidüklüğü, Osmanlı İmparatorluğu'yla rakebet etmeye başlamışlardır. Avusturya arşidükü Ferdinand'ın; Kanuni'nin Macar tahtına çıkardığı Jan Zapolya'nın iktidarını tanımayarak akrabalık dolayısıyla Macar tahtı üzerinde hak iddia etmesi ve bu yüzden Budin'i işgal etmesi üzerine Kanuni, Avusturya üzerine sefer açmıştır. İlk önce Budin'i yeniden kontrol altına alan Kanuni, oradan Avusturya'nın başkenti Viyana'ya yürümüş ve şehri kuşatmıştır. Fakat kuşatma; kış mevsiminin yaklaşması ve kale kuşatmalarında kullanılan topların getirilmemesi gibi sebepler yüzünden gelen başarısızlık sonucu kaldırılmış ve geri dönülmüştür.[89] Kanuni Sultan Süleyman; askerler arasında hezimet havası estirmemek maksadıyla onlara hediye ve bahşişler dağıtmıştır [90].

Almanya Seferi (1532)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Alman Seferi

Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nda imparator olan ağabeyi Şarlken'e güvenen Avusturya arşidükü Ferdinand; Budin'i tekrar kuşatmıştır. Bunun üzerine Kanuni, Avrupa'daki Şarlken üstünlüğüne son vermek ve Macaristan meselesini kökten halletmek için 1532 yılında Alman Seferi'ne çıkmıştır. Nitekim ne Şarlken ne de Ferdinand Kanuni'nin karşısına çıkmaya cesaret edememiş ve Kanuni, Almanya içlerine kadar ilerleyerek bazı kaleleri fethetmiştir. Barış istemek zorunda kalan Ferdinand'ın bu isteğini Kanuni; İran'daki Safevîler'le olan ilişkilerin bozulmasını göz önüne alarak kabul etmiş ve bir yıl sonra iki taraf arasında İstanbul Antlaşması (1533) imzalanmıştır. Bu antlaşmayla Avusturya arşidükü, protokol bakımından Osmanlı sadrazamına denk sayılmış ve Avusturya, Osmanlı İmparatorluğu'na yıllık 30.000 düka vergi vermeyi kabul etmiştir. Ayrıca Avusturya; Macaristan'ın Osmanlı'ya ait olduğunu ve Jan Zapolya'nın Macar kralı olduğunu kabul etmiştir. Böylece Osmanlı İmparatorluğu, siyasi ve ekonomik açıdan Avusturya'ya ciddi bir üstünlük kurmuştur [91].

İstabur Seferi (1541)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: İstabur Seferi

Avusturya Arşidüklüğü, 1533 İstanbul Antlaşması ile Macaristan'ın, Osmanlı İmparatorluğu'na ait olduğunu kabul etse de Macaristan'a sahip olabilmek için sürekli fırsat kollamıştır. 1541 yılında, Kanuni'nin Macar kralı ilan ettiğiJan Zapolya'nın ölümü üzerine Avusturya, İstanbul Antlaşması'nın bozarak Macaristan'a saldırmıştır. Bunun üzerine İstabur Seferi'ne çıkan Kanuni; Avusturya'yı geri çekilmek zorunda bırakmış ve Macaristan'u üçe ayırmıştır. Buna güre güney Macarisan Budin Beylerbeyliği kurularak Osmanlı toprağı olmuş, orta Macaristan Erdel Beyliği kurularak Osmanlı İmparatorluğu'nu bağlı bir özerk bölge haline getirilmiş, kuzey Macaristan ise Avusturya'ya bırakılmıştır[92][93][94][95][96].

Osmanlı-İran Harpleri (1534-1553)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Irakeyn Seferi (1534)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Irakeyn Seferi

Osmanlı İmparatorluğuYavuz Sultan Selim döneminde, toprak bütünlüğünü tehdit etmeye başlayan İran'daki Safevîler'i Çaldıran Savaşı'nda mağlup etmişti. Bu savaştan sonra Safevîler'in hükümdarı Şah İsmail; içine kapanmış ve başka bir harp yapmamıştı. Şah İsmail, 1524 yılında ölünce yerine, 10 yaşındaki oğlu Tahmasp geçmiştir. Şah Tahmasp, Osmanlı İmparatorluğu'nun batıdaki düşmanlarıyla müttefiklik arayışlarına girmiş ve Doğu ile Güneydoğu Anadolu üzerinde hakimiyet kurmak istemiştir. Bunun üzerine Kanuni; 1532 Alman Seferi'nden döndükten sonra hazırlık yaparak 1534 yılında İran üzerine sefer açmıştır. Kanuni'nin Bağdat ve Basra'yı fethetmesinden dolayı Irakeyn Seferi adı verilen bu seferde Kanuni; ilk önce bütün Van ve Azerbaycan'ı topraklarını katarak Tebriz'e gelmiş ve oradan Hemedan'a yürümüştür. Bu yüzden Şah Tahmasp'ın İran içlerine kaçması üzerine Kanuni; güneye yönelerek tüm Irak'ı fethetmiştir. Böylece Irak, Tebriz ve Van Osmanlı topraklarına katılmış, Türk şair Fuzulî Osmanlı hizmetine girmiş ve Hint ticaret yolunun Basra bölümü Osmanlı denetimine girmiştir[97].

1548-1549 Osmanlı-Safevî Savaşı[değiştir | kaynağı değiştir
]

Kanuni Sultan Süleyman'ın İstanbul'a dönmesinde yararlanan Şah Tahmasp, Van ve Tebriz'i yeniden ele geçirmiştir. 1548 yılındaysa İran'da taht kavgaları çıkmıştır. Bundan faydalan Kanuni sefere çıkarak Van, Tebriz ve Gürcistan'daki bazı kaleleri fethederek geri dönmüştür. Bu seferle özellikle Van; kesin olarak Osmanlı İmparatorluğu'na katılmıştır[98][99][100].

Nahçivan Seferi (1553)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Nahcıvan Seferi

1553 yılında tekrar saldırıya geçen Şah Tahmasp; Muş'a kadar ilerlemiştir. Bunun üzerine Kanuni tekrar sefere çıkmıştır. Osmanlı ordusu; KarabağNahçivan ve Revan'ı Osmanlı topraklarına katmıştır. Bu sırada kış mevsiminin yaklaşması ve Şah Tahmasp'ın bir türlü karşısına çıkmaması üzerine Kanuni; Amasya'ya dönmüştür. Bu sırada Şah Tahmasp'ın barış teklifi üzerine Osmanlı ve İran arasındaki ilk resmi belge olan Amasya Antlaşması (1555) imzalanmıştır. Bu antlaşmayla Doğu AnadoluAzerbaycanTebrizBağdatVan ve Revan, Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılmıştır[101].

Barbaros Hayreddin Paşa ve Preveze Deniz Zaferi (1538)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Hızır Reis diğer adıyla Barbaros Hayreddin Paşa; ağabeyi Oruç Reis ile birlikte Cerbe Adası'nı merkez edinerek Cezayir'i fethetmişlerdir. Fakat 1517 yılında; Araplar'la birleşen İspanyollar karşısında Cezayir'i kaybetmişler ve bu savaşta Oruç Reis ölmüştür. Aynı yıl Hızır Reis; Yavuz Sultan Selim'den destek alarak tekrar Cezayir'i hakim olmuştur. Kanuni dönemindeyse 1532 Alman Seferi esnasında Andre Dorya komutasındaki Haçlı donanmasının Mora kıyılarını vurması, Osmanlı İmparatorluğu'nu zor duruma düşürmüştür. Bu yüzden Kanuni; 1533 yılında Barbaros Hayreddin Paşa'yı İstanbul'a çağırmış ve kendisini Kaptan-ı derya olarak görevlendirmiştir [74]. Ayrıca kendisineHayreddin ismi verilmiştir. Böylece 1534 yılında Akdeniz'e açılan Barbaros; İtalya kıyılarına taarruzlar düzenlemiş ve aynı yıl Tunus'u fethetmiştir. Fakat ertesi yıl Andre Dorya komutasındaki Haçlı donanması karşısında Tunus'u bırakmış ve İstanbul'a dönmüştür. 1536 yılında tekrar Akdeniz'e açılan Barbaros Hayreddin Paşa; Ege Denizi'ndeki Girit hariç Venedik Cumhuriyeti'ne ait tüm adaları fethetmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun Akdeniz'de güçlenmesi üzerine Venedik, Ceneviz, Papalık, Malta, İspanya ve Portekiz gemilerinden oluşan büyük bir Haçlı donanması oluşturulmuş ve o dönemde Avrupa'nın en iyi denizcisi olanAndre Dorya komutasında Akdeniz'e açılmıştır. Osmanlı donanması ile Haçlı donanması Preveze'de karşılaşmış ve Barbaros Hayreddin PaşaTurgut ReisSeydi Ali ReisSalih Reis gibi denizcilerin yönettiği Osmanlı donanması; kendisinden kat kat üstün olan Haçlı donanmasını mağlup etmiştir. Böylece Mora ve Dalmaçya kıyılarında Venedik Cumhuriyeti'ne ait tüm kaleler Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılmış ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Akdeniz'deki üstünlüğü kabul edilmiştir. Ayrıca bu savaşın gerçekleşiği 28 Eylül günü, Donanma Günü olarak kutlanmaktadır [102].

Fransa'ya Yardım (1543/1553-1559)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Kutsal Roma Cermen imparatoru Şarlken'e karşı mücadelede zayıf düşen Fransa kralı Fransuva; tekrar Osmanlı İmparatorluğu'ndan yardım istemiş ve böylece Fransa'yla ittifak kurulmuştur [103]. Bu ittifaklar beraber Kanuni, Barbaros'u Fransa'ya göndermiştir. 1543 yılında Barbaros'un komutasındaki Osmanlı donanması ve Fransa donanması, Marsilya şehrinde birleşmişlerdir. Daha sonra iki donanma, Şarlken'in elindeki Nice şehrini kuşatmış ve şehir alınmıştır. Fakat Fransız askerlerinin isteksiz tavırları sebebiyle Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul'a dönmüştür [104][78].

1553 yılında Fransa Krallığı'ndan gelen yardım çağrısı üzerine Kanuni; bu sefer Turgut Reis'i yardıma göndermiş ve Fransa ile Osmanlı donanması, Şarlken'le ittifak içinde olan Ceneviz Cumhuriyeti'ne ait Korsika Adası'nı kuşatarak ele geçirmiştir[105][78]. 1559 yılında Korsika'nın alınmasıyla beraber İtalya Savaşı'da sona ermiştir.

Hint Deniz Seferleri (1538-1553)[değiştir | kaynağı değiştir
]

İpek Yolu ve Baharat Yolu gibi zengin Uzakdoğu ülkelerinden Avrupa'ya ulaşan ticaret yollarının; Osmanlı İmparatorluğu'nun denetimine girmesiyle beraber telaşlanan Avrupalılar, Uzakdoğu ülkelerine ulaşmak maksadıyla başka yollar aramaya başlamış ve bunun sonucunda Coğrafi Keşifler gerçekleşmiştir. Bartelmi Diyaz Ümit Burnu'nu keşfetmiş, Vasko dö Gama'da Ümit Burnu'nu geçerek Hindistan'a ulaşmıştır. Böylece PortekizlilerAfrika kıtasının etrafını dolaşarak Hindistan'a ulaşmayı başarmışlardır. Bundan sonra Portekizliler, güçlü donanmalarıyla Hint Okyanusu'na açılmışlar ve bölgedeki Müslüman tüccarlara engel olmuşlar, yerli halka baskı yapmışlardır. Ayrıca Hindistan'daki Müslüman Gucerat Sultanlığı'nın Osmanlı İmparatorluğu'ndan yardım istemesi üzerine Kanuni devrinde, Hint Okyanusu ve çevresini dört büyük sefer düzenlenmiştir. Bunlar sırasıyla 1538 yılında Hadım Süleyman Paşa tarafından, 1551 yılında Piri Reis tarafından, 1552 yılında Murat Reis tarafından ve 1553 yılında Seydi Ali Reis tarafından gerçekleştirilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu bu seferlerle; Müslümanlar'a yardım etmeyi, Portekizliler'i bölgeden uzaklaştırmayı ve bölgenin denetimini ele geçirmeyi amaçlamışlar fakat başarısız olmuşlardır. Çünkü Osmanlı donanmasındaki gemiler okyanus şartlarına dayanıklı değildi ve bu seferlerin ekonomik yönünün iyi kavranamaması sebebiyle seferlere gerekli önem verilmemiştir. Ayrıca bölgedeki Müslümanlar'ın; Osmanlı donanmasına gerekli yardımı yapamaması ve Hint emirlikleriyle Araplar'ın birbirleriyle mücadeleleri, seferlerin başarısız olmasına yol açmıştır [106].

Trablusgarp'ın Fethi (1551)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Rodos'un Fethi'yle bu adadan kaçan Rodos Şövalyeleri'nin bir kısmı Şarlken tarafından Malta Adası'na yerleştirilmiş, bir kısmı da Trablusgarp'a yerleşmiştir. Akdeniz'deki hakimiyeti pekiştirmek maksadıyla Kanuni, Turgut Reis'i şövalyelerin elindeki Trablusgarp'ı fethetmekle görevlendirmiştir. Nitekim Turgut Reis burayı fethetmiş ve kendisi, Trablusgarp Beylerbeyliği'ne getirilmiştir [107][108][109].

Cerbe Deniz Zaferi (1560)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Osmanlı donanmasının Akdeniz'deki etkinliğine son vermek ve Türkler'i Kuzey Afrika'dan çıkarmak maksadıyla Venedik, İspanya, Portekiz ve Malta gemilerinden oluşan büyük bir Haçlı donanması oluşturulmuş ve bu donanmaCerbe Adası'na gelmiştir. Fakat Kaptan-ı Derya Piyale Paşa ve Trablusgarp beylerbeyi Turgut Reis'in kumandasındaki Osmanlı donanması, Haçlı donanmasını mağlup ederek adayı fethetmiş ve adanın yönetimi Turgut Reis'e bırakılmıştır [110].

Malta Kuşatması (1565)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Malta Kuşatması

Osmanlı İmparatorluğu'nun 1522 yılında; Rodos Adası'nı fethiyle buradan kaçan Rodos Şövalyeleri'nin bir kısmı Trablusgarp'a yerleşmiş, bir kısmı da Şarlken tarafından Malta Adası'na yerleştirilmişti. Trablusgarp'ın fethiyle buradaki şövalyeler bölgeden uzaklaştırılarak Osmanlı İmparatorluğu'nun Akdeniz egemenliği pekiştirilmişti. Ancak Malta'daki şövalyeler hayla burada bulunuyorlardı ve Osmanlı ticaret gemilerine zarar vermekte, ayrıca Türkler aleyhine ittifaklara katılmaktaydılar. Bu yüzden 1565 yılında Malta Adası Kaptan-ı Derya Piyale Paşa tarafından kuşatılmış ve kuşatmaya Turgut Reis'de katılmıştır. Fakat adadaki üç kalenin sağlamlığı sebebiyle kalelerden ancak biri fethedilebilinmiş ve kuşatma sürmüştür. Daha sonra Sicilya'dan gelen destek kuvvetlerinin adayı çıkması ve Turgut Reis'in şehit düşmesiyle kuşatma kaldırılmıştır [111][112].

Sakız Adası'nın Fethi (1566)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ege Denizi'nde yer alan ve Batı Anadolu kıyılarına yakın olan Sakız AdasıCeneviz Cumhuriyeti'nin bir sömürgesiydi ve Cenevizliler, bu ada için Fatih döneminden beri Osmanlı İmparatorluğu'na vergi ödemekteydiler. Fakat Kanuni devrinde Cenevizliler hem vergilerini düzenli ödememişler hem de Malta'da yerleşen Rodos Şövalyeleri'ne önemli yardımlarda bulunmuşlardır. Bu yüzden Kanuni; Zigetvar Seferi'ne çıkarken Piyale Paşa'yı, bu adayı fethetmekle görevlendirmiş ve yapılan seferle ada fethedilmiştir [113].

Zigetvar Kuşatması (1566)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Avusturya Arşidüklüğü'nün; Osmanlı İmparatorluğu ile olan antlaşmasını bozarak Erdel'e saldırması üzerine Kanuni Sultan Süleyman sefere çıkmış ve Zigetvar Kalesi'ni kuşatmıştır. Fakat kuşatma sırasında Kanuni, beyin kanaması geçirerek vefat etmiştir. Ordunun çözülmemesi maksadıyla Kanuni'nin ölümü, kalenin fethinden sonra duyrulmuştur. Bu seferle beraber Kanuni Sultan Süleyman vefat etmiş ve bu sefer onun son seferi olmuştur[114][115].

Kanuni'nin vefatıyla beraber yerine, Sarı Selim olarak da tanınan II. Selim geçmiştir.

II. Selim Dönemi (1566-1574)[değiştir | kaynağı değiştir

]

II. SelimKanuni Sultan Süleyman'ın Hürrem Sultan'dan doğan şehzadesidir. Kendisi İstanbul'da doğan ve İstanbul'da ölen, aynı zamanda ordunun başında sefere çıkmayan ilk Osmanlı padişahıdır. Gençliğinde Kütahya, Konya ve Manisa'da sancakbeyliği yapmış olup, babasının vefatı üzerine 42 yaşında, tek varis olarak tahta çıkmıştır [116][117][118].

Yemen İsyanı (1568)[değiştir | kaynağı değiştir
]

YemenYavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır. Kanuni döneminde Zeydiye Ailesi'nden İmam Mutahhar'a bazı ayrıcalıklar verilmiştir. Ancak Yemen Beylerbeyi Murat Paşa'nın bu ayrıcalıkları kaldırmak istemesi üzerine İmam Mutahhar isyan etmiştir. Nitekim isyan, Habeşistan Beylerbeyi Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa tarafından; 15 Mayıs'ta Aden'in, 26 Temmuz'da San'a'nın fethiyle isyan bastırılmıştır [119].

Sumatra Seferi (1569)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Sumatra Seferi

Bügünkü Endonezya'ya bağlı Sumatra Adası'nın kuzeybatısında yer alan Açe Sultanlığı'nın; Portekizliler'e karşı Osmanlı İmparatorluğu'ndan yardım istemesi üzerine II. Selim, 22 parçalık Kızıldeniz filosu komutanı Kurdoğlu Hızır Reis'i Açe'ye göndermiştir. Hint Okyanusu'na açılan Kurdoğlu, Açe'ye varmış ve gerekli yardımları ulaştırmıştır. Böylece Açe Sultanlığı Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanmış ve Portekizliler'le mücadele edebilecek kudrete ulaşmıştır [120]

Kıbrıs'ın Fethi (1571)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Ana madde: Kıbrıs'ın Fethi

Kıbrıs AdasıVenedik Cumhuriyeti'nin elinde bulunmaktaydı ve Doğu Akdeniz ticareti için önem arz etmekteydi. Hristiyan korsanların barındığı ada; Osmanlı ticaret gemileri için tehdit oluşturmaktaydı ve Venedikliler; ada halkını ağır vergilerle ezmekteydiler. Bu yüzden ada halkını Osmanlı'dan yardım istemesi ve korsanların, Osmanlı gemilerine yağmalaması üzerine II. Selim, Lala Mustafa Paşa'yı adanın fethiyle görevlendirmiştir. Ancak Sokullu Mehmet Paşa bu kuşatmaya karşı çıkmaktaydı. Çünkü bu fetihle beraber bir Haçlı donanmasının oluşturulmasından endişe etmekteydi. Nitekim özellikle Magosa'dan büyük çıkarmalar yapılmış ve kuşatma 9 ay sürmüş, ada fethedilmiştir. Kıbrıs'ın fethiyle beraber Doğu Akdeniz ticaret yolunun güvenliği sağlanmış ve Anadolu'dan getirilen (özellikle Konya ve Karaman) Türkmenler'le adaya Türk kimliği kazandırılmıştır. Ayrıca bu fetih, Sokullu Mehmet Paşa'nın endişe ettiği gibi bir Haçlı donanmasının oluşturulmasına ve İnebahtı Deniz Savaşı'na neden olmuştur [121][122].

İnebahtı Deniz Savaşı (1571)[değiştir | kaynağı değiştir
]

Kıbrıs Adası'nın Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethi üzerine Papa'nın önderliğinde İspanya, Venedik ve Malta gemilerinden oluşan bir Haçlı donanması oluşturulmuştur. Bu donanma; Mora Yarımadası'nın batısındakiİnebahtı'da Osmanlı donanmasına hazırlık yakalamıştır. Nitekim savaş Osmanlı donanmasının bozgunuyla sonuçlanmış ve Kılıç Ali Paşa, emrindeki filoyu kurtarmaya başararak İstanbul'a götürmüştür.

Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu kestik; siz ise donanmamızı yakmakla bizim uzamış sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kolun yerine yenisi gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür çıkar.

Sokullu Mehmet Paşa(Venedik elçisine) [123][124]
 

Bu savaşın kaybedilmesinde gemilerde deniz askerlerinin yerine kara askerlerinin yer alması ve donanmanın eksik olması etkili olmuştur. Bu savaşla beraber kimi tarihçilere göre Avrupalılar; Türkler'in yenilmez olmadığını anlamışlardır. Bu yenilgiyle Osmanlı donanması ilk kez yakılmış ve bu yenilginin sonuçları kısa süreli olmuştur. Dönemin sadrazamı 

Sokullu Mehmet Paşa bu durumu Venedikli elçiye sağda görülen sözleriyle belirtmiştir.[123][124]

 

 
Tunus'un Fethi (1574)[
değiştir | kaynağı değiştir
]

İnebahtı Deniz Savaşı'nda yakılan Osmanlı donaması; çok kısa bir süre içinde tekrar inşa edilmiş ve Kılıç Ali Paşa komutasında Akdeniz'e açılmıştır. Venedik, Ceneviz ve İspanyol donanmaları bu yeni donanmanın karşısına çıkamamış ve bu donanma; 13 Eylül 1574 tarihinde Tunus'u kesin olarak fethetmiştir[125][126].

Duraklama Dönemi (1579-1683)[değiştir | kaynağı değiştir

]


Bu dönem, Osmanlıların büyük bir güç olmaya devam ettiği, lakin eski gücünde olmadığının sinyallerini vermeye başladığı dönemdir. Yavaş yavaş Avrupalılara karşı prestij kaybı yaşadı. 1606 yılında imzalanan Zitvatorok Antlaşması, bunun bir göstergesidir. Değişen ticaret yolları ve gelişen Avrupa teknolojisi, Osmanlıların Avrupalılar karşısında güç kaybetmesine neden olmuştur.

Celalî (1519), Baba Zünnun (1525), Kalender Çelebi (1528), Karayazıcı (1598), kısaca Celali ayaklanmaları, Osmanlı toprak düzenini büyük ölçüde değiştirmiş, ağır vergiler yüzünden ya da “Büyük Kaçgun” sırasında yerlerinden olan çiftçilerin toprakları mültezimlerin ya da yerel yöneticilerin eline geçmiştir. Vergiler yüzünden borca giren köylüler, işledikleri toprakları sonunda tefecilere kaptırdılar. Osmanlı toprak düzeninin bel kemiği olan tımar sistemi bozuldu. Büyük nüfus hareketleri ortaya çıktı ve kentlere büyük göçler oldu. Tarımsal üretim geriledi ve kıtlık tarım ürünleri fiyatlarının yükselmesine yol açtı. On binlerce insan yaşamını yitirdi ve pek çok yerleşim yeri yıkıma uğradı. Osmanlı'da ilmiyenin bozulması da Osmanlı'yı geriletti. Avrupa'daki gelişmelerin (Reform, Rönesans) takip edilmemesi Osmanlı için bir dezavantaj olmuştur.

Portekizlilerin Doğu Afrika ve Hindistan'da ticaret kolonileri kurmasından sonra, Osmanlılar bunun bitirilmesi gerektiğini düşündü. 16. yy'de boyunca Doğu Afrika'ya yapılan seferlerdeki kısmî başarılara rağmen, Hindistan'a yapılan seferler başarılı olamadı.

Bu dönemde yapılan savaşlar, Avrupalılar'a Osmanlı'nın "yenilemez" olmadığını göstermiştir. Her ne kadar İnebahtı Deniz Muharebesi'nden sonra çabucak toparlanılmış olsa da, Avrupalılar Osmanlı'nın yenilebileceğini anlamıştır. Ruslara yapılan seferler istenen etkiyi yapamadı. Hatta Molodi Savaşı'ndan sonra, Ruslar güçlenmelerini hızlandırarak sürdürmüşlerdir. Bu yüzden Duraklama Dönemi'nden itibaren Ruslar, Osmanlılar dağılana kadar, Osmanlıların en büyük düşmanı olacaktır. 1593 yılındaki savaş, Osmanlı'yı hem ekonomik hem de askerî açıdan zayıflattı. Asker eksikliği giderilse de, ekonomik zayıflık Celali ve Yeniçeri İsyanları'na neden oldu. Nüfusun büyüklüğü, ekonomik sorunları daha da büyüttü. IV. Murad döneminde daha çok Safevilerle uğraşıldı. Erivan ve Bağdat tekrar alındı (Osmanlı-Safevi Savaşı). Bu savaş sonunda imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile, Osmanlı'nın dağılıncaya kadarki doğu sınırını büyük ölçüde belirlendi.

Bu dönemde, Osmanlı tarihinde ilk defa yeniçerilerin kaldırılması gündeme geldi. Ancak bunu düşünen Genç Osman, yeniçeriler tarafından öldürüldü. 1656 yılında Köprülü Mehmet Paşa’nın sadrazam olmasıyla, Kadınlar saltanatı sona erdi. Bu değişim, Köprülüler Devri'ni başlattı. Bu devirde, Osmanlı kaybettiği gücünü az da olsa geri kazanmıştır. PodolyaTransilvanyaGirit gibi yerler alındı.

Duraklama: Felaket Seneleri (1683-1699)[değiştir | kaynağı değiştir
]
 
II. Viyana Kuşatması'nı (1683) anlatan bir çizim.

1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması'yla beraber, Kutsal İttifak Savaşları başladı. 26 Ocak 1699 tarihinde Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ile imzalanan Karlofça Antlaşması, Osmanlı-Kutsal ittifak Savaşları'nı bitirdi. Karlofça Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemi başlamıştır. Papa tarafından Osmanlı Devleti'ne karşı Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğuAvusturyaLehistanRusyaMaltalı Sen Jean Şövalyeleri ve Venediklilerden oluşan bir ittifak ile uzun süren savaşlar sonunda yorgun düşen Osmanlı Devleti, Banat ve Temeşvar hariç bütün Macaristan'ı ve Erdel Prensliği'ni Avusturya'ya, Ukrayna'nın kuzeyini ve Podolya'ı Lehistan'a, Mora'yı ve Dalmaçya kıyılarını Venediklilere bırakmıştır.

Deneyimsiz kişilerin tahta geçmesi ile merkezi yönetimin bozulması sonucu, devlet yönetiminde otoritenin sarsılması, halkın devlete olan güveninin azalmasına ve iç isyanların çıkmasına neden olmuştur. Özellikle Yeniçeriler artık padişaha karşı gelmekteydi. Yeniçerilerdeki Ocak, devlet içindir anlayışı Devlet, ocak içindir anlayışına dönüşmüştür. Avusturya ve İran seferleri sonucu oluşan ekonomik sıkıntılar, tımar sisteminin bozulması ve nüfus artışının yarattığı sosyal hayattaki sıkıntılar ve çağın gerisinde kalınması ile eğitim alanındaki bozulmalar sonucu devlet duraklama dönemine girmiştir. Coğrafi keşiflerle ticaret yollarının önem kaybetmesi, sık padişah değişmeleriyle çok verilen cülus bahşisi ve yeniçerilerin artmasıyla verilen ulufe miktarının da artması Osmanlı ekonomisini yıpratmıştır. Osmanlı Devleti'nin eğitim sisteminin bozulmasının nedeni Beşik Ulemalığı denilen sistemin ortaya çıkmış olmasıdır.Bu sisteme göre müderrislerin yeni doğan çocukları doğduğu andan itibaren medrese öğretmeni sayılıyordu.

Gerileme Dönemi (1699-1792)[değiştir | kaynağı değiştir

]

Osmanlı Devleti Gerileme Dönemi, Osmanlı tarihinde Karlofça Antlaşması’ndan (1699) başlayarak, Yaş Antlaşması'na kadar (1792) geçen süreye denir. Bu dönemin sonlarına doğru, Osmanlı Devleti'ne Avrupalılar tarafından "Hasta Adam" denmeye başlanmıştır. Çünkü bu dönemde Osmanlı Devleti, büyük oranda toprak kayıpları yaşamıştır. Bu dönemde Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları’yla kaybedilen yerleri geri almak ve mevcut toprakları korumak amacıyla batıda Avusturya ve Venedik, kuzeyde Rusya ve doğuda İran ile savaşlar yapılmıştır.

Osmanlı, 1710 yılında İsveç'in Osmanlı'ya sığınması ve yine onun ısrarı üzerine, Rusya'ya savaş açtı. 1711 yılında Osmanlı, Rusya'yı Prut Savaşı'nda yendi. Bu zafer, Osmanlı'nın Kutsal ittifak Savaşları'nda kaybettiği yerleri geri alma ümidi vermiştir. Pasarofça Antlaşması'ndan sonra Osmanlı Lâle Devri'ne girdi. 1718-1730 yılları arasında Lale Devri.

III. SelimNizam-ı Cedid ordusunu kurdu. Ancak bir isyan sonucu bu ordu dağıldı. III.Selim Avrupa usulünde askeri kuvvet yetiştirilmek istemiş; bu amaça bağlı olarak ulemanın çağdışı düşüncesine karşı, ulemanın nüfuzunun kırldığı, Osmanlı Devleti'ni Avrupa'nın ilim, sanat, ticaret, ziraat, teknik ve sanayide yaptığı ilerlemelere ortak etmek için gelişen yenilik hareketlerinin bütünü, genel anlamda Nizam-ı Cedid kurulan düzenli orduya verilen isim. 1796 yılında Fransa'dan konuyla ilgili olarak top, humbara dökümcüsü, top kundağı ve tüfenkçi işçileri gelmişti. Yeniçeri ocağının çıkardığı Kabakçı Mustafa İsyanı sonucu ortadan kaldırılmıştır.

Dağılma Dönemi (1792-1918)[değiştir | kaynağı değiştir

]


Bu yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti, kaybettiği toprakları geri alarak Avrupa'da tutunmayı ve eski gücünü korumayı amaçlamıştır. Ancak bir süre sonra bu amacına ulaşamayacağını anlayınca elindeki toprakları koruma politikası izlemeye başlamıştır.

Modernleşme ve Birinci Meşrutiyet (1827–1878)[değiştir | kaynağı değiştir

]

 
Gazi Halife, Sultan III. Selim,Selīm-i sālis Han, سليم ثالث

Vaka-i Hayriye 1826 yılında Yeniçeri Ocağı kaldırıldı.

Bu yüzyılda Avrupa’dan geri kalındığı Pasarofça Antlaşması’ndan itibaren kabul edilmiş ve yapılan ıslahatlarda Avrupa örnek alınmıştır. Osmanlı Devleti Avrupalı devletlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından yararlanıp denge politikası izleyerek varlığını uzun süre korumuştur.

Gülhane Hatt-ı Şerif-î 3 Kasım 1839'da okunan Tanzimat FermanıOsmanlı-Türk tarihinde demokratikleşmenin ilk somut adımıdır. Sultan Abdülmecid döneminde Hariciye Nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa tarafından okunmuştur. Gülhane Parkı'nda okunması nedeniyle "Gülhane Hatt-ı Şerif-î" (Padişah Yazısı) veya "Tanzimât-ı Hayriye" (Hayırlı Düzenlemeler) olarak da anılır. Bu fermânla devlet kendisini yenilemesi gerektiğini söylemiştir.

 
I. Dünya savaşı öncesi Osmanlı Devleti ve sahip olduğu bölgeleri

Dağılmayı önlemek için Osmanlı devlet yönetiminde ıslahata yönelik çalışmalar yapılmış ise de, Avrupa'da çıkan isyanlar ve uzun süren Rus savaşları ile iyice yıpranmıştı. I. Dünya Savaşısonunda da dağılmaktan kurtulamamıştır.

Yıkılma Süreci, Kurtuluş Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurulması (1918-1923)[değiştir | kaynağı değiştir

]

Devlet yapısı[değiştir | kaynağı değiştir

]


 
I. Osman'dan V. Mehmed'e Osmanlı İmparatorluğu padişahları montajı.

Osmanlı İmparatorluğu varolduğundan beri mutlak monarşi ile yönetilirdi. Sultan hiyerarşik Osmanlı sisteminde ve siyasi, askeri, hukuki, sosyal ve çeşitli başlıklarda en üstteydi. Teorik olarak sadece Allah'a ve yerine getirmesi gereken Allah’ın yasaları (İslam’daki şeriat)'na sorumluydu. Onun ilahi görevi İran-İslam başlıklarına yansıtılan "Allah’ın yeryüzündeki gölgesi" (zill Allah fi’l-âlem) ve "yeryüzünün halifesi" (halife-i ru-yi zemin) olmaktı.[127] Tüm devlet dairesi onun hükmündeydi ve verdiği her karar ferman adı verilen kararnamede yayımlanırdı. Başkomutandı ve tüm yurttaki resmi unvanıydı.[128] 1453'te İstanbul'un Fethi’nden sonra kendilerini Roma İmparatorluğu'nun varisi olarak görürlerdi bu nedenle ara sıra Kayser ve İmparator unvanını kullanırlardı.[127][129][130] 1517’de Mısır’ın Fethi'nden sonra I. Selim, halife unvanını da benimsedi. Böylece evrensel Müslüman hükümdarı olduğunu iddia etti. Yakın zamanlarda Osmanlı hükümdarları tahta çıkmada Avrupa hükümdarlarının taç giyme törenine eşdeğer olarak Osman’ın Kılıcı ile kuşatılırdı.[131] Kuşatılmayan sultanın çocukları verasete uygun değildi.[132]

Teoride ve ilkelerde teokratik ve salt olmasına rağmen, uygulamada padişah’ın yetkileri sınırlıydı. Siyasi kararlarda hanedanın önemli üyelerinin görüş ve tutumlarını dikkate alırdı, bürokratik ve askeri kuruluşlarda aynı zamanda dini liderlerdi.[128] 17. yüzyıldan bu yana, imparatorluk uzun süren durgunluk dönemine girdi, bu dönemde sultanlar çok güçsüzleştiler. Birçoğu güçlü Yeniçeri Ocağı tarafından tahttan indirildi. Tahta geçmesi yasaklı[133] olmasına rağmen Harem-özellikle hükümdarın annesi (Valide Sultan olarak da bilinir)- sahne arkası önemli politik rollerde kadınlar saltanatı dönemi boyunca etkili oldu.[134]

Sultanların azalan güçleri ilk sultanların ve sonrakilerin saltanat uzunluklarının farklılığından dolayı kanıtlandı. I. Süleyman, imparatorluğu 16. yüzyılda doruk noktasına çıkaran, 46 yıllık saltanatı olan, Osmanlı tarihinin en uzunuydu. V. Murat, 19. yüzyıl gerileme dönemine hükmeden, kayıtlardaki en kısa saltanattı: saltanatı sadece 93 gün sürdü. Parlamenter monarşi, V. Murat'ın varisi II. Abdülhamit zamanında resmileşti.[135] 2009'dan beri Osmanlı hanedanının reisi Abdülmecit’in büyük torunu Bayezid Osman’dır.[136]

Divan-ı Humayun[değiştir | kaynağı değiştir

]


Osmanlı Devleti kurulduğunda bir divan vardı ve belli başlı üyeleri bulunmaktaydı. Bunlar: PadişahSadrazamVezir-i AzamRumeli ve Anadolu Kazasker'leri, DefterdarŞeyhülislamKaptan-ı Derya ve Nişancı idi.

Fatih Sultan Mehmet'ten sonra Vezir-i Azamların görüşlerini daha rahat söylemesi için padişahlar toplantıları arka tarafta bir bölümden izlemiş, divana Vezir-i Azam başkanlık yapmıştır. Bu meclis Osmanlı Devleti'nin yönetiminde Padişaha yardımcı olurdu.

Vezir-i Azam (Sadrazam): Padişahtan sonraki en yetkili devlet adamıdır. Padişahın mührünü taşırdı.
Vezir: Sadrazamdan sonraki en yetkili kişidir. Sadrazamın verdiği görevleri yapardı.
Kazasker: Anadolu ve Rumeli'de olmak üzere iki ayrı kazasker bulunurdu. Adalet işlerine bakardı. Ayrıca kadı ve müderrislerin atamasını ya da görevden alma işini yapardı. Bugünkü yargı görevini yaparlardı.
Defterdar: Anadolu ve Rumeli'de iki ayrı defterdar vardı. Rumeli'deki baş defterdardı. Maliye işlerini yapardı. Bugünkü Maliye bakanlığı görevini yürütürdü.
NişancıTapukadastro, fethedilen yerleri gelirlerine göre deftere kaydetmek işlerini yürütürdü.
Şeyhülislam: Devlet'te iken verilen kararların İslam'a uygun olup olmadığına karar verir, bu karara fetva denirdi. Sadrazamla eşit rütbedeydi. Şeyhülislam, divan aslî üyesi değildi, gerekli görülen konularda çağrılır ve fikri alınırdı.
Kaptan-ı Derya: Donanma ve denizcilikle ilgili işlerden sorumludur. İstanbul'dayken Divan toplantılarına katılırdı. Kaptan-ı Derya da aslî üye değildi, gerekli görülen konularda çağrılır ve fikri sorulurdu.

Divan-ı Hümayun II .Mahmud dönemi'de kaldırılarak yerine nazırlıklar (bakanlıklar) kuruldu.

İdari bölümler[değiştir | kaynağı değiştir

]


Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk idarî birimler olarak sancaklara bölünmüştü. Çoğu sancak, sancak beyi tarafından yönetilmekteydi. Bir kısmı ise şehzadeler, ve onların lalaları tarafından yönetilmekteydi. Sancaklar da kazalardan ve nahiyelerden oluşmaktaydı. Ülkenin genişlemesiyle, sancakların birleşimiyle oluşacak olan beylerbeyliği kuruldu. İlk kurulan beylerbeyliği, Rumeli Beylerbeyliği'dir. 16. yüzyıldan itibaren, beylerbeyliği kelimesi yerine eyaletkelimesi kullanılmaya başlandı. Eyaletler sâlyâneli (yıllıklı) ve sâlyânesiz (yıllıksız) olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı. Sâlyânesiz eyaletler HasZeamet ve Tımar olmak üzere üç dirlik arazisine bölünmüştü. Tımar dirliğinde, ordunun uzun süre ordusunun ana gücü olan Tımarlı Sipahiler yetiştirilmişti. Sâlyâneli eyaletler, genellikle devletin doğrudan kontrol edemediği, merkeze uzak eyaletlerdi. Bu eyaletler dirliğe ayrılmazdı; vergilerini doğrudan para olarak merkeze gönderirlerdi. Burada daimi Yeniçeri garnizonları olurdu.

19. yüzyılda eyalet yapısı değişmeye başladı. 1864 yılında eyalet sistemi tamamiyle yıkılarak, yerine vilayet sistemi getirildi. Bu sistem, cumhuriyet dönemindeki idarî bölünüşün temelini attı.

Hukuk[değiştir | kaynağı değiştir

]


Ana madde: Osmanlı hukuku
 
Kanun-ı EsasiOsmanlı'nın ilkanayasasıdır.

Devlet, varlığı süresince birçok hukuk düzenini sentezlemiş ve Osmanlı hukukunu oluşturmuştur. Kanun, genellikle laik bir düzene sahiptir. Ancak Şer'idini hukukla da uyumluydu.[137] Hukuk kuralları yerel özelliklere göre de esneklik gösteriyordu. Toprakların yönetimi ve sivil düzen konusunda yerel idareye haklar tanınıyordu. Böylelikle imparatorluk içindeki birçok unsurun adalet anlayışına cevap veriliyordu.[138] Beşeri ve Örfi hukuk olmak üzere iki tür hukuk vardır. Beşeri hukuk kanunlar çerçevesinde oluşan hukuk sistemidir. Örfi hukuk ise İslam dininin esasları üzerine kuruluydu.

Ordu[değiştir | kaynağı değiştir

]


Osmanlı ordu teşkilatı Anadolu Selçuklularıİlhanlılar ve Memluklular devletlerinin askeri teşkilat yapılarından belirli ölçülerde yararlanılarak kurulmuştur.

Osmanlı Devleti Ordusu'nun Başkomutanlık görevini Hakanlar yapmışlardır.

Yaya ve atlılardan oluşturulan ordunun atsız kısmı "yaya”, süvarileri ise "müsellem” şeklinde adlandırılmıştı. Kapıkulu Ocakları'nın kuruluşuna kadar savaşlarda fiili olarak hizmet gördüler.

Osmanlı Devleti'nin temeli atılırken süvari olan beylik kuvvetlerinin yerine vezir Alâaddin Paşa ile Kadı Cendereli Kara Halil'in tavsiyeleriyle Türk gençlerinden oluşan ayrı ayrı biner kişilik yaya ve müsellem isimleriyle muvazzaf ade ve süvari kuvveti kuruldu.

Kara kuvvetleri[değiştir | kaynağı değiştir

]


Ana madde: Osmanlı Ordusu

Yaya ve müsellemlerin temelini attığı ordu teşkilatı zamanla kuvvet ve sınıflara ayrılmıştır. Osmanlı ordusu başlıca 3 ana kuvvetten oluşmaktadır. Bunlar; Kapıkulu OcağıEyalet Askerleri veAkıncılardır.

Kapıkulu OcağıOsmanlı Devleti'nin daimi ordusunu oluşturan ve doğrudan padişaha bağlı olan yaya, atlı ve teknik sınıftan asker ocaklarına verilen addır. Kapıkulu ocaklarının kurulmasından önceki dönemde Osmanlı Devleti'nin askeri gücünü yayalar ve müsellemler oluşturuyordu.

Eyalet Askerleri, devletin Tımar'a ayrılmış bölgelerinde yetişmiş askerlerdi. Kapıkulu Askerleri gibi barış zamanında da askerlik yapmazlardı. Sadece savaş sırasında askerlik yaparlardı.

Donanma[değiştir | kaynağı değiştir

]


Osmanlı imparatorluğu'nun deniz kuvvetleri olan Donanma-yı Hümâyûn, XIV. yüzyılda kuruldu.[74][139] Osmanlı Devleti, 1323 yılında Karamürsel'i fethederek denize ulaştı, Karamürsel Beykomutasında ilk donanma oluşturuldu ve Kocaeli'nde yapılan savaşlarda denizden destek sağlandı.[140][141] 1327 yılında Karamürsel'de ilk Osmanlı tersanesi kuruldu ve böylece deniz gücünün kurumsallaşma çalışmaları başladı.[74] Osmanlı donanmasında hiyerarşik sisteme geçildi, ilk Derya Beyi (Donanma Komutanı), Karamürsel Bey oldu.[141] 1337 yılında Kocaeli ele geçirildi; böylece 1353 yılında gerçekleşecek olan Rumeli'ye geçişin önü açıldı.[74] Bundan sonra donanmanın merkezi sırasıyla İzmit, Gelibolu ve son olarak da İstanbul oldu.[74][142]

 

İstanbul'un fethinde II. Mehmed, donanmadan yararlandı.[142] Karadeniz'de ve Akdeniz'de etkisi artan Osmanlı donanması, Mısır seferinde Osmanlı kuvvetlerine lojistik destek sağladı.[74][142] 1538 yılında Preveze Deniz Muharebesi kazanıldı. Bundan sonra Cerbe Deniz Muharebesi de kazanıldı, Malta kuşatıldı ancak bir şey elde edilemedi. Osmanlı donanmasını büyütmek için birçok tersane kuruldu, ihtiyaç duyulan malzemeler Kocaeli'den, Biga'dan, Samsun'dan, Kastamonu'dan ve Aydın'dan getiriliyordu.[139][143] Kaptan-ı Deryalara gelenek olarak Cezayir beylerbeyliği verilirdi.[139] Tersane-i Amire'nin bulunduğu Kasımpaşa'nın inzibat sorumlusu donanma idi. Gelibolu, Akdeniz adaları ve İzmir'in bazı yerleri Osmanlı kaptanlarına dirlik olarak verilirdi.[144]

16. yüzyılda Hint Okyanusu'nda Portekiz Krallığı'na karşı Hadım Süleyman Paşa ve Piri Reis komutasında seferler düzenlendiyse de, Portekiz donanması üstün geldi ve Piri Reis idam edildi.[145] İnebahtı Savaşı'ndan sonra ağır kayıplar veren Osmanlı donanması, kayıplarını telafi etmeyi başardı.[146] Osmanlı İmparatorluğu, duraklama döneminden itibaren deniz ticaretinde Avrupalı devletlerden geri kaldı.[142] XVIII. Yüzyılda Mezomorto Hüseyin Paşa'nın girişimleri ile donanmada reform yapıldı.[74][139][A] Fakat denizlerde ciddi bir üstünlük sağlanamadı. 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın Kaptan-ı derya olmasıyla Bahriye Mektebi açıldı, burada modern eğitim verilmeye başlandı ve 1776 yılında Tersane-i Amire'nin yakınlarında ikinci Bahriye Mektebi olarak Hendesehane-i Bahri açıldı.[147] 19. Yüzyıl'da Osmanlı İmparatorluğu, Fransa'nın Mısır Seferi'nde İngiliz donanmasından yardım aldı. Bundan sonra III. Selim'in reformlarını devam ettiren II. Mahmut devrinde donanma, 1827 yılında Navarin'de imha edildi.[148] II. Mahmut döneminde ABD'li mühendislerin yardımlarıyla reformlar devam etti, Osmanlı tersanelerine modern deniz sanayi girdi ve dönemin en büyük savaş gemisi unvanını elinde tutan Mahmudiye de o dönemde denize indirildi. II. Mahmut'un ölümünden sonra bu mühendisler İstanbul'u terk etmek zorunda bırakıldı[148], tahta çıkan Abdülmecit döneminde, 1840 yılında Bahriye meclisi kuruldu ve modern donanma çalışmaları devam etti. İlk denizcilik şirketi Şirket-i Hayriye de bu dönemde kurulmuştu. Abdülaziz döneminde ise, 1867 yılında Bahriye Nazırlığı kuruldu. Abdülaziz döneminde devam eden reformlar ile yabancı ülkelerden çok sayıda modern savaş gemisi satın alındı. 1878'den itibaren II. Abdülhamit'in güvensizliği sonucu donanma, Haliç'te terkedildi ve denize açılmadı.[142][148] 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nda Osmanlı donanması kendini gösteremedi, 1909 yılında Donanma Cemiyeti'nin çabaları ile modern donanma çalışmaları halkın bağışlarıyla devam etti.[74][142] Bu cemiyetin çabaları ile çok sayıda modern savaş gemisi satın alındı, Alman subaylardan oluşan bir heyet ile reform çalışmaları canlandı. Trablusgarp Savaşı'nda ve Balkan Savaşları'nda Osmanlı donanması etkinlik gösterdi, fakat I. Dünya Savaşı'nda Ege Denizi'nde sınırlı faaliyet göstermek zorunda kaldı, Çanakkale Deniz Savaşları'nda başarılı oldu.[74][149] Donanma, I. Dünya Savaşı'nın ardından, Marmara Denizi'nde İtilaf kuvvetlerinin kontrolü altına girdi.[74]

Hava kuvvetleri[değiştir | kaynağı değiştir

]

 
I. Dünya Savaşında Osmanlı uçağı imalatı

Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa tarafından 1909'da ilk adım atılan Osmanlı askerî havacılığı, resmi olarak 1 Haziran 1911 tarihinde Fen Kıtaları Müstahkem Genel Müfettişliği 2. Şubesi bünyesinde Havacılık Komisyonu adıyla faaliyete geçirilmiştir. Havacılık Komisyonu'nun temellerini Fransa’dan satın alınan biri 25, biri de 50 beygirlik iki uçak oluşturmuştur.1912 yılında ise başlayan Balkan Savaşlarında, Deperdussin, Bleriot, Harlan ve Mars tipi uçaklarla Osmanlı tayyare bölükleri kendini mümkün olduğunca göstermiştir. Birinci Dünya Savaşı'nda, müttefik olunan Almanya'dan gizlice getirilen uçaklar ve düşmandan ele geçirilen uçaklar kullanıldı. Savaşın pek çok döneminde hava harekatı yetersizliklerden ötürü kısıtlandı, ancak yine de kayda değer uçuşlar yapıldı.

Toplum yapısı[değiştir | kaynağı değiştir

]

 
Surname-ı Vehbi'den çeşitli meslek erbabları, 1720, Topkapı Sarayı Müzesi

Ana madde: Osmanlı toplumu

Toplum asker ve reaya olmak üzere iki farklı tabakadan oluşmaktaydı. Asker dışındaki halk, "reaya", devlete vergi ödemekteydi.Osmanlı siyasal uygulamasında asker ve reaya kesin kurallarla ayrılmıştı.[150] Toplumsal köken, yetişme koşulları ve resmi görev bakımından askeri sınıf: kılıç ve kalem ehli olarak ikiye ayrılmaktaydı.[151]Halk ise müslüman ve müslüman olmayan "millet"lerden oluşuyordu.[152] Gayri müslimler ayrıca "cizye" vergisi ödemek dışında toplumdan bir ayrıma tabi değildi. Müslüman toplumun yaşantısı şeriat ile şekillenirken farklı milletlerin din ve örflerine göre mahalli yaşam tarzlarını koruma imkanı vardı.[153] Toplumu yönetenler ve yönetilenler olarak, art zamanlı şekilde, iki sınıfa ayırmak mümkündür. Sınıflar arası geçiş yasak değildir, ancak sınırlı tutulmuştur. Aşağıdaki ayrım 15. yüzyıldan Tanzimat Fermanı'na kadar toplumdaki hiyerarşiyi tarif eder.[154]

Ekonomi[değiştir | kaynağı değiştir

]


 
20 kuruş banknot (1852)

Son padişaha kadar bütün Osmanlı paralarının üzerinde Kostantiniye ibaresi kullanılmıştır. Kurtuluş Savaşı'nda Yunanların bunu ilk Doğu Romaİmparatoru I. Konstantin yerine Yunan Kralı I. Konstantin'i kastederek kullanmaları üzerine kullanılmasından vazgeçilmiştir.

Osmanlıda merkezi otoritenin her yerde etkin olmasını sağlayan, devlet hazinesinden para harcanmadan asker yetiştirilen ve toprağın işlenmesini de sağlarken en uç beylere kadar güvenliği taşıyabilen bir sistem vardi. Buna Tımar sistemi deniyordu. Reayaya verilen toprakları 3 yıl bekletmeksizin işlemesi ve kazancından bir kısmıyla da tımarlı sipahileri yetiştirmesi gerekiyordu. Böylece devlet hazinesi de azalmıyor, üstüne üstlük her an savaşa hazır asker yetişmiş oluyordu.[kaynak belirtilmeli

]

Osmanlıda ki bir başka yapı da taşraydı. Başkent dışındaki her yer taşra olarak isimlendiriliyordu.[kaynak belirtilmeli

]

Diplomasi ve Uluslararası İlişkiler[değiştir | kaynağı değiştir

]

 
1. Süleyman, elçi kabul ederken,SüleymannameMatrakçı Nasuh

Osmanlı'nın uluslararası ilişkileri kuruluşundan itibaren yoğun bir çaba gerektirmiştir. Türk egemenlik sahasının bir uç beyliği olarak yabancı unsurlarla sürekli irtibat halindedir. Klasik dönemde üç kıtaya yayılmış bir devlet olarak dış ilişkilerinde gelişme gösterme mecburiyeti görülmüştür. Beylik dönemlerinde diplomasi kurumsal bir hal almamıştır. Uzmanlaşmış birimler yoktur. Diplomatik görevleri nişancı yürütmektedir. 1453'te İstanbul'un fethi ile bütün Akdeniz havzası ile düzenli diplomatik ilişkilerin başladığı söylenebilir. J.C. Hurewitz, İstanbul’un fethedildiği ve akabinde ikamet elçilerinin kabul edildiği 1453’den, imparatorluğun yıkıldığı 1923’e kadar süren dönemdeki diplomasiyi dört dönemde inceler. Bunlar: 1.1453’den 1699’a, Karlofça Antlaşması’nın imzalanmasına kadar süren dönem. 2. 1699’dan 1793’e, ilk ikamet elçiliğinin açıldığı ve böylece sürekli diplomasiye geçilmesine kadar süren dönem. 3. 1793’den 1821’e, ikamet elçiliklerinin çalışmalarına ara vermesine kadar süren dönem.4.İkamet elçiliklerinin yeniden açıldığı 19. yüzyıl ortalarından, 1923'te cumhuriyetin ilanına kadar süren dönemdir.[155]

Demografi[değiştir | kaynağı değiştir

]


Osmanlı Devleti'nin beş yüz yıllık varlığının çoğunda toplam vatandaş sayısı kesin verilere dayanmamıştır. 1881'deki sayıma kadar nüfus bilgileri vergi mükelleflerinin genel nüfusa oranlanmasıyla belirlenmekteydi. Vergiden hariç bir yöntem de hanelerin sayılması idi. Her evde 5 hane halkının bulunmasına dayalı bir varsayım yapılabilmekteydi. Varsayımlara dayalı nüfus tahminlerine göre: 1520'de Osmanlı İmparatorluğu'nda 11.692.480 kişi yaşamaktaydı. 1683'te 30.000.000, 1856'da 35.350.000 nüfus olduğu düşünülmektedir.[156] İlk resmi sayım 1881–1893 arasında 10 yıl süren bir çalışmayla yapılmıştır. İlk defa bu sayım: vergi, askerlik ya da herhangi bir amaçla değil; demografik bilgi elde etmek için yapılmıştır. Nüfus: Müslüman,Yunan(Makedonlar, Anadolu Rumları, Pontus Rumları, Kafkas Rumları dahil), ErmenilerBulgarlarKatoliklerYahudilerProtestanlarLatinlerAsurlularÇingeneler gibi etnik, dini ve cinsel kategorilerde belirlenmiştir.Bu sayımda 17,388,604 olan nüfus, 1919 sayımında 14,629,000 kişi olarak belirlenmiştir.[157][158]

 

 

Dil[

değiştir | kaynağı değiştir

]

 
1896'daSelanik'te farklı alfabeleri içeren bir takvim

Devletin resmi dili Türkçedir. Uluslarası yazışmalar Türkçedir. Yerel yönetimlerde ise Türkçe ve bölgenin yerel dili resmi işlerde yürürlükte olan dildir. Bu diller Arapça, Arnavutça, Berberice, Boşnakça, Bulgarca, Ermenice, Farsça, Hırvatça, Kürtçe, Macarca, Rumca/Yunanca, Rusça, Sırpça ve birçok yerel dildir. Merkezi ilgilendiren konularda Türkçe, yereli ilgilendiren konularda yerel dil kullanılmştır.Bilim dili olarak Türkçe ve Arapça kullanılmıştır.Edebiyat dili olarak Türkçe ve Farsça kullanılmıştır.

Din[değiştir | kaynağı değiştir

]


Osmanlı Devleti'nde İslamiyet baskın din olmakla birlikte, İslam inancında "semavi dinler" olarak kabul edilen Musevilik ve Hıristiyanlık dinlerinin mensupları, millet sistemi sayesinde o dönemde batı ülkelerinde azınlık dinlerine gösterilen hoşgörünün üzerinde bir rahatlık içinde yaşamayı sürdürdüler. Hristiyanlığın Ortodoks ve Gregoryen kiliseleri millet sistemi içinde meşru bir şekilde örgütlenmiş durumdaydı. Bu inançlara mensup kişiler, kendi dini kurallarına göre yargılanırdı.

Buna karşılık millet sistemine dahil olmayan dinlerin, devlet içinde meşru bir varlığı bulunmuyordu.

İslam[değiştir | kaynağı değiştir

]


Ana madde: Hilafet
 
Şeyh-ül İslamİslam dini için en yüksek memurdur.

Hilafet veya Halifelik, İslami siyasi ve hukuki yönetim makamına ve yönetime verilen isimdir. Halife ise Hilafet makamındaki kişiye denir. İslamiyet Peygamberi Muhammed'in ölümünden sonra makam bir süre daha bir yönetim biçimi olarak varlığını sürdürmüş olsa da zamanla daha çok İslami bir toplumu veya İslam Devleti'ni vurgulamak için kullanılan bir terim olmuştur.

Halifelik daha çok müslümanların Sünnî kanadının temsilcisi olarak kabul görmüştür. Şiî kanadı büyük ölçüde Sünnî hilafet yönetimi altında yaşasa da Halife'yi kabul etmemişlerdir. Halifeliği Şiî'likteki ya daAlevilik'teki İmamet'ten farklı kabul etmek gerekir. İmamet teokratik bir özellik taşımasına rağmen, Halifelik teokratik bir özellik taşımamıştır. Halifeler yetkilerini saltanat dahi olsa Ümmet'in biat'ı ile devralmışlar, yönetim işlerini de büyük ölçüde danışmaya dayalı olarak yürütmüşlerdir. Bu anlamıyla teokratik olmaktan öte dünyevîdir.

Halife, ilk zamanlarda İslam toplumunda ilerigelenlerin seçimiyle başa geldiği halde, Emevi ailesine geçmesinin ardından saltanat şeklini almıştır. Abbasi Hanedanı'ndan gelen halifelerin 10. yüzyılda zayıflamasına kadar devlet başkanı görevini yürüten halife, bu dönemde siyasi gücün yerel hükümdarların eline geçmesinin ardından sadece ruhani önder veya İslami toplulukların onursal lideri haline gelmiştir. Abbasiler döneminde Bağdat'ta yaşayan halife, Moğolların 1258 yılında Bağdat'ı yağmalamaları sonucunda Mısır'a Memluk himayesine kaçmış, 16. yüzyılın başında Yavuz Sultan Selim'in Memluklar'a son vermesiyle birlikte İstanbul'a taşınmıştır. Daha sonra Osmanlı Hanedanı'na geçen halifelik, 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla fiilen hilafetin olmamasına rağmen resmen halifeliğin varisi Türkiye olmuştur. 3 Mart 1924 tarihinde laiklik ilkesi gereğince halifelik Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından resmen kaldırılmıştır.

Musevilik ve Hristiyanlık[değiştir | kaynağı değiştir

]

İslam inancında "semavi dinler" olarak kabul edilen Musevilik ve Hıristiyanlık dinlerinin mensupları, millet sistemi sayesinde o dönemde batı ülkelerinde azınlık dinlerine gösterilen hoşgörünün üzerinde bir rahatlık içinde yaşamayı sürdürdüler. Hristiyanlığın Ortodoks ve Gregoryen kiliseleri millet sistemi içinde meşru bir şekilde örgütlenmiş durumdaydı. Bu inançlara mensup kişiler, kendi dini kurallarına göre yargılanırdı.

Misyonerlik faaliyetleri[değiştir | kaynağı değiştir

]


1820 yılında başlayan ve Kurtuluş Savaşı'na sonuna kadar süren zaman içerisinde Osmanlı Devleti'nde misyonerlik faaliyetleri çok hızlı bir şekilde gelişmiştir. Misyonerlik faaliyetlerini bu denli başarılı olmasında şüphesiz Osmanlı Devleti'nin Islahat Fermanı ile verdiği ayrıcalıklar, kapitülasyon anlaşmaları ile verilen ayrıcalıklar ve Osmanlı Devleti'nin bölgelerine ilgi göstermemesi etkili olmuştur. Başlangıçta kendilerine Anadolu'da hedef bulamayan misyonerler daha sonra Ermenilere odaklanıp çalışmalarında başarılı olmuşlardır. Açtıkları okullardan mezun olanların başarılı olmaları bu okulların etkilerini artırmıştır. Hatta zamanla Müslüman Türkler dahi çocuklarını bu okullara göndermişlerdir.

Misyonerlerin genel hedef kitleleri, İslamiyet'in yaygın olduğu bölgeler olmuştur. Bu çalışma Osmanlı Devleti ile sınırlı kalmayıp Afrika Kıtası, Arap Yarımadasıİran ve Orta Asya halklarına yönelik bir çalışmadır.

Ulaşım ve Haberleşme[değiştir | kaynağı değiştir

]

 
20. yüzyılda büyük masraflarla yapılan Hicaz Demiryolu

Ulaşım aracı sanayi emperyalizmine kadar deve ve yelkenli gemidirUlaşım teknolojisinin ilkelliği nedeniyle büyük şehirler 19. yüzyıl ortalarına kadar zaruri maddelerin temininde de­vamlı sıkıntı çektiler. Bu konuda değişmeler tarımda, ulaşımda başlayan yavaş çağdaşlaşma ile paralel gitti. Gelişmiş taşıma araçları(araba gibi) kullanılmadığından inşaatta da hafif ve niteliksiz gereçler kullanılmıştır. 16. yüzyılda İstanbul'a gelen Alman seyyah Schweigger: "Evleri ağaç ve kerpiçtendir. Buna rağmen bizdeki bina­lar kadar pahalıya mal oluyor." demiştir.[159] Osmanlı coğrafyasının genişliği ve bakım için gerekli emtianın sağlanamaması atlı ulaşımdansa, devenin tercih edilmesine neden olmuştur. 19. yüzyıla dek de ulaşım ve haberleşme organik güce dayanmıştır. Haberleşme ve posta örgütleri, daha sonra telgraf döşenen yerler hariç at, deve; dağlık yerlerde de yaya ulaklar kullanıyordu. Menzil teşkilatı da denen bu örgüt ulak ya da tatar adı verilen memurlara sahipti. Tatarlardan oluşan bir haberleşme örgütü bu dönemin en etkin kurumudur[160] Tatarlarının görevi, devletle ordu arasındaki haberleşmeyi sağlamaktır. Bu teşkilat II. Mahmud döneminde (1574-1595) kaldırılarak yerine menzil teşkilatı kurulmuştur. I.Abdülhamit döneminde ise tatarlar bir disipline bağlanarak Tatarân ocağı oluşturulmuştur. Posta tatarlarıyla haberleşme 1840 yılına kadar sürmüş ve sivil postacılığa kadar Osmanlı'da haberleşmenin ana ögesi olmuştur.[161] İlk Posta Teşkilatı 23 Ekim 1840 tarihinde Abdülmecid tarafından Nezaret isminde kurulmuştur. 1840-1842 yılları arasında ilk Posta Nazırlığını Ahmet Şükrü Bey yürütmüştür. Posta Nezareti kurulduktan önemli merkezlerde postaneler açılmıştır. İlk postane İstanbul’da Yeni Cami avlusunda Postahane-i Amire adı ile açılmıştır. 16 Kasım 1840 tarihinde de I.Posta Kanunu ilan edilmiştir.[162]

Ulaşım ve haberleşmede devrim niteliğindeki iki gelişme: Telgraf ve demiryolu merkezi idareyi de güçlendirmiştir. Özellikle telgraf Avrupa devletlerine paralel bir gelişme göstermiş, telgraf ve posta personeli iyi yetiştirilmiştir. Haberleşme imkanları Osmanlı İmparatorluğu'nun ve sonra da Cumhuriyetin ülke üzerindeki süratli kontrolünü, sağlayan müesseselerin başında gelir.[163] Demiryolu, idarenin umut bağladığı, fakat mali kriz yaratan ve dış borçlanmayı arttıran bir araç oldu. Muhtelif ulusların şirketleri tarafından döşendiklerinden, demiryolu hatları Anadolu kıtasında birbirlerini tamamlayan bir ağ meydana getiremediler ve daha döşendiklerinden itibaren gerileyen bir teknoloji ile kurulan bu demiryolu ağı asrımıza bir problem olarak devredildi. Demiryolları, özellikle 19. yüzyılın son çeyreğinde bir yandan zirai hasılayı arttıran, Anadolu kıtasına muhacirlerin iskanını kolaylaştıran ve asayişin kurulmasına yardımcı olan bir araçtır.[164]

Eğitim[